Yeşilırmak Vadisinde Bir İlçe

Taşova, Amasya'nın kuzeydoğusunda, Orta Karadeniz Bölümü'nün iç kesimine yakın bir havzada yer alır. Doğusunda Tokat'ın Erbaa ilçesi, batısında Amasya Merkez ile Samsun'un Ladik ilçesi, kuzeyinde Samsun'un Çarşamba ilçesi, güneyinde ise Tokat'ın Turhal ilçesi bulunur. Yüzölçümü yaklaşık 971 kilometrekare, ilçe merkezinin rakımı 241 metredir. Amasya'nın dördüncü büyük ilçesi olan Taşova'nın 63 köyü ve bir beldesi vardır. Yeşilırmak ilçenin ortasından geçer; nehir hem tarım arazilerini sular hem de vadiye yeşil, bahçelik bir görünüm kazandırır. İlçe merkezi ile Amasya şehri arasındaki mesafe yaklaşık 55 kilometredir. İlçenin en önemli dağları Engüles, Canik ve Boğalı dağları olarak sayılır ve Taşova, orman varlığı bakımından Amasya'nın en zengin ilçesidir.

Taşova'nın yakın tarihi, bu coğrafyanın Amasya'nın klasik tarih güzergâhlarından neden ayrı kaldığını açıklar. Cumhuriyet'in ilk yıllarında yerleşimin adı Yemişenbükü'ydü ve Tokat'ın Erbaa ilçesine bağlı Sonusa bucağının bir köyüydü. 1944'te ilçe kurulunca Yemişenbükü ilçe merkezi oldu, 1953'te de Tokat'a ulaşımın güçlüğü ve hizmetlerin gecikmesi gerekçesiyle Amasya'ya bağlandı. Dolayısıyla ilçe, kaya mezarlarıyla ve külliyeleriyle anılan Amasya şehrinden çok, Karadeniz'e bakan nemli yamaçların ve yaylacılığın dünyasına aittir. Bugün de nüfusun büyük bölümü tarım ve hayvancılıkla geçinir; ilçede en çok koyun ve sığır beslenir ve geleneksel mera hayvancılığı besiciliğin yanında varlığını sürdürür. Ova kesimindeki beldelerle dağ ve orman köyleri arasındaki yaşam farkı, yürüyüşçünün vadiden yaylaya çıkarken gözüyle gördüğü bir ayrımdır.

Amasya'nın Doğu Boğazı ve Sonusa

Hüseyin Hüsameddin, Amasya Tarihi'nin girişinde şehrin çevresini anlatırken Amasya'yı üç büyük kapısı olan bir saraya benzetir. Şehrin güneyini Pont, kuzeyini Canik ve Harşena, batısını Şeyh Cuî ve Karaman dağları kapatır; açık kalan yerlere "Amasya Boğazı" denir. Bu boğazlardan kuzeydeki Arguma-Suluova'ya, güneybatıdaki Derbend-Çalan'a, kuzeydoğudaki ise Sonusa-Taşova'ya bakar. Hüsameddin'e göre kuzey ve güney boğazları dardır; kuzey boğazı on, güney boğazı dört kilometre kadar uzanır. Kuzeydoğu boğazı ise oldukça geniştir ve ırmak boyunca Taşova'ya kadar açılır. Üç boğazın her birinde ırmak akar ve kıyılarındaki bağlar ve bahçeler, yazarın deyişiyle, "pek kıymetdâr"dır. Bugün Amasya'dan Taşova'ya giden karayolu da bu geniş boğazı izler; yani Taşova'ya yapılan her gezi, Hüsameddin'in şehrin doğu kapısı saydığı vadiden geçerek başlar.

Bu kapının öbür ucundaki Sonusa, bugünkü Uluköy'dür ve eski kayıtlarda bölgenin asıl merkezi olarak görünür. Hüsameddin, Sonusa'yı yazdığı dönemde Erbaa kazasının (eski adıyla Taşâbâd) eski merkezi olarak anar. Aynı eserde, İslâm öncesi Amasya hükümdarları arasında sayılan Sânûs Han'ın Sonusa'daki eski kasabayı ve kaleyi yaptırmış olabileceği yazılır; yazar bunu "zannolunur" kaydıyla, yani bir tahmin olarak aktarır. Sonusa adı, Hüsameddin'in derlediği biyografilerde de sık geçer. Halvetî şeyhlerinden Sonusalı Hüsameddin Efendi 937 (1530-31) yılında ölmüş ve Amasya'da Okmeydanı'na giden yolun kenarında gömülmüştür; Amasya'nın köklü ailelerinden Mes'udîlerin bir kolunun da yazarın zamanında Sonusa'da yaşadığı belirtilir.

Doğu boğazı askeri tarih açısından da bir geçit olarak görünür. Hüsameddin'in anlattığına göre Niksar emiri Tâceddin Togan Şah, 741 (1340) yılının başlarında Amasya üzerine yürümüş, Taşova'da yapılan savaşta Kürt ve Taşan beyleri yenerek şehre girmiştir. Yazar aynı yerde Togan Şah'ın soyunu, Sonusa civarında zaviyesi, türbesi ve 655 (1257) tarihli vakfiyesi bulunan Şeyh Nureddin Alp Arslan'a bağlar; Togan Şah'ın aynı adı taşıyan ve Niksar'ın Ladik nahiyesinde oturan kardeşi Nureddin Alp Arslan Bey ise onun rakibidir. İlçe derlemelerinde 1257'de Horasan'dan gelip bugünkü Alpaslan köyüne yerleştiği ve orada bir zaviye vakfı kurduğu anlatılan Seyyid Nurettin Alparslan, Hüsameddin'in andığı şeyhle aynı adı ve aynı tarihi taşır. Ancak Hüsameddin şeyhin adını "el-Kemâhî" nisbesiyle ve bir bey ailesinin atası olarak verirken yerel anlatı onu Horasan'dan gelmiş bir seyyid olarak tanıtır; iki anlatı arasındaki bu fark çözülmüş değildir. Derlemelere göre vakıf 1901'e kadar faaliyetini sürdürmüştür. Türbe bugün Alpaslan köyündedir ve yanında kazı yapılması önerilmektedir.

Osmanlı döneminde de doğu boğazı büyük kalabalıkların geçtiği bir yol olarak kalır. Hüsameddin'e göre Kanuni Sultan Süleyman, İran seferinden dönerken 961 yılı zilhiccesinin üçüncü günü (1554 sonbaharı) Amasya'ya girmiş, Anadolu ordusunu Taşâbâd sahrasında dinlenmeye bırakmıştır. Yazar Taşâbâd'ı Erbaa ile eşitlediği için sahranın kesin yeri belirsizdir; yine de ordunun Amasya'nın doğusundaki geniş düzlüklerde konakladığı anlaşılır. 1015 (1606-07) yılında ise Amasya beyliğinden azledilen Yıldızlı İbrahim Bey, Taşâbâd'a doğru çekilirken yolları tutulmuş bulmuş ve Amasya'nın "şark boğazı nihayetinde" yakalanıp öldürülmüştür. Bu kayıtlar, bugün yürüyüş ve gezi rotası olarak kullanılan vadinin yüzyıllar boyunca Niksar, Erbaa ve Tokat yönüne açılan ana geçit olduğunu gösterir.

Bölgenin daha eski katmanları da derlemelerde sıralanır. Yöreyi sırasıyla Hititlerin, Frigler ile Kimmerlerin, Medlerin, Perslerin, Makedonların ve Pontus Krallığı'nın, ardından Romalıların yönettiği; 395'ten sonra Bizans, 1075'ten sonra Danişmentliler ve sonra Anadolu Selçuklularının hâkim olduğu, 1425'te ise Çelebi Mehmed'in Tacettinoğulları Beyliği'ne son vererek yöreyi Osmanlı topraklarına kattığı yazılır. Amasya ve Alpaslan müzelerinde korunan Helenistik, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı buluntuları bu sürekliliğin izleridir; ne var ki ilçedeki tarihî eserlerin önemli bir bölümü kaçak kazılarla tahrip edilmiştir. Bu uzun sürecin yaylacılıkla ilgisi doğrudan belgelenmiş değildir; ancak bugün yayla adı olarak anılan Tekke, Belevi, Şahinler gibi yerlerin aynı zamanda köy adı olması, dağ ile vadi arasındaki mevsimlik göçün yerleşim düzeninin kalıcı bir parçası olduğunu düşündürür.

İklim ve Bitki Örtüsü

Taşova'nın rotalarını belirleyen asıl etken iklimdir. Amasya genelinde Karadeniz iklimiyle karasal iklim arasında bir geçiş hüküm sürer; yazlar karasal iklim kadar kurak, kışlar Karadeniz kadar yağışlı değildir. İlin yüzölçümünün yaklaşık yüzde 32'si ormanla kaplıdır ve ormanlar özellikle dağların kuzey yamaçlarında toplanır. Ekoturizm üzerine yapılan bir derlemeye göre il topraklarının yaklaşık yüzde 12,5'ini yaylalar oluşturur. Taşova'daki meteoroloji istasyonunun verileri bu geçiş karakterini sayılarla gösterir: 200 metre rakımdaki istasyonda yıllık ortalama yağış 511 milimetre dolayındadır ve Amasya şehrinin 448 milimetresinden belirgin biçimde fazladır. Buna karşılık Amasya'da haziran ile ekim arasında açık bir kurak dönem yaşanır; yüksek rotaların yazın neden serin ama çoğu zaman kuru olduğu buradan anlaşılır.

Sakarat Dağı üzerinde 2004-2005 yıllarında yapılan floristik araştırma, ilçenin güneyindeki dağ kütlesini bitki coğrafyası bakımından bir geçiş kuşağı olarak tanımlar. Araştırmacılara göre alan, İç Anadolu bozkırını kuzeyden çevreleyen ve Zohary'nin "Ksero-Öksin" adını verdiği kuşağın içindedir; Karadeniz'in nemli ikliminden ve İç Anadolu'nun kuraklığından aynı anda etkilendiği için her iki bölgenin bitkilerini bir arada barındırır. Toplanan yaklaşık 2000 örnekten 78 familyaya ait 494 tür ve alttür tespit edilmiş, bunların 40'ının, yani yüzde 8'inin endemik olduğu belirlenmiştir. Türlerin dörtte biri Avrupa-Sibirya kökenlidir; İran-Turan ve Akdeniz kökenli türlerin de alanda bulunması, Sakarat'ı iki büyük flora bölgesi arasındaki bir sınır çizgisine yerleştirir. Araştırmanın yapılma gerekçelerinden biri, P. H. Davis'in Türkiye florası çalışmalarında bu bölgeyi floristik bakımdan iyi bilinmeyen alanlar arasında göstermiş olmasıdır.

Aynı çalışma dağdaki bitki örtüsünü üç kuşakta toplar. En geniş yeri ormanlar tutar: sarıçamın baskın olduğu karışık ormanlar, doğu kayınının hâkim olduğu ormanlar, doğu gürgeninin eşlik ettiği karışık ormanlar ve birkaç meşe türünün oluşturduğu meşelikler. Daha yukarıda, ağaç sınırına yakın kesimlerde bodur ardıç toplulukları subalpin kuşağı oluşturur. Kurak ve açık yamaçlarda ise geven türleri ve dikenli yastık bitkileriyle temsil edilen bozkır örtüsü başlar. Yer yer kaya bitkileri ve sulak çayırlar da görülür. Dağın zemini büyük ölçüde kalkerdir; bu yapı, bir sonraki bölümde anlatılan şelalenin çevresindeki mağara ve sarkıtları da açıklar.

Baraklı Şelalesi

Baraklı Şelalesi, Taşova'nın en çok sözü edilen doğal noktalarından biridir, ama adı ve yeri konusunda kaynaklar tek sesli değildir. İlçede Özbaraklı ve Yukarıbaraklı adlı iki ayrı yerleşim bulunduğundan şelale kimi zaman Baraklı, kimi zaman Yukarıbaraklı, ilçe kalkınma raporunda ise Özbaraklı Şelalesi adıyla anılır. Resmî koruma kayıtlarında ise Yukarıbaraklı köyünün Alacakesen mevkiinde "Kayabaşı Şelalesi" adıyla geçen bir şelale bulunur. Konum, yükseklik ve mağara bilgileri örtüştüğü için bu kaydın halk arasında Baraklı Şelalesi denen yerle aynı olması kuvvetle muhtemeldir, fakat iki adı açıkça eşleştiren bir belgeye rastlanmamıştır. Yol tarifi alırken bu ad çokluğunu bilmek işe yarar. Şelale, Amasya şehir merkezinden karayoluyla yaklaşık elli kilometre, yaklaşık bir saatlik bir yoldadır. Hüsameddin, bir dil tartışması sırasında Türkler arasında "Baraklı oymağı"nın meşhur olduğunu not eder; köy adının bu oymakla ilişkisi ise belgelenmiş değildir.

Şelalenin yüksekliği de kaynaklar arasında farklı verilir. Taşova'ya ilişkin derlemelerde suyun yaklaşık sekiz metre yükseklikten döküldüğü yazılır ve çevresinde birkaç piknik masası ile küçük bir tesis bulunduğu belirtilir. Amasya'nın doğal güzelliklerini sıralayan bir gezi rehberi ise aynı şelale için otuz beş metre verir. Resmî sit kayıtları da Kayabaşı Şelalesi'nin dik bir vadiden yaklaşık otuz beş metre yükseklikten döküldüğünü yazar. Resmî kayıt otuz beş metreyi desteklemekle birlikte, sekiz metrelik ölçünün basamaklı akışın yalnızca bir kademesini mi gösterdiği yoksa başka bir çağlayana mı ait olduğu anlaşılamamaktadır. Her anlatıda ortak olan, suyun kayalıklardan köpüklenerek indiği ve çevresindeki ağaçlı yamaçla birlikte dinlendirici bir manzara oluşturduğudur.

Turizm rehberlerinde geçen mağara ve sarkıt bilgisi de resmî kayıtta karşılık bulur. Kayda göre şelalenin güney yamacı çok dik ve sarptır; bu yamaçta kalkerli kayanın suyla aşınması sonucu doğal mağaralar ve sarkıtlar oluşmuştur. Kuzeye bakan yüksek yamacın güneybatı köşesinde, doğal aşınmayla oluşmuş ve halk arasında "Kayabaşı Şelale Evliyası" denen bir mağara bulunur. Şelale ve çevresinin eski dönemlerde yerleşim yeri olarak kullanıldığı da belirtilir. Bu nedenle alan, Ankara Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'nun 9 Kasım 1993 tarihli kararıyla Asarkale ile birlikte birinci derece arkeolojik ve doğal sit alanı olarak tescil edilmiştir. Rehberlerde geçen suyun şifalı olduğu iddiası ise resmî kayıtta yer almaz ve yalnızca halk arasında anlatılan bir inanış olarak not edilebilir. İlçe raporunda tarihî değerler arasında sayılan "Şelale Kilisesi"nin bu alanla ilişkisi hakkında ise ayrıntılı bilgi bulunamamıştır.

Şelale yıl boyunca aynı bollukta akmaz. Su, bahar yağışları ve karların erimesiyle çağlamaya başlar, yaz ilerledikçe azalır ve kimi aylarda kesilir. Mayıs 2024'te yerel basında çıkan bir haber, şelaleyi "yılın belli dönemlerinde çağlayan" bir yer olarak anar ve bahar yağışları ile kar sularıyla yeniden canlandığını yazar. Rehberler mart ayından eylül sonuna kadar olan dönemi, bir başka kaynak ise bahar ve yaz aylarını ziyaret için uygun gösterir. Amasya'da haziranla ekim arasında süren kurak dönem de hesaba katılırsa, şelaleyi bol suyla görmek isteyen biri karların eridiği haftaları, yani nisan ve mayısı hedeflemelidir; yaz sonunda kuru bir yatakla karşılaşma ihtimali yüksektir.

Şelaleye araçla ulaşmak kolay değildir. Bir gezi rehberi yolun bozukluğu nedeniyle şelaleyi piknik ve yürüyüş için pek elverişli bulmaz, yine de manzarası nedeniyle görülmeye değer sayar. Aynı Mayıs 2024 haberi, bu güçlüğün yürüyüşçüleri caydırmadığını da gösterir. Amasya Rotasızlar Dağcılık Arama Kurtarma Derneği'nin (ARDAK) kırk kişilik ekibi, Direkli köyünden yola çıkıp yürüyerek Baraklı Şelalesi'ne ulaşmış ve rotayı orada bitirmiştir. Dernek başkanı İsmail Bulut, derneğin her hafta Amasya'nın başka bir rotasında yürüdüğünü ve amacın keşfedilmeyi bekleyen yerleri tanıtmak olduğunu söylemiştir. Araçla gitmenin güçlüğü karşısında köylerden yürüyerek gelmek bu yüzden akla yakın bir seçenektir.

Baraklı adını taşıyan bir başka yapı, Özbaraklı beldesinin güneyinde, ilçe merkezine yaklaşık iki kilometre uzaklıktaki tepede yükselen Baraklı Kalesi'dir. Roma döneminde yoldan geçen kervanları korumak için moloz taş ve kireç harçla yapıldığı anlatılan kaleden günümüze bir gözetleme kulesi ile sur duvarları ulaşmıştır. Kalenin kervan yolunu korumak için yapıldığı anlatısı, Hüsameddin'in anlattığı geçit yolunun daha eski dönemlerde de önem taşıdığını düşündürür. Baraklı köylerinin şehirle bağı da eskidir. Osman Fevzi Olcay, hatıralarında Amasya'nın ilim çevresinden andığı kişiler arasında "Taşova'nın Baraklı köyünden Molla Mehmet Efendi"yi anar.

Sakarat Dağı ve Esençay-Boğalı Yaylaları

Taşova'nın doğa turizmini asıl taşıyan, yüksek kesimdeki yaylalardır. Bunların bir bölümü Sakarat Dağı üzerindedir. Sakarat Dağı, Amasya'nın Ferhatarası Vadisi'nden başlayıp Yeşilırmak ile Kelkit arasındaki Köse Dağı'na doğru uzanan sıradağ kütlesinin adıdır ve Amasya ile Tokat illeri arasında yer alır. Dağın doğusunda Fındıcak, Ezebağı, Cibril ve Akkoç, batısında Çatalçam, Beldağı ve Yuvaköy, kuzeyinde Esençay, Kumluca ve Tatlıpınar, güneyinde Karataş, Erenli, Kargın ve Kuytul köyleri bulunur. En yüksek noktası Cami Tepesi'dir; flora araştırmasında 1.956 metre olarak verilir, başka kaynaklarda 1.965 metreye kadar çıkan değerler görülür. Otulcakuz ve Poyrazlık tepeleri 1.560 metre dolayında yükselen öbür doruklardır.

Esençay ile Boğalı yaylaları bu dağın yamaçlarındadır. Ortalama yükseklikleri bin sekiz yüz metre dolayındadır ve çam ile karaçam ormanlarının çevrelediği geniş açıklıklar halinde uzanırlar. Amasya şehir merkezinden yaklaşık elli, Taşova'dan yaklaşık yirmi kilometre uzaktadırlar; bu mesafe, bir günde ilçeden çıkıp yaylada vakit geçirip dönmeyi mümkün kılar. Yaylanın çevresinde, yaklaşık bin yedi yüz metre rakımda Çakırsu (Yonnus), Geydoğan, Şahinler (Kuşuf), Esençay, Ballıca, Dereli, Belevi ve Tekke adlarını taşıyan çayırlar sıralanır. İlçe raporu bunlara ek olarak Kayabaşı Yaylası ile Şahin Yaylası'nı da ilçenin doğal değerleri arasında sayar. Bu adların çoğu Taşova'nın köy adlarıyla örtüşür; yayla, aşağıdaki köylerin yazlık uzantısıdır ve geleneksel yaylacılık bu yerleşimlerde bugün de sürmektedir.

Flora araştırmacılarının örnek topladığı noktalar, dağın içinden geçen yolları adım adım izlemeye imkân verir. Esençay Göleti'nden Cami Tepesi'ne çıkan yol, 860 metreden 1.500 metrenin üzerine kadar kayın ormanının içinden geçer; Esençay'a üç buçuk kilometre kala, 1.285 metrede de yol hâlâ kayınlık içindedir. Çakırsu köyünün yukarısında, Cami Tepesi eteklerindeki karışık orman 1.050 ile 1.350 metre arasında yer alır, 1.890 metrede ise ağaçlar yerini yüksek dağ çayırına bırakır. Çakırsu'yu Esençay'a bağlayan dağ-yayla yolu 1.670 metreden geçer. Dağın güney yüzünde, Karataş Yaylası'nın üstünden "Taşova yaylalarına" giden yol 1.600 metrede sarıçam ormanından, 1.780 metrede ardıç topluluklarıyla çevrili bir açıklıktan geçer. Böylece vadiden yaylaya çıkan bir yürüyüşçü, birkaç saat içinde kayın ve gürgen ormanından sarıçam kuşağına, oradan ardıçlı açıklıklara ve yüksek çayırlara uzanan bütün bir bitki basamağını görür.

İlkbahar bu basamakların en canlı olduğu mevsimdir. Taşova'ya 35 kilometre uzaklıktaki Dereli, Belevi ve Ballıca köylerinin yaylalarında karların erimesinin ardından çiğdemler ve çeşitli sarı çiçekler açar ve yamaçlar renkli bir görünüm alır. Sakarat flora listesinde bu çiçeklenmenin bilimsel karşılıkları da bulunur: sonbahar çiğdemi, endemik bir safran alttürü ile birkaç salep orkidesi türü dağdan kaydedilmiştir. Endemik türlerin bu kadar çok olduğu bir dağda yürüyüşçünün çiçek ya da yumru toplamak yerine fotoğrafla yetinmesi, hem otlakların hem de bu türlerin korunmasına yardımcı olur.

Boğalı çevresindeki orman, bölgenin yürüyüş potansiyelini inceleyen akademik çalışmalarda ayrıca öne çıkar. Boğalı ormanları ile Ballıca, Tekke ve Kumluca vadileri boyunca uzanan güzergâh Karadeniz'i andıran ılıman bir iklime sahiptir. Burada iyi nitelikli gürgen ormanlarının yanı sıra yabani fındık, kızılcık ve ceviz gibi türler bol bulunur. Aynı çalışma, macera turizmi için elverişli yerler arasında Boğalı ormanlarını ve Derinöz Kanyonu'nu sayar; jeep safari için Boğalı ormanlarını ve yaylalarını, Kumluca Vadisi'ni ve Boraboy çevresindeki yaylaları uygun görür. Amasya'da yayla turizmine hizmet edebilecek yaylalar arasında da Boğalı, Tekke, Belevi, Ballıdere, Baldıran ve Sarıçiçek birlikte anılır. Dağdan inen Esençay, Kumluca, Tatlıpınar ve Tekke çayları, vadilerin yürüyüş hatlarını belirleyen su yollarıdır.

Yayla Köyleri ve Şehir

Yayla adlarıyla anılan köylerin Amasya şehriyle bağı, yaylacılık kadar eğitim ve din hayatı üzerinden de kurulmuştur. Hüsameddin'in biyografilerinde Taşâbâdî lakabıyla anılan Hacı Ahmed Efendi, o dönemde Erbaa kazasına bağlı Keydoğan köyündendir; bu köyün bugünkü Geydoğan olması kuvvetle muhtemeldir. Ahmed Efendi Amasya'da ve Kayseri'de okumuş, bir süre Erbaa'da müftülük yapmış, sonra yeniden Amasya'ya dönerek 1263 (1846-47) yılında Benderli Medresesi'ne müderris olmuştur. Taşova köylerinden şehre okumaya gelenler sonraki kuşaklarda da eksik olmaz. Osman Fevzi Olcay, Amasya Hâtıraları'nda Benderli Medresesi öğrencilerinin çoğunun Taşova'dan, Tekke'den ve Tanoba'dan geldiğini, ünlü başpehlivanlardan Tekkeli Molla Said'in de bunlar arasında bulunduğunu yazar. Yazın sürüsüyle yaylaya çıkan köylerin kışın medreseye öğrenci gönderen köyler olması, dağ ile şehir arasındaki bağın yalnızca mevsimlik göçle sınırlı olmadığını gösterir.

Boğalı Yaylası'nda yazın şenlikler düzenlenir ve bu, otlakların yalnızca doğal değil toplumsal bir alan olduğunu da gösterir. Şenlik günleri dışında yaylanın gündelik hayatını yayla evleri, sürüler ve çobanlar belirler. Yürüyüşçü bu düzenin içinden geçer; otlakların kullanım amacı turizm değil hayvancılıktır ve rota seçerken bu önceliğin gözetilmesi gerekir. Mera ıslahı ilçede hâlâ gündemdedir; Dörtyol, Çaydibi ve Yerkozlu köylerindeki meraların iyileştirilmesi hayvancılığın geleceği için önemli görülmektedir. İlçenin yüksek kesimlerindeki Alçakbel, Karlık, Korubaşı, Kavaloluğu, Şeyhli, Sofualan, Yeşiltepe ve Hüsnüoğlu gibi köylerde ise kimi mezralarda yazın içme suyu sıkıntısı çekilir ve köy yollarının bakımı hâlâ bir ihtiyaç olarak görülür; dağ yollarına çıkacak olanın bunu hesaba katması yerinde olur. Trekking üzerine yazılmış genel değerlendirmeler, bu tür yürüyüşlerin her mevsim yapılabildiğini, ancak hava ve zemin koşullarına, yolun uzunluğuna ve zorluk derecesine göre hazırlık gerektirdiğini hatırlatır.

Karşılaştırma için şehir merkezine bakmak yararlıdır. Amasya vadisi Kırklar Dağı, Lokman Tepesi, Ferhat Dağı ve Yanık Tepe ile çevrilidir ve iki üç kilometre yürüyerek dört yüz metreden bin metreye çıkmak mümkündür. Taşova'daki yayla rotaları ise bu kısa ve dik tırmanışların tersine, araçla yüksek rakıma çıkıp orada uzun, yumuşak eğimli hatlar yürümeye daha elverişlidir; aynı akademik derleme Akdağ, Boraboy Gölü ve Yanık Tepe hattını trekking için uygun parkurlar arasında sayar. Bu fark, ilçeyi Amasya'nın şehir yürüyüşlerinden ayrı bir rota grubu olarak ele almayı haklı kılar.

Akdağ ve Kocacık Tepesi

Akdağ, Amasya'nın en bilinen yayla alanlarından biridir ve Taşova çevresindeki rota ağıyla birlikte düşünülür. Amasya'nın en yüksek dağı olarak 2.062 metreye ulaşır. Akdağ Yaylası'nın ortalama rakımı yaklaşık 1.850 metredir; çam, gürgen ve meşe ağaçlarıyla çevrilidir. Bölgenin zirvesinde Kocacık Tepesi yer alır ve o da ortalama 1.850 metre civarında anılır. Amasya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü'ne göre yayla yaz aylarında yoğun ilgi görür; yüksek rakımı nedeniyle sıcak günlerde bile serindir. Karakese bölgesinde çadır ve piknik alanları vardır; günübirlik kullanım ve kamp için elverişlidir.

Akdağ'ın yaylacılık geçmişi, Taşova yaylalarından daha iyi belgelenmiştir. Hüsameddin, yirminci yüzyıl başında Amasya kazasına bağlı dört nahiyeden ilki olarak Akdağ Nahiyesi'ni anlatır. Nahiye Amasya'nın doğu taraflarını kuşatır, merkezi Akviran köyüdür ve doğudan batıya uzanan, eskiden beri Akdağ denen dağın eteklerinde bulunduğu için bu adı almıştır. Yazara göre dağın yaylası bol, kışlağı makbul, suyu bol ve havası çok sağlıklıdır; bu yüzden Amasya sancağındaki koyunların çoğu yazın orada otlar. Akdağ'ın yağı, peyniri ve yoğurdu beğenilir ve Pontus bölgesi denen geniş yörede ün kazanmıştır. Nahiyenin köyleri de şehrin dinî ve ilmî hayatına kişiler vermiştir: Baş Alan köyünden Şeyh Muhyiddin Mehmed Akdâğî orada bir zaviye kurmuş, oğullarından biri Anadolu kazaskeri, öbürü Amasya'da Halvetî şeyhi olmuştur.

Akdağ'ın bugünkü ayırt edici yanlarından biri arazi sporlarına açık olmasıdır. Engebeli arazisi, toprak yolları ve geniş düzlükleriyle off-road ve motokros için doğal parkurlar sunar; kulüp ve dernekler zaman zaman yarış ve etkinlikler düzenler. Yaz aylarında dernekler tarafından konserler ve geleneksel etkinliklerle yayla şenlikleri yapılır. Ekoturizm araştırmalarında Akdağ, trekking ve jeep safari için uygun alanlar arasında sayılır; Kocacık Tepesi çevresindeki yürüyüş hatlarının görece düşük zorlukta olduğu ve ilkbaharda kelebek ve endemik bitki çeşitliliğiyle doğa gözlemcilerine uygun düştüğü belirtilir. Amasya Merkez ilçesindeki ormanlık alanın büyük bölümü de Akdağ çevresinde toplanır.

Kelebek çeşitliliği konusundaki bu değerlendirme bir yüksek lisans tezinde ayrıntılı olarak incelenmiştir. Turgay Koyuncu'nun 2012'de Ondokuz Mayıs Üniversitesi'nde tamamladığı çalışmada, 2010 yılında Akdağ ve çevresindeki 28 noktadan 483 ergin gündüz kelebeği toplanmış, 7 familyaya ait 64 tür ve alttür belirlenmiştir. Bunlardan 12'si araştırma alanından, 11'i ise hem alandan hem de Amasya'dan ilk kez kaydedilmiştir. Üç taksonun bilimsel adlandırmada esas alınan tip yeri Amasya'dır; bunlardan biri, adını doğrudan şehirden alan Archon apollinus amasinus'tur. Tez, Akdağ'ın gündüz kelebekleri için bir sığınak olduğunu ve doğal koruma alanı statüsü kazanması gerektiğini vurgular. İlkbaharda Kocacık Tepesi çevresinde yürüyen biri için bu, çiçeklenen çayırların yanında gözden kaçmayacak bir canlılık anlamına gelir.

Kış sporlarına gelince, ekoturizm değerlendirmesi karın yerde kalma süresinin kısalığı nedeniyle Akdağ'ı kayak için uygun bulmaz; ilde kış sporu için düşünülebilecek tek alan Merzifon'daki Tavşan Dağı radar mevkiidir. Bu yüzden Akdağ ve Sakarat yaylaları esas olarak ilkbahar ile sonbahar arasındaki dönem için planlanmalıdır.

Göletler ve Su Kıyıları

Taşova'nın su kıyıları da rotalara eklenebilir. Amasya sınırları içindeki tek doğal göl Boraboy Gölü'dür ve bu sitede ayrı bir yazıda anlatılır. İlçede ayrıca sulama amacıyla yapılmış göletler vardır; Uluköy, Kırkharman ve Kızgüldüren'deki göletler bunların başlıcalarıdır. Kırkharman köyündeki baraj göleti, çevresindeki bitki ve kuş türleriyle balık tutmak ve piknik yapmak isteyenlerin uğrak yeridir. Eski Sonusa olan Uluköy'deki göletin çevresinde düzenlenmiş bir piknik alanı bulunur. Taşova Destek Barajı ise gezi noktasından çok, tarım alanlarının sulanmasında rol oynayan bir su yapısıdır. İl düzeyindeki envanterde Esençay Göleti de Yedikır Barajı (Yedi Kuğular Kuş Cenneti) ve Hasan Uğurlu Barajı ile birlikte sayılan yapay su alanları arasındadır. Esençay Göleti aynı zamanda Cami Tepesi'ne kayın ormanı içinden tırmanan yolun başlangıç noktasıdır.

Yeşilırmak'ın kendisi de bu rotaların zeminini oluşturur. Nehir ilkbaharda kabarır, yazın alçalır ve ilçe boyunca tarım sulamasında kullanılır. Irmağın ilçe merkezinden Kelkit Çayı ile birleştiği yere kadar uzanan yaklaşık dört bin dekarlık kesim, rakımının düşüklüğü ve toprağının verimliliği nedeniyle "küçük Çukurova" diye nitelenir; bamya, kiraz ve tütün bu düzlüğün bilinen ürünleridir. Kıyısındaki ağaçlıklı şerit, dağ yamaçlarının dik rotalarına karşılık düz ve kolay bir yürüyüş hattı sunar. Çok sayıda dere ve çaya rağmen ilçedeki tarım arazilerinin büyük bölümünün hâlâ sulanamadığı da not edilmelidir.

Vadide doğal sit olarak korunan bir başka küçük alan, Mercimek köyünün Karaçökek mevkiindeki eski mezarlıktır. 1993'te doğal sit ve mezarlık alanı olarak tescil edilen alan, yukarı ve aşağı olmak üzere iki kısımdan oluşur. İçinde iri pelit ağaçları, küçük meşe ve kavak ağaçları bulunur; çevresi meyve bahçeleri ve tarlalarla çevrilidir. Köy mezarlıklarının, çevresi tarlaya açılmış ovada yaşlı ağaçların korunabildiği son yerlerden biri olması, vadide yürüyen biri için dikkat çekici bir ayrıntıdır.

Mevsimler ve Ulaşım

Taşova'nın rotaları yıl boyunca aynı yüzü göstermez. İlkbaharda yaylalarda çiğdemler ve dağ çiçekleri açar, şelale en bol akışını verir, ormanda nem yüksektir ve kelebekler en hareketli dönemindedir. Yazın yayla serin kalır, şenlikler bu dönemde yapılır, ancak haziranla ekim arasındaki kurak dönemde şelale kuruyabilir. Sonbaharda kayın, gürgen ve meşe ormanları renk değiştirir; Esençay'dan Cami Tepesi'ne çıkan kayınlık yol bu mevsimde özellikle görülmeye değerdir. Kışın karın kısa süre kalması, yüksek rotaları yürüyüşten çok araç ve yol durumuna bağımlı kılar.

Ulaşımda ana hat, Hüsameddin'in doğu boğazı dediği vadiyi izleyen E-80 karayoludur. Amasya merkezinden Taşova yönüne gidilir; Baraklı Şelalesi ile Esençay-Boğalı yaylası şehir merkezine yaklaşık elli kilometre mesafededir. Taşova'dan Esençay'a giden yol, alçak kesimlerinde 300 metre dolayından başlayarak dağa doğru tırmanır. Yaylalara çıkan yollar dağlıktır ve yer yer bozuktur; gündüz saatlerinde, arazi şartlarına uygun bir araçla gitmek gerekir. Yüksekte yaz akşamları bile hava belirgin biçimde serinler, bu yüzden sıcak bir giysi bulundurmak yerindedir.

İki günlük bir plan rotaları makul bir sıraya koyar. İlk gün Baraklı Şelalesi, Baraklı Kalesi ve ilçe merkezinde Yeşilırmak kıyısı, ikinci gün Boraboy Gölü ile Esençay-Boğalı yaylası ziyaret edilebilir. Yürüyüşe daha çok vakit ayırmak isteyenler Esençay Göleti'nden Cami Tepesi'ne çıkan orman yolunu ayrı bir güne bırakabilir. İlçe merkezinde otel ve pansiyonlar ile yöresel yemek sunan lokantalar bulunur. Boraboy Gölü ve Taşova'nın tarihî köyleri bu sitede ayrı yazılarda işlenmiştir.

Kronoloji

1257 (655): Şeyh Nureddin Alp Arslan'ın Sonusa civarındaki zaviyesine ait vakfiyenin tarihi.

1340 (741): Niksar emiri Tâceddin Togan Şah, Taşova'da Kürt ve Taşan beyleri yenerek Amasya'ya girer.

1530-31 (937): Halvetî şeyhi Sonusalı Hüsameddin Efendi ölür.

1554 (961): Kanuni Sultan Süleyman Amasya'ya döner; Anadolu ordusu Taşâbâd sahrasında dinlenir.

1606-07 (1015): Yıldızlı İbrahim Bey, Amasya'nın doğu boğazının ucunda yakalanıp öldürülür.

1846-47 (1263): Keydoğanlı Taşâbâdî Hacı Ahmed Efendi Benderli Medresesi müderrisi olur.

1944: Taşova ilçesi kurulur; Yemişenbükü ilçe merkezi olur.

1953: Taşova, Tokat'tan ayrılarak Amasya iline bağlanır.

9 Kasım 1993: Yukarıbaraklı'daki Kayabaşı Şelalesi ve Asarkale birinci derece arkeolojik ve doğal sit alanı ilan edilir; aynı tarihte Mercimek köyü mezarlığı doğal sit olarak tescil edilir.

2004-2005: Sakarat Dağı'nın florası incelenir; 494 takson ve 40 endemik tür belirlenir.

2010: Akdağ ve çevresinde gündüz kelebekleri araştırması için arazi çalışması yapılır.

Mayıs 2024: ARDAK ekibi Direkli köyünden Baraklı Şelalesi'ne yürür.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

  • Cansaran, A., Bingöl, M. Ü., Geven, F., Güney, K., Erdoğan, N. ve Kaya, Ö. F. (2010). Sakarat Dağı Florasına Katkılar (Amasya-Türkiye). Biological Diversity and Conservation, 3(1), 103-120.
  • Koyuncu, T. (2012). Amasya Akdağ ve Çevresi Gündüz Kelebekleri (Rhopalocera: Lepidoptera) Faunası Üzerine Araştırma. Yüksek lisans tezi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü.
  • Kılıç, D. D., Güler, D., Babacan, A. ve Kılıç, M. (2019). Amasya'nın Ekoturizm Potansiyelinin Belirlenmesi Üzerine Bir Derleme. Sinop Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 3(2), 77-106.

Resmî kaynaklar

  • T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı. Amasya Sit Alanları ve Tabiat Varlıkları.
  • Orta Karadeniz Kalkınma Ajansı. Taşova İlçe Raporu (2018).
  • T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kültür Portalı: Otomobil ve Motor Sporları - Akdağ Yaylası (Amasya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü).

Diğer kaynaklar

  • Amasya yaylarında açan dağ çiçeklerinden görsel şölen. Ensonhaber (İhlas Haber Ajansı). ensonhaber.com
  • Taşova (ilçe). Vikipedi.
  • Amasya'nın Görülmesi Gereken Doğal Güzellikleri. Gezinomi Gezi Rehberi.
  • Amasya'da Gizli Cennet: Baraklı Şelalesi. Objektif Amasya, 21 Mayıs 2024. objektifamasya.com
  • Taşova Gezilecek Yerler ve Seyahat Rehberi. Taşova Net.

Çevrimiçi kaynaklar