Osmanlı taşra yönetimi on dokuzuncu yüzyılda köklü bir değişim geçirdi ve bu değişimin sancak düzeyindeki görünür yüzü mutasarrıflar oldu. Amasya, Sivas'a bağlı önemli bir sancak olarak bu düzenin içinde yer aldı; şehrin başına gelen mutasarrıflar, merkezden gelen reform talimatlarını dar bir vadiye sıkışmış, kalabalık ve köklü bir şehre uygulamak zorundaydı. Arşiv belgelerinin en çok konuştuğu alan hükümet konağının yapımıdır ve anlatının ağırlığı da oradadır; Ziya Paşa ile saat kulesi ise yalnızca ilgili oldukları yerde kısaca anılacaktır.

Mutasarrıflığın Hukuki Çerçevesi

Mutasarrıf sözcüğü Osmanlı'da uzun zaman bir makamı ya da geliri tasarruf eden kişi anlamına geldi; sancağa gönderilen idareci anlamını ise on yedinci yüzyıl başından itibaren kazandı. Klasik dönemde sancaklar şehzadelere ve sancak beylerine verilirdi. Amasya için bu ayrım ayrıca önemlidir, çünkü şehir on altıncı yüzyıl ortalarına kadar şehzadelerin idari tecrübe kazandığı başlıca merkezlerden biriydi. Şehzade Mustafa'nın katlinden sonra Amasya bu özelliğini yitirdi ve merkezden atanan sancak beyleri tarafından yönetilmeye başladı. TDV İslâm Ansiklopedisi, Amasya'nın bu geçişini ve on dokuzuncu yüzyıl sonlarında Ziya Paşa'nın burada kısa süre mutasarrıf olarak bulunduğunu kaydeder.

Tanzimat'la birlikte mutasarrıfın görevi yeniden tanımlandı. Merkez, Tanzimat usulünün eksiksiz uygulanmasını ve her sınıf ahaliye eşit davranılmasını istiyordu. 28 Kasım 1852 tarihli bir fermanla düzenlenen vali ve mutasarrıf yetkileri 22 Eylül 1858 tarihli bir talimatla genişletildi. Sancak yönetiminin mutasarrıfa bırakılması ise 1864 Vilayet Nizamnamesi ile kesinleşti; 1871'de yayımlanan İdare-i Umumiye-i Vilayet Nizamnamesi bu çerçeveyi geliştirdi ve özellikle maaş ile harcırah konusunu düzenledi. Nizamnameye göre vilayeti vali, livayı yani sancağı mutasarrıf, kazayı kaymakam, köyü muhtar yönetecekti. Mutasarrıf livada valinin temsilcisiydi ve genel idare ile asayişten birinci derecede sorumluydu; yemin ederek göreve başlar, sancağın bütçesini hazırlayıp vilayet aracılığıyla merkeze gönderir, onay çıkana kadar eğitim ve sağlık gibi acil ihtiyaçlar dışında harcama yapmazdı. Sancak dahilindeki belediyeleri denetler, ödeneği çıkan her inşaat ve onarıma nezaret eder, her yıl livayı gezip teftiş ederdi. Görevden ayrılırken yaptığı işleri ve yapılması gerekenleri anlatan bir rapor sunması da beklenirdi.

Mutasarrıfın yanında, onun başkanlığında toplanan bir sancak idare meclisi bulunurdu. Amasya'da bu meclisin 1870'ten itibaren kurulduğu görülür. 1870 tarihli kayıtta reis olarak mutasarrıf, tabii üyeler olarak hâkim (naib), müftü, muhasebeci ve tahrirat müdürü, ayrıca halkın ileri gelenleri arasından seçilen bir Müslüman ile bir gayrimüslim üye yer alır. Seçilmiş üyelerin sayısı nizamnameye göre dört olmalıydı; bu listede ikisinin görünmesi, kaydın eksik tutulmuş olabileceğini düşündürür ve nitekim 1875'te seçilmiş üye sayısı iki Müslüman ile iki gayrimüslim olmak üzere dörde çıkar. Meclisin görev alanı sancağın idari, mali, bayındırlık, eğitim, tarım ve ticaret işleriyle idari uyuşmazlıkların çözümüydü. Bayındırlıkla ilgili her karar, yani konak, mektep ve yol yapımı, bu meclisin masasından ve mutasarrıfın imzasından geçerdi.

Amasya Sancağının İdari Yapısı

Amasya on altıncı yüzyıldan beri Sivas eyaletine bağlı bir sancaktı ve bu bağ Osmanlı'nın sonuna kadar sürdü. Sancağın içindeki idari bölünme ise on dokuzuncu yüzyıl boyunca sık sık değişti. 1838 kayıtlarında sancağa Amasya, Erbaa, Havza, Zeytun, Zile, Osmancık, Gelgiras, Köprü, Gümüş, Lâdik, Mecidözü ve Merzifon kazaları bağlıdır. 1844'te listede Çorum, İskilip ve Saz gibi adlar da görünür, 1855'te Aşiret-i Çorum eklenir. 1871 nizamnamesinden sonra düzen Amasya, Osmancık, Zile, Lâdik, Merzifon, Maden-i Sim, Mecidözü, Köprü ve Erbaa kazaları olarak yeniden kuruldu. Aynı yıl nizamnamenin getirdiği nahiye birimi de sancakta uygulanmaya başlandı ve 1871'de yedi kazaya bağlı yirmi dört nahiye sayılır.

Değişiklikler sonraki yıllarda da sürdü. 1881'de Erbaa ve Zile coğrafi yakınlık gerekçesiyle Tokat sancağına bağlandı ve Amasya'nın kaza sayısı yediye düştü. 1883'te Havza kazasının kurulmasıyla sayı sekize çıktı. 1894'te Maden-i Sim kazası Gümüşhacıköy adını aldı. 1896'da Osmancık Amasya'dan ayrılıp Çorum sancağına verildi, 1912'den sonra ise Mecidözü de aynı yolu izledi. Böylece sancağın sınırları daraldı. Tanzimat'ın kâğıt üzerinde kurduğu düzenli hiyerarşi Amasya'da sürekli yeniden çizilen bir haritaya oturuyordu ve mutasarrıfların kararları, kaymakamlar aracılığıyla her yıl farklı sayıda kazaya ulaşıyordu.

Sivas vilayet salnameleri sancaktaki dairelerin ve personelin dökümünü verir. 1881'de Amasya sancağında 688, 1903'te 655, 1907'de ise 702 kadar görevli çalışıyordu ve bu personelin kabaca üçte ikisi merkez kazada toplanmıştı. Gayrimüslim görevlilerin oranı yüzde dokuz ile on iki arasında kaldı; mühendislik, hekimlik ve eczacılık gibi teknik işlerde, belediye ve idare meclislerinde, kimi zaman da mülki amir olarak kaymakamlıkta görev aldılar. Merzifon kazasında 1911'de Kostantin Efendi, 1913'te Bedros Efendi kaymakam olarak görünür. Mutasarrıf bu kalabalık bürokrasinin başındaydı ve işlerini ona dayanarak yürütürdü.

Şehrin On Dokuzuncu Yüzyıldaki Durumu

Mutasarrıfların çalıştığı şehir, Yeşilırmak'ın kayalık bir vadide ikiye böldüğü, gelişmeye pek elverişli olmayan bir yerleşimdi. TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre Amasya on dokuzuncu yüzyılda fiziki bakımdan çok büyümedi, nüfusu ise yirmi beş otuz bin civarına yükseldi ve mahalle sayısı otuz altı kadar oldu. Ziya Paşa'nın göreve geldiği yıllarda yaşanan iktisadi buhran, Fransız seyyah Georges Perrot'nun 1861 gezisinde de not ettiği bir durumdu. Aynı Perrot, Amasya'yı Anadolu'nun Oxford'u diye anar ve medreselerde iki bine yakın öğrencinin okuduğunu yazar.

Ekonomik canlılık da vardı. İpekçilik on dokuzuncu yüzyıl başlarından itibaren önemli bir geçim kaynağıydı. 1863'te Mısır'dan getirilen pamuk tohumunun denendiği pilot bölgeler arasında Amasya da yer aldı ve pamuk üretimi için girişimlerde bulunuldu. Şehrin ticari canlılığı ve sahile yakınlığı yüzünden 1864'te her yıl 15 Aralık'ta başlayıp ayın sonuna kadar süren bir panayır kuruldu. Cuinet'nin on dokuzuncu yüzyıl sonunda verdiği bilgiye göre Amasya'da 2500'e yakın dokumacı vardı. Mutasarrıfların bayındırlık ve imar gayretleri bu ekonomik zeminde okunmalıdır: yeni yollar, çarşı düzenlemeleri ve bedesten, ticarete elverişli bir şehir imajını güçlendiren yatırımlardı.

Eski Konak ve Yeni Bir Hükümet Binasının Gerekçesi

On dokuzuncu yüzyıla kadar yönetim için ayrı bir kamu binası yapılmamıştı. Atanan valiler ve mutasarrıflar kendilerine ayrılan ya da kiralanan bir konakta otururdu; bu konak aynı zamanda kapı halkının barındığı ve devlet işlerinin yürütüldüğü yerdi. Tanzimat'ın yeniden yapılanmasıyla birlikte hükümet konağı denen ayrı bir yapı türü ortaya çıktı. İçinde adliye, zaptiye, bayındırlık, ticaret ve ziraat, maarif, defterdarlık gibi birimler bulunur, çevresinde belediye, postane, saat kulesi, telgrafhane ve hapishane gibi yapılar yer alırdı. Amasya'da da bu düzen kuruldu ve hükümet konağı, çevresindeki yapılarla birlikte şehrin kamusal meydanını oluşturdu.

Amasya'da on dokuzuncu yüzyıl ortasında kullanılan konak ahşap ve kerpiçten bir yapıydı ve muhtemelen mevcut bir konutun hükümet konağı olarak kullanıma verilmesiyle ortaya çıkmıştı. 1848 tarihli bir belgede binanın onarıma muhtaç olduğu, keşfe göre onarımın 38 bin kuruşa mal olacağı bildirilir. Bu miktar fazla bulunmuş ve konak oturulamayacak durumdaysa uygun bir yerin kiralanması istenmiştir. Buna rağmen yapı yaklaşık on beş yıl daha kullanıldı. 1864 başında konak, belgelerin deyişiyle zamanın geçmesiyle çökmeye yüz tutmuştu. İçinde taş yapı bulunmadığı için kalemlerin evrak ve defterleri belli bir uzaklıktaki bir taş handa saklanıyor, küçük onarımlar, sandık ve evrak odası kiraları ve evrak sandıklarının her gün taşınması için her yıl yirmi bin kuruş harcanıyordu. Aynı yerde bulunan hapishane de kötü durumdaydı.

Yazışmalarda yeni binanın gerekçesi yalnızca zorunluluk olarak değil, görünüm kaygısıyla da anlatılır. Amasya, Samsun'dan Anadolu'ya gidecek yolcuların ilk karşılaştıkları büyük şehirdi ve hükümet mahallinin çirkin görünmesi uygun bulunmuyordu. Bunun üzerine plan ve keşif defteri hazırlandı. Tasarlanan konağın alt katı taş duvarlı, üst katı ahşap olacak, dışı halis harçla sıvanacak, doğrama ve tavanlar boyalı yapılacaktı. İçine tapu kalemi, ticaret mahkemesi ve evkaf müdürlüğü gibi birimler yerleşecekti. Aynı alana taş duvarlı iki koğuşlu bir hapishane, üstünde zaptiye koğuşu bulunan bir birim, zaptiye hayvanları için ahır, akçe ve evrak saklamak için kârgir iki odalı bir bölüm ve ahşap bir telgrafhane de yapılacaktı. Bütün bu birimlerin çevresi taş bir duvarla korunacak, eski konak yıkılıp kerestelerinden işe yarayanlar yeniden kullanılacaktı.

Maliyet, Münakasa ve Finansman

Uzmanlarca yapılan keşfe göre yeni konağın bedeli 213 bin küsur kuruştu, tam olarak 213 bin 990 kuruş. Açılan münakasada iş 23 bin 990 kuruş eksikle, 190 bin kuruşa Ali Efendi adlı müteahhidin üzerinde kaldı. Paranın nasıl bulunacağı da yazışmalarda ayrıntılı biçimde açıklanır. Kırk bin kuruş, şehrin kenarında saray yeri diye anılan, on beş yirmi bin zira kadar tahmin edilen devlet arsasının ev yapılmak üzere parça parça satılmasıyla karşılanacaktı. Elli bin kuruşun ise maliye sandığından verilmesi isteniyordu; geri kalanın bir bölümü ahaliden toplanacak yardımlarla çıkarılacaktı. Yeni konak yapılırken evrak ve meclis odalarının geçici barınağı için de nehrin karşı yakasında büyük bir ev aylık beş yüz kuruşa kiralandı ve bu kiranın hazinece kabul edilmesi ayrıca talep edildi.

Acele edilmesinin nedeni, Amasya'daki 1864 kışının çok sert geçmesiydi. Konağın arkasındaki dağda sürekli donlar yüzünden büyük bir kaya parçası ana kütleden ayrılmış, çözülmelerle birlikte düşme tehlikesi doğmuştu. Birkaç taşçı gönderilip barutla parça parça koparılmasına karar verildi. Düşen parçalar ticaret mahkemesinin ve zaten oturulamayacak halde olan zaptiye koğuşlarının kiremit ve camlarını kırdı. Bina bu sırada tamamen boşaltıldı. Yazışmalarda yeni konak yapmanın önceden vacip iken artık farz olduğu söylenir. Harap enkazın çürüyüp telef olması, kışın yaklaşması ve hasarlı hapishaneden mahpusların kaçma ihtimali de gerekçeler arasında sayılır. Mukavelede enkaz müteahhide bırakıldı.

Mutasarrıflık, 1864 içinde bu işe ve açılacak yollara nezaret edecek uygun bir ebniye mühendisinin gönderilmesini istedi. İnşaata 1864 yazının sonunda başlanmış olmalıdır. Hükümet konağıyla birlikte hapishane, ahır, kârgir evrak odası ve telgrafhanenin belirlenen bedelle, mahalle meclisi aracılığıyla yaptırılması ve iş bitince gerekli defterin düzenlenip gönderilmesi istenmişti. Finansmanın bir bedeli de vardı: 1866'da hükümet konağı ile saat kulesi masrafından otuz bin kuruşun Merzifon halkından iane olarak toplandığı, kırk bin kuruş daha istendiği, ancak bunun bağışlanmasına karar verildiği kaydedilir. Halktan toplanan para, sonraki bölümde anlatılan tartışmanın da konusudur.

Kitabe, Tefrişat ve İkinci Keşif

10 Kasım 1864 tarihli bir yazıda, konağın yapımına başlandığı ve yakında tamamlanacağı bildirilir. Som kârgir kapının üstüne konacak padişah tuğrasının altına bir tarih yazılacak, hazırlanan tarih kıtası da uygun olup olmadığı sorularak gönderilmiştir. Kıtayı Ziya Paşa'nın kaleme aldığı belirtilir. Metin, Sultan Abdülaziz'e dua ve övgüyle başlar, Amasya'nın onun döneminde mamur kılındığını söyler ve son beyitte hükümet kapısının adalet kapısı olduğunu, hak sahiplerinin gelmesi gerektiğini bildirir; kıtanın tarihi 1281'dir (1864). Kitabe büyük boyutluydu, kapı kemerinin üstüne konmuştu ve konağın eski fotoğraflarında seçilebilir.

Konak yapılırken tefrişine dair yazışmalar da yürüdü. 1864 sonunda mefruşat ve diğer malzeme için elli bin kuruş istendi; bu miktar fazla bulundu ve tasarruf kurallarına uyulması istendi. Mutasarrıflık, yapının dost düşman gözünde beğenilecek biçimde yapıldığını, istenen tutarın zaten asgari olduğunu savundu ve livâ meclisi ile uzmanlar eliyle yeni bir keşif defteri hazırlattı. Buna göre üst katta on bir, alt katta on oda için kalın Nemçe bezi, kapı ve pencere perdeleri, minder ve yastık kılıfları, meclis ve mutasarrıf odaları için kışlık perdeler ve Zile panayırından alınacak yirmi üç kilim gerekiyordu. Toplam gider 49 bin 382 kuruş olarak belirlendi. Kalemler, konağın iç mekânının nasıl düşünüldüğünü gösterir: meclis ve mutasarrıf odaları, kalem odaları ve misafir divanhaneleri döşenecek, kış için ayrıca perde hazırlanacaktı.

Konak, bir yıl gibi kısa bir sürede, 1865 sonunda bitirilmiş olmalıdır. Tamamlandıktan sonra yapılan ikinci keşif 1866 başında mühendis Hasan Bahri Bey tarafından hazırlandı. Keşifnamede yirmi oda, bir meclis odası, bir büyük üst ve iki alt divanhane, üç uşak odası, dört bodrum odası, iki mağaza, bir depo ve bir evrak mahzeni sayılır. Konağın avlusunda hapishane ve zaptiye koğuşları vardır; dağ ve ırmak tarafında bir koruma duvarı çekilmiş, nehir kıyısında rıhtım düzenlemesi yapılmıştır. Yanında yirmi bin kuruş masrafla bir de saat kulesi kurulmuştur. Böylece Yeşilırmak kıyısında, bugünkü valilik binasının yerinde, hükümet konağı, hapishane ve saat kulesinden oluşan bir kamu meydanı ortaya çıktı. Yapı ahşaptı. Bu özelliği, dönemin kârgir hükümet konakları arasında onu bir istisna yapar; plan şeması da dönemin kamu binalarında yaygın olan yatay gelişen kârgir örneklerden farklıydı ve büyük konutlara yakın duruyordu.

Ziya Paşa Dönemi ve Yerel Güçlerle Gerilim

Bu yapıların arkasındaki mutasarrıf, 1863'te Amasya'ya atanan Ziya Paşa'ydı. Görev süresi kaynaklarda bir buçuk yıl ile iki yıl arasında değişir; kesin olan, 1865'te Canik mutasarrıflığına nakledildiğidir. TDV'ye göre Amasya'nın merkezine ve beş kazasına altı hükümet konağı, altı mektep, bir idadî, altı saat kulesi, bir hapishane binası, bir bedesten ve iş yerleri yaptırdı, şehir merkezinde yeni yollar açtırdı; bu çalışmalar Amasya ıslahatı olarak anıldı. Sancağın ileri gelenlerinin hazırladığı bir mazbata, Ziya Paşa'dan önce şehrin harap, yerel gelirinin zayıf, eşkıyasının bol ve işlerinin gevşek olduğunu, sonrasında ise imar işlerinin yürüdüğünü, gelirin arttığını, emniyet ve asayişin sağlandığını anlatır. Konağın büyüklüğü ise dönemin devlet teşkilatına göre fazla bulunup eleştirildi; Ziya Paşa'nın resmi dairelerin bu binaya sığmayacağı yanıtını verdiği aktarılır.

Halil İnalcık, Kenan Akyüz'ün yayımladığı belgeleri değerlendirirken sorunun kaynağını açıkça koyar. Bayındırlık işleri için para gerekiyordu, merkezi hazine bunu karşılayamıyordu ve gider yerel salmalarla çıkarılıyordu. Ziya Paşa da aynı yola başvurdu, yerel ileri gelenlere ve ulemaya mali yükler bindirdi, bu salmaları halka da yaydı. Karşı çıkanlar arasında Zile'de yirmi iki yıl müftülük yapmış olan Lûtfullah ile Zile eşrafından Hacı Hasan Ağa vardı; TDV, aynı olayda Zile müftüsünün adını Feyzullah Efendi olarak verir. Arkalarında Amasya'nın belli başlı hanedanları, vücûhu, ulemaları ve tüccarları bulunuyordu. Mutasarrıf bunların servetinin meşru yoldan edinilmediğini ileri sürüyor, hatta hapse atmaya kadar gidiyordu. Onlar da mutasarrıfı kanunsuz yoldan salma toplamakla ve toplanan paranın bir bölümünü zimmetine geçirmekle suçladı. Halkın arasında kargaşa çıkabileceğini Babıâli'ye bildirmeleri üzerine Ziya Paşa Canik'e nakledildi.

İnalcık bu çekişmeyi tek taraflı yorumlamaz. Ona göre Ziya Paşa'nın başvurduğu yöntemler tamamen eski valilerin yoluydu ve yerel zenginleri, çoğu zaman da halkı rahatsız ediyordu. Öte yandan hanedan ve vücûh olarak anılanlar taşra hayatına hâkim olan eski ayân sınıfıydı; Tanzimat'ın getirdiği taşra meclisleri çoğu yerde onların etkisi altına girdi ve kendi çıkarlarına dokunan merkez memurlarına karşı kendilerini halkın ve şeriatın koruyucusu olarak göstermekte ustaydılar. Ziya Paşa'ya göre müftü, görünüşte müftülük, gerçekte hem valilik hem müdürlük hem kadılık yapıyordu. Perrot da 1861 seyahatinde ayânın halk için merkezin keyfi yönetimine karşı yararlı olduğunu yazmıştı. Amasya'daki mücadele böylece, Tanzimat devletinin taşrada kendi gelirini ve otoritesini kurmaya çalışırken yerel güçlerle nasıl karşı karşıya geldiğinin belgeli bir örneği olarak okunur.

Mektepler ve Maarif Teşkilatı

Eğitim alanındaki girişim, şehrin medrese geleneğiyle yeni devlet okulları arasındaki geçişi gösterir. Türk Maarif Ansiklopedisi'nin aktardığı bilgiye göre Amasya mutasarrıfı Ziya Paşa 1865'te Alaca Yahyâ Medresesi'ni yıktırıp yerine bir rüştiye mektebi yaptırdı; aynı maddenin başka bir yerinde Maarif Nezareti'nin 1864'te Alaca Yahyâ Medresesi'ni yıkarak yerine rüştiye yaptırdığı yazılır. Aynı kaynak, 1754'te ahşap olarak yapılmış Narlı Bahçe Medresesi'nin de 1865'te Ziya Paşa tarafından yıktırıldığını ekler. Tarih ve medrese adındaki bu ayrılık, olayın kaynaklarda farklı biçimlerde anlatıldığını gösterir.

1870 tarihli Sivas Salnamesi'ne göre Amasya'da yirmi yedi ilkokulda 718 Müslüman öğrenci okuyordu. Ermenilere ait bir sıbyan okulunda 195 öğrenci vardı, şehirdeki otuz bir medresede ise yirmi altı hatip, yirmi üç imam, kırk dört müderris ve 278 öğrenci kayıtlıydı. 1892 salnamesine göre Amasya'da bir rüştiye ve dört ilkokul açılmıştı. Mekteb-i İdadi ise on dokuzuncu yüzyıl sonunda Sivas vilayetinde yalnızca üç şehirde, Sivas, Amasya ve Tokat'ta bulunuyordu. Amasya idadisinde öğrenci sayısı 1898'de 91, 1899'da 72, 1900'de 111, 1901'de 121 ve 1903'te 97 olarak kayıtlıdır; 1903'te bunların dokuzu gayrimüslimdi. Müfredatta hendese, usul-i defterî, coğrafya, ahlak, din bilgisi, hesap, Fransızca, Türkçe, resim, hat ve Farsça gibi dersler vardı. Amasya sancağı ayrıca vilayetteki on yedi kütüphanenin onuna sahipti.

Saat Kulesi

Mutasarrıfların şehre bıraktığı yapılardan görünürlüğü en yüksek olanı saat kulesidir. Ziya Paşa'nın 1865'te yaptırdığı kule, hükümet konağının yanında, aynı kamu meydanının parçası olarak inşa edildi ve yirmi bin kuruş masrafla ahşap olarak kuruldu. Kısa süre sonra bir yangında hasar gördü, 1938 depreminde yeniden zarar gördü ve 1940'larda yenisinin yapılması düşüncesiyle yıktırıldı; kimi kaynaklar tarihi Şubat 1940 olarak verir ve yıkımı yeni köprü çalışmalarıyla ilişkilendirir. Bugünkü kule 2002'de aslına uygun olarak yeniden yapıldı; kare planlı bir kaide üzerinde silindirik gövdeli, kesme taştan, üstünde ahşap petek biçiminde bir bölüm bulunan, minare biçimli bir yapıdır.

Konağın Sonraki Yıllarındaki Bakım Yazışmaları

Yapılar kadar onların bakımı da mutasarrıflık yazışmalarının büyük bölümünü oluşturdu. 1888'de konağın içinin ve dışının boyatılması gündeme geldi. Sivas vilayet meclisinden gönderilen mazbataya, keşfe göre 16 bin 445,5 kuruşluk masrafı hazinenin karşılayamayacağı, iç tarafın boyatılmayıp yalnızca dışın boyatılması ve yeniden keşif ile münakasa yapılması yanıtı verildi. Yazışmalar 1889 ve 1890'da sürdü. 1892'de Dahiliye Mektubi Kalemi, Amasya'da bu işi yapacak nakkaş bulunmadığını, nakkaşların yol parası ve boya malzemesi için üç bin kuruş gerektiğini Sivas vilayetine bildirdi. 1894 başında ise, inşadan bu yana yirmi sekiz yıl onarım görmeyen ahşap yapının harap olmakta olduğu, bu yıl onarılmazsa çok daha büyük bir masraf çıkacağı yazılır; altı yedi bin liraya yapılmış böyle büyük bir binanın bu halde bırakılmasının kabul edilemeyeceği vurgulanır. Daha önce verilen sekiz bin kuruşluk izin süre geçtiği için kullanılmamıştı ve boya, zift ve bezir yağının İstanbul'dan, mümkünse Tokat'tan getirilmesi öngörülüyordu.

Evrak güvenliği de ayrı bir derttir. 1890'da konakta kârgir bir mahzen yapılması için 24 bin 307 kuruşluk bir masraf gündeme geldi. 1894'te ahşap binada evrakın bulunmasının sakıncalı olduğu belirtilerek taş handan şehrin 130 kuruşuna bir oda kiralanıp evrak mahzeni olarak kullanılması, konakta bir mahzen odası yapılması için de izin verilmesi istendi. 1898'de konağın yakınında bir evrak mahzeni yapımı yeniden yazışmalarda görünür ve bu işin de uzun sürdüğü anlaşılır. Hapishane konusunda ise konağın avlusundaki bina, on dokuzuncu yüzyıl sonlarından itibaren ihtiyacı karşılayamaz hale gelmiş, çözüm arayışları sürmüştür. 1916'da konağın onarımı için beş bin kuruş gerektiği, 1919'da istenen ödeneğe de 1920'de henüz yanıt verilmediği belgelerde yer alır.

Yangın ve Sonraki Konak

1865'te tamamlanan ahşap konak, 19 Aralık 1946 Perşembe günü saat 10.30 sularında alt katında çıkan bir yangında tamamen yandı. Yaklaşık seksen yıl boyunca, küçük onarımlarla, ahşap bir kamu yapısı için uzun sayılabilecek bir süre hizmet vermişti. Yapının subasman katı üzerinde iki katlı, kareye yakın dikdörtgen planlı, kırma kiremit çatılı olduğu, nehre bakan ana cephesinde iki sütunun taşıdığı çıkma biçimli bir girişin bulunduğu, kapı kemeri üstündeki kitabenin ise kapı genişliğinde olduğu eski fotoğraflardan anlaşılır. Konakta bulunan ve ünlü hattat Mustafa İzzet Efendi'ye İstanbul'da yazdırıldığı bilinen bir levhanın yangında kurtarılıp müzeye kaldırıldığı anlatılır; ancak Nurcan Yazıcı 2009'da müzede böyle bir levha bulunmadığı yanıtını almıştır.

Yerine, aynı yerde 1949'da hizmete açılan taş konak yapıldı. Dönemin tip projelerine uygun, sarı kesme taştan, bodrum üzerine iki katlı ve simetrik bir yapıdır; bugün de Amasya Valiliği olarak kullanılır ve 1992'de tescil edilmiştir. Yazıcı, on dokuzuncu yüzyıldan beri hükümet konağı olarak kullanılan ya da bu amaçla yapılan üç binanın da aynı yerde bulunduğunu belirtir: eski konağın yıkılan enkazı üzerinde 1865 ahşap konağı, onun yanmasından sonra da 1949 yapısı yükselmiştir. Hükümet konağının yanında 1900'lerin başında yapılan belediye binası da yer alır; Sivas vilayet salnameleri 1903'te Amasya sancağında belediye dairelerinin, polis dairesinin ve Ziraat Bankası şubesinin çalıştığını kaydeder.

Mutasarrıfların Bıraktığı Düzen

Ziya Paşa dışında Amasya'yı yöneten mutasarrıfların adları ve görev süreleri salnamelerde ve arşiv defterlerinde dağınık biçimde geçer. Konak yazışmalarında icraatlar çoğu zaman bir kişi adıyla değil, Amasya mutasarrıflığı makamı adıyla anılır ve bu da on dokuzuncu yüzyılın bu bölümünün neden Ziya Paşa dönemi etrafında toplandığını açıklar. Ancak görünen tablo açıktır. Mutasarrıflar sancak meclisleri, kaymakamlıklar ve muhtarlıklar aracılığıyla çalışan, bütçesi sınırlı, harcamaları vilayet ve merkez onayına bağlı memurlardı. Hazine yetmediğinde halktan salma toplamak zorunda kalıyor, bunun bedelini de yerel ayânla çekişerek ödüyorlardı.

Bu çerçevede on dokuzuncu yüzyıl Amasya mutasarrıflığının kalıcı sonuçları şunlardır: ayrı bir hükümet binasının ve çevresinde bir kamu meydanının oluşması, telgrafhane ve hapishane gibi kurumların konağın çevresine yerleştirilmesi, rüştiye ve idadî ile devlet eliyle okul açma geleneğinin başlaması, sancak ve kaza meclisleriyle belediye dairelerinin kurumsallaşması. Tanzimat'ın merkeziyetçi anlayışını göstermek ve devletin imparatorluğun her köşesine ulaştığını duyurmak için yapılan konaklar, Amasya'da da bu amacı taşıyordu; farkı, binanın ahşap oluşu ve yerel koşullara göre biçimlenmesiydi.

Kronoloji

1848: Amasya'daki hükümet konağının harap olduğu bir arşiv belgesinde kayıtlıdır; onarım için bildirilen 38 bin kuruş fazla bulunur.

1852: 28 Kasım tarihli fermanla vali ve mutasarrıfların yetkileri düzenlenir (1858 talimatıyla genişletilir).

1863: Ziya Paşa Amasya mutasarrıfı olarak atanır; Amasya, Mısır pamuk tohumu denemesinin pilot bölgeleri arasında yer alır.

1864: Yeni hükümet konağının keşfi (24 Mart), kış donları ve kaya düşmesi, konağın boşaltılması, inşaatın başlaması ve kitabe için tarih kıtasının gönderilmesi (10 Kasım). Şehirde panayır kurulur.

1865: Konak ve saat kulesi tamamlanır; Ziya Paşa Canik mutasarrıflığına nakledilir; rüştiye mektebi binası yaptırılır.

1866: Mühendis Hasan Bahri Bey'in ikinci keşfi; Merzifon halkından toplanan otuz bin kuruşun ardından istenen kırk bin kuruşun bağışlanması.

1870: Amasya sancak idare meclisinin salnamedeki ilk kaydı; Sivas salnamesinde Amasya'daki ilkokul, medrese ve sıbyan okulu sayıları.

1871: İdare-i Umumiye-i Vilayet Nizamnamesi yürürlüğe girer; sancakta nahiye teşkilatı kurulur.

1881-1883: Erbaa ve Zile Tokat'a bağlanır, Havza kazası kurulur.

1888-1894: Konağın boyanması ve onarımı için yazışmalar; evrak mahzeni talepleri.

1896: Osmancık kazası Çorum sancağına verilir.

1898-1903: Amasya Mekteb-i İdadisi öğrenci sayılarının salnamelerde izlendiği yıllar.

1938-1940: Deprem sonrası saat kulesinin yıktırılması.

1946: 19 Aralık'ta ahşap hükümet konağı yanar.

1949: Yeni hükümet konağı hizmete açılır.

2002: Saat kulesi aslına uygun olarak yeniden yapılır.

Kaynakça

Akademik çalışmalar

Resmî kaynaklar

Diğer kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar