Pontus Krallığı'nın bağımsızlığı Roma'nın doğuya yürüyüşüyle sona erdiğinde Amaseia, bir hanedanın başkenti olmaktan çıkıp imparatorluk idaresinin taşra kentlerinden biri haline geldi. Bu geçiş bir yıkımdan çok yeniden düzenlemeydi. Kent krallık çağında kayalara oyulmuş sarnıçları, surları ve kral mezarlarıyla bir kale-şehirdi; Roma çağında ise vadinin tabanına yayılan, köprüleri, su yolu ve sikke basma hakkıyla tanınan bir idari merkez oldu. Bu dönemden günümüze kalan yapıların sayısı azdır. Yine de Strabon'un anlatımı, yazıtlar, sikkeler ve su yapılarına ilişkin kazı verileri birlikte okunduğunda Roma Amaseia'sının hatları belirginleşir.
Fetihten Eyalet Düzenine
Amaseia, MÖ 70 yılında Romalı komutan Lucullus'un VI. Mithridates'e karşı kazandığı zaferin ardından Roma'nın eline geçti. Lucullus kralı Armenia içlerine kadar kovaladı; ancak Mithridates Pontus'a dönüp geride bırakılan küçük Roma kuvvetlerini ağır bir yenilgiye uğrattı. Savaşı bitiren isim Pompeius oldu. Pompeius, MÖ 65-64 kışında Amisos'ta hazırladığı düzenlemeyle (Lex Pompeia) Pontus'un kıyı kesimini Bithynia eyaletine kattı, iç bölgede ise yoğun bir kentleşme programı başlattı. Strabon onun bölgede on bir şehir devleti kurduğunu aktarır. Amaseia bu düzende eyaletin içinde kalan kentlerden biriydi; kimi kaynaklar ona "özgür kent" statüsü tanındığını da belirtir.
Bu düzen uzun sürmedi. İkinci Triumvirlik döneminde doğunun yönetimini üstlenen Marcus Antonius, Part seferine hazırlanırken Pompeius'un kurduğu yapıyı bozdu ve Neapolis, Neokaesareia ve Amaseia gibi kentleri yerel kralların yönetimine bıraktı. MÖ 37'de Pontus topraklarının büyük bölümünü, Part seferinde kendisine yardım eden Polemon'a verdi. Pontus Polemoniacus adıyla anılan bu bölgeye Pharnakeia, Diospolis, Neokaesareia, Magnopolis, Amaseia ve Amisos gibi kentler dahildi. Strabon durumu tek cümleyle anlatır: Amaseia eskiden krallara aitti, bugün ise bir eyalettir. Kendisi Amaseia doğumlu olan coğrafyacının bunu yazdığı sırada kent yeniden doğrudan Roma yönetimine girmişti.
İdari Statü ve Metropolis Unvanı
Amaseia MÖ 3/2 yıllarında Galatia eyaletine bağlandı ve Pontus Galaticus adı verilen alt bölgenin merkezi oldu. Kimi araştırmacılar bağlanmayı MÖ 7'ye çeker; valilik kaynaklı bir anlatım ise bölgenin Augustus'un MÖ 25'te kurduğu Galatia eyaletine katıldığını belirtir. Kent bu dönemde bölgesel meclisin (koinon) başında yer aldı ve sikkelerinde "Pontus'un metropolisi" unvanını taşıdı. Aynı unvanı Neokaesareia da kullandığı için iki kent arasındaki üstünlük tartışması imparatorluk çağı boyunca sürdü.
MS 64'te Pontus Polemoniacus, Nero döneminde doğrudan Roma topraklarına katıldı. Vespasianus devrinde Pontus ile Kappadokia tek eyalet haline getirildi; Traianus ise yaklaşık MS 112'de Pontus Galaticus'u Kappadokia'ya bağladı. Bu düzenlemelerin sonunda Neokaesareia yeni eyaletin merkezi oldu, Amaseia ise metropolis unvanını onur payesi olarak korudu. İkinci yüzyıl sikkelerinde "Pontus'un ilk kenti" ve "neokoros" unvanları da görülür. Diocletianus ve Constantinus'un yeniden örgütlemesinde Amaseia, Diospontus (Helenopontus) eyaletinin metropolisi oldu. Eyalet statüsündeki kent aynı zamanda yol ağının bir düğüm noktasıydı; Galatya ve Kappadokia yolları Amasya'da son bulurdu.
Strabon'un Gördüğü Kent
Roma çağı Amaseia'sını anlamak için başvurulacak en önemli metin, kentin yetiştirdiği Strabon'un Coğrafya'sının on ikinci kitabıdır. Strabon doğduğu şehri, içinden Iris'in (Yeşilırmak) geçtiği derin ve geniş bir vadide, hem kent hem kale işlevi gören bir yer olarak anlatır. Yüksek ve her yandan dik inen bir kaya ırmağa doğru sarkar; nehir kenarında kentin yerleştiği yerde bir sur, iki yandan tepelere tırmanan başka surlar vardır. Birbirine doğal bir sırtla bağlanan iki zirve kulelerle korunmuştur. Saray ve kralların anıtları bu surun içindedir. Kayanın içinde, biri nehre, öteki sırta açılan iki kanalla beslenen su depoları bulunur ve bu sayede kuşatma altındaki halk susuz kalmaz.
Strabon'un anlatımında Roma çağına uzanan bir ayrıntı da iki köprüdür: biri kenti banliyöye, öteki banliyöyü kentin dışındaki araziye bağlar. Vadi nehirden başlayarak genişler ve Chiliocomum (Bin Köy) ovasını oluşturur; ardından Diakopene ve Pimolisene bölgeleri gelir, hepsi Halys'e kadar uzanan verimli topraklardır. Strabon doğduğu yurdun Mithridates Savaşları sırasında yıkılmış kalelerle ve ıssız kalmış geniş arazilerle dolu olduğunu, buna karşın bölgenin ağaçlık ve atlara otlak sağlayacak kadar elverişli olduğunu yazar. Ximene bölgesindeki kaya tuzundan söz edip Halys adının bundan geldiğini sanır. Anlatımda dikkat çeken bir eksiklik, kente su getiren taş kanalların hiç anılmamasıdır; bu sessizlik, aşağıda ele alınan su yolunun tarihlenmesinde bir ipucu olarak kullanılmıştır.
Alçak Köprü
Yeşilırmak üzerindeki dört kemerli taş köprü, Roma çağından günümüze ulaşan tek köprü sayılır. Düzgün kesme taşla örülmüş yüksek kemerleriyle, zamanın kent merkezi olan kaleyi ve çevresini nehrin karşı yakasındaki yerleşim alanına bağlıyordu. Yüzyıllar içinde Yeşilırmak'ın yatağı yükselince kemerlerin ayakları toprağa gömüldü, yalnızca üst kısımları açıkta kaldı. Köprü tablası suyun hizasına indiği için halk arasında Alçak Köprü adıyla anılır oldu. Kemerler Roma yapısıdır; üzerlerindeki bugünkü üst yapı sonraki dönemlere aittir.
Köprünün sonraki kaderi belgelidir. Mutasarrıf Ziya Paşa 1865'te alçak kemerlerin tehlike oluşturabileceğini düşünerek üzerine on bir ayaklı bir ahşap köprü yaptırdı; bu köprü 1881 taşkınında sürüklenip gitti. Mutasarrıf Atıf Bey zamanında kemerlerin üzerine bir kez daha, bu kez kullanılmayan bir kilisenin taşlarıyla yeni bir köprü kuruldu. Bu ikinci köprü 1965'te güçlendirilerek günümüze ulaştı.
Kenti Besleyen Su Yolu: Ferhat Su Kanalı
Amasya'nın Roma dönemine atfedilen en kapsamlı mühendislik işi, halk arasında Ferhat ile Şirin hikâyesine bağlanan Ferhat Su Kanalı'dır. Kültür ve Turizm Müdürlüğü'nün tanımına göre kanal Geç Helenistik ile Erken Roma dönemine aittir; kayalar oyularak tüneller açılmış, yer yer duvar örülmüş ve arazi eğimine uygun, terazi sistemine göre yapılmıştır. Dışarıdan kolayca izlenebilen bölüm Ferhatarası mevkiinde, karayoluna paralel yaklaşık iki kilometrelik kesittir; görünen ve izlenebilen uzunluk toplam altı kilometre olarak verilir. Adını Ferhat Dağı'nın eteğinde yer almasından alan kanal, halk hikâyesindeki Ferhat'ın Şirin için dağı delmesiyle özdeşleştirilmiştir. Anlatıya göre hükümdar Mehmene Banu, kız kardeşi Şirin'i vermemek için Ferhat'a Elma Dağı'nı delip şehre su getirme şartını koşmuştur. Bu hikâye kanalın kökenine ilişkin bir belge sayılmaz; yöre halkının yapıya verdiği addır.
Yapım Tekniği
Ferhatarası kesiminde yaklaşık 675 metrelik bir bölüm moloz ve taştan arındırılmış, kazı öncesinde rölöveler çıkarılmış, kanalın kaya, sıva ve harçları üzerinde kimyasal ve jeolojik analizler yapılmıştır. Bu çalışmalar kanalın kireç taşı ana kaya üzerinde su terazisi sistemine göre açıldığını ve Yeşilırmak gibi menderes çizerek kente yaklaştığını göstermiştir. Kayaya oyulan bölümlerin genişliği ortalama 87-97 santimetre, tonozla birlikte iç yüksekliği 120 santimetredir. Tabandan 80 santimetre yükseklikte kanalın iki yanında 20'şer santimetre genişliğinde küçük kaya sekileri bırakılmıştır; bunlar kanalı örten tonozun ayaklarının oturduğu yerlerdir. Tonoz, moloz taşların bindirme tekniğiyle sıkıştırılmasıyla yapılmış, aralarına kum ve kireç karışımı bir harç serpilmiştir. Tabanda üç santimetre kalınlığında, tuğla tozu katkılı bir tabaka açığa çıkarılmıştır; bu tabakanın kaya çatlaklarından su kaybını önlediği anlaşılmıştır. Yüzyıllarca akan su yan duvarlarda 90 santimetre yüksekliğe kadar traverten çökelti bırakmıştır. Kayanın işlenmesinde diyagonal olarak çakılan kamaların ve çivilerin kullanıldığı da gözlenmiştir.
Kaynak ve Uzunluk
Kanalın nereden başladığı konusunda iki değerlendirme vardır. Amasya Tarihi'nin yazarı Hüseyin Hüsameddin Yasar, kanalın Akyazı Köyü'nün güneyindeki Şahin Kayası mevkiinden çıktığını, yaklaşık 22 kilometre sonra Amasya'ya ulaştığını ve Beyazıtpaşa Mahallesi'ndeki Kibrithane mevkiinde sona erdiğini yazar. Sonraki incelemelerde Çekerek Çayı üzerindeki Kırkgöz mevkiinde aynı özellikleri taşıyan, eski teknikle yapılmış bir kanalın varlığı saptanmış, su yolunun toplam uzunluğunun yaklaşık 24 kilometre olduğu ve kaynağının 40-50 litre/saniye debili Kırkgöz pınarı olduğu değerlendirilmiştir. Kanalın ortalama eğimi yüzde 0,07 olarak hesaplanmıştır; bu değer Yeşilırmak ile Çekerek Çayı'nın taban eğimiyle örtüşür. Kanalın şehre girerken Yeşilırmak'ı hangi noktadan ve nasıl geçtiğine dair bir bulguya ise rastlanmamıştır. Araştırmacıların kazıların sürdürülmesini istemelerinin başlıca gerekçesi budur.
Tarihleme Tartışması
Kanalın tarihi iki ayrı gerekçeyle Roma çağına yerleştirilir. Birincisi yapı tekniğidir: kanalların kapalı, dehliz biçiminde yer altından ilerlemesi, yapım dönemini İS 1-2. yüzyıllara, onarım dönemini ise 3. yüzyıla götürür. İkinci gerekçe dolaylıdır. Kanalı inceleyen araştırmacı, Strabon'un kentin kalesinden ve kral mezarlarından söz ederken taşa oyulmuş bir su yolundan bahsetmemesini, kanalın Strabon'dan sonra yapıldığına işaret saymıştır. Ona göre Roma ile Pontus arasındaki savaşların sürdüğü MÖ 86 ile MÖ 63 arasında böyle bir inşaat da mümkün değildi. Bu çıkarımlar kesin bir kanıt sayılamaz; bir yazarın bir yapıyı anmamış olması onun var olmadığını göstermez. Nitekim kültür ve turizm kayıtları kanalı Geç Helenistik dönemin sonuna kadar götürmektedir.
Ferhatarası kazılarında ele geçen buluntular kanalın uzun ömrünü ve sonunu gösterir. Mezar molozları arasında erken Roma dönemine ait ok uçları, Bizans dönemine ait kap ve seramik parçaları bulunmuş, kanalı dikey olarak kesen ve pişmiş toprak levhayla örtülmüş bir mezar ortaya çıkmıştır. Kazıda ayrıca on ikinci yüzyıla tarihlenen küçük bir şapelin apsisi ve tabanında geometrik desenli, tessera tekniğinde bir mozaik açığa çıkarılmıştır. Bu buluntular kanalın on ikinci yüzyıldan sonra işlevini yitirdiğini, alanın yerleşime açıldığını düşündürür. Klasik arkeoloji literatürü de Amasya'nın yaklaşık bir kilometre güneyinde, ana yol kenarında Ferhatkaya'nın kayasına oyulmuş bir su kanalı kalıntısını kaydeder.
Hadrianus Dönemi
İmparator Hadrianus (117-138), Augustus'tan sonra Anadolu'ya savaş tehdidi olmaksızın gelen ilk imparatordur ve gezdiği kentlere tapınak, hamam, agora ve su yolu yaptırmasıyla bilinir. Anadolu'ya dört kez geldiği kabul edilir. Amaseia'nın güzergâhına girip girmediği kesin değildir. Modern araştırmacılar imparatorun Sebastia (Sivas) ve Neokaesareia (Niksar) üzerinden Lykos vadisinden batıya, Amaseia'ya doğru gitmiş olabileceğini ileri sürer; kaynaklar yeterli bilgi vermediği için bu yolculuk tahminlere dayanır. Magie, Nikapolis, Neokaesareia ve Amaseia'nın "Hadriane" adını almasını imparatorun bu kentleri ziyaretine bağlar ve ziyareti İS 129'a yerleştirir.
Amasya'da Hadrianus döneminde imar etkinliği yürütüldüğü ve kentin yeniden inşa edildiği, Roma çağında 2. ve 3. yüzyıllarda ise nehrin sağ kıyısındaki yerleşimin yoğunlaştığı da öne sürülmüştür. Aynı yaklaşım, iki yakayı birleştiren köprülerin bulunduğu dönemde kentin kalabalık bir nüfusa, agoraya, stadyuma ve boule (meclis) binasına sahip olduğunu, yani klasik bir kent dokusu taşıdığını ileri sürer. Ne var ki bu yapıların her biri için yayımlanmış doğrudan bir kazı verisi bulunmadığından, bunlar kentin statüsünden yapılan çıkarımlar olarak okunmalıdır.
Bazı yayınlarda Hadrianus dönemine daha somut ayrıntılar da bağlanır: imparatorun hükümdarlığının ikinci yılına işaret eden bir kayıt taşıdığı söylenen pişmiş toprak su künkleri ve agorada anıtsal bir çeşme-havuz yapısı (nymphaeum). Bu bilgiler birincil bir yayında doğrulanabilmiş değildir. Nymphaeum, Yunan ve Roma mimarisinde su perilerine adanmış, nişleri, heykelleri ve sütunlarıyla bezeli anıtsal çeşme yapısıdır; imparatorluk çağında genellikle agora, tiyatro ve hamam gibi kamu yapılarının yakınında, cadde kenarlarında ve su yolunun kente ulaştığı noktada kurulurdu. Amaseia'da böyle bir yapının yeri ve kalıntısı belgelenmiş değildir.
Sikkeler ve Kentin Kimliği
Amaseia, Domitianus'tan Severus Alexander'a kadar uzanan bir dönemde şehir sikkesi basmıştır; kimi dökümler listeyi Tiberius'a kadar geri götürür. Hellenistik dönem sikkelerinde kentin adı ΑΜΑΣΣΙΑΣ biçiminde yazılırken, Roma çağında ΑΜΑCΙΑC biçimi görülür. Traianus, Hadrianus, Antoninus Pius, Marcus Aurelius, Lucius Verus, Commodus, Septimius Severus, Caracalla, Geta ve Severus Alexander dönemlerinin sikkeleri aynı adı taşır. Bu sikkelerin çoğu bugün Amasya Müzesi'nin koleksiyonunda yer alır.
Sikkelerin üzerindeki tasvirler, Pontus geçmişinin Roma çağında da sürdüğünü gösterir. Hadrianus ve Septimius Severus dönemlerinin sikkelerinde, Pontus hanedanının koruyucu tanrısı Zeus Stratios'un (orduların tanrısı) kültüyle ilişkili şenlik ateşi, kanatları açık kartal, ağaç ve dörtlü araba (quadriga) gibi tasvirler görülür. Bu kültün kökeni Pontus krallarının örnek aldığı Akhaimenid hanedanının koruyucu tanrısı Ahura Mazda'ya kadar gider. Zeus Stratios'un kutsal alanı kentin yaklaşık on kilometre doğusunda, Taşova yolu üzerindeki dağlık bir yamaçta bulunmuş, orada tanrıdan söz eden üç yazıt ele geçmiştir. Septimius Severus dönemine ait bir sikkenin üzerindeki yazı ise Hermes'in kentin kurucusu sayıldığını gösterir. Kentin adı da büyük olasılıkla Pontus ve Kappadokia'nın yerel tanrıçası Ana Tanrıça Mâ ile ilişkilendirilir ve "Ana Tanrıça Mâ'nın şehri" biçiminde yorumlanır.
Hıristiyanlığın Yükselişi
Üçüncü yüzyıldan itibaren Amaseia Hıristiyan bir piskoposluk merkeziydi. Geç Roma döneminde Helenopontus eyaletinin merkezi olunca kent aynı zamanda metropolit başpiskoposluğunun da merkezi oldu; Amisos, Andrapa, Euchaitae, Ibora, Sinope, Zaliche ve Zela piskoposlukları ona bağlıydı. Hıristiyan kaynaklara göre Theodoros adlı bir Hıristiyan kentteki Kybele tapınağını yaktığı için yakalandı ve diri diri yakıldı; sonradan Doğu Kilisesi'nin büyük azizlerinden biri olarak anıldı. Kentin bir başka tanınmış ismi, MS 400 civarına tarihlenen vaazlarıyla bilinen Piskopos Asterios'tur.
Daha yakın tarihli bir buluntu, 2013'te kaçak kazı girişimi yapılan bir alanın yakınında ortaya çıkarılan, bir şapel zeminine ait 24 metrekarelik Hıristiyan mozaiğidir. Mozaikte elmalar, bir elma ağacı, keklikler ve geometrik motifler bulunur. Sekizinci yüzyıldan itibaren kent, Bizans'ın askerî vilayetlerinden biri olan Armeniakon thema'sının kaleleri arasında yer aldı ve Türklerin Anadolu'ya girdiği on birinci yüzyılın sonlarına kadar Bizans'a bağlı kaldı.
Kronoloji
MÖ 70: Lucullus'un zaferinin ardından Amaseia Roma'nın eline geçer.
MÖ 65-64: Pompeius Pontus'u yeniden düzenler (Lex Pompeia).
MÖ 38-37: Marcus Antonius Amaseia'yı çevresiyle birlikte yerel krallara bırakır; Polemon'un hâkimiyeti başlar.
MÖ 3/2: Amaseia Galatia eyaletine bağlanır ve Pontus Galaticus'un metropolisi olur.
MS 64: Pontus Polemoniacus doğrudan Roma topraklarına katılır.
MS 112 civarı: Traianus Pontus Galaticus'u Kappadokia'ya bağlar; Amaseia metropolis unvanını korur.
MS 117-138: Hadrianus dönemi; kentin imarı ve "Hadriane" adının alınması bu döneme bağlanır.
MS 3. yüzyıl: Amaseia Hıristiyan piskoposluk merkezidir; Ferhat Su Kanalı'nın onarımı bu yüzyıla tarihlenir.
MS 222-235: Severus Alexander dönemi; kentin bilinen son şehir sikkeleri bu yıllara aittir.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Doğancı, Kamil - Altın, Recep. "Strabon'a Göre Antikçağda Amaseia ve Çevresi." Karadeniz Araştırmaları XV/58 (Yaz 2018): 1-25.
- Strabon. Coğrafya (Geographika), XII.3.39.
Resmî kaynaklar
- Amasya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü. Ferhat Su Kanalı ve Alçak Köprü kayıtları (Türkiye Kültür Portalı). kulturportali.gov.tr
- Amasya Valiliği. "Roma Dönemi" ve "Amasya Adının Kökeni" sayfaları.
Diğer kaynaklar
- Akşar, A. "İmparator Hadrianus ve Anadolu Gezileri: Seyahatlerinin Amacı ve Güzergahı." 2019.
- Özden, Dursun. "Amasya Ferhat Su Kanalı / Kehrizler." Anadolu Tarihi Yeraltı Su Yapıları belgesel çalışması, 2013.
- Stillwell, R. - MacDonald, W. L. - McAllister, M. H. (ed.). The Princeton Encyclopedia of Classical Sites. Princeton, 1976, "Amaseia" maddesi.
- Livius.org. "Amasia" maddesi (J. Lendering). livius.org
Çevrimiçi kaynaklar







