Rotanın Genel Çizgisi
Ferhat Su Kanalı yürüyüşü, Amasya'da kayanın içinden geçerek yapılabilen nadir gezilerden biridir. Güzergâh, Amasya-Tokat karayolunun şehre giriş kesiminde, Helvacı Mahallesi sınırları içindeki Ferhat Arası mevkiinde başlar. Karayoluna çıktıktan iki üç kilometre sonra soldaki kaya yamaçlarına dikkatle bakan bir yolcu, kayaların dibinden biraz yukarıda yamaç boyunca uzanan ince bir iz görür. Kanalın karayoluna paralel uzanan yaklaşık iki kilometrelik bölümü dışarıdan da kolayca izlenebilir. Yürümeye elverişli kesim ise bunun bir parçasıdır, çünkü yaklaşık 675 metrelik bölüm 1997'de Amasya Müzesi'nin yürüttüğü temizlik ve kurtarma kazısıyla moloz ve toprak dolgudan arındırılmış, içinde ilerlenebilir hâle getirilmiştir.
Hattın toplam uzunluğu kaynaklarda altı kilometreden yirmi beş kilometreye kadar değişen rakamlarla anılır. Bunun nedeni, görünen kesimin, şehir altında tünel olarak sürenin ve henüz kazılmamış uzak uçların ayrı ayrı sayılmasıdır. Hüseyin Hüsameddin, yüzyılın başında hattı iki ucundan izleyerek Amasya'nın yaklaşık on beş kilometre güneyindeki Şahin Kayası önünden başlayıp şehrin doğu ucuna kadar uzanan, toplam on sekiz kilometre kadar tutan bir su yolu olarak tarif etmiştir. 1997-1998 çalışmalarını yürüten mimarlar ise batıda Helvacı Mahallesi'ndeki cezaevi mevkiinden doğuda Bayezid Paşa Mahallesi'nin eski sanayi bölgesi Kibrithane'ye kadar uzanan yaklaşık altı kilometrelik kesimin büyük kısmının bugün şehir yapılaşmasının altında tünel olarak kaldığını kaydeder. Kanalın yapım tarihi, inşa tekniği, Çekerek kıyısındaki Kırkgöz kaynağından başlayan tam hattı ve tarihleme tartışması Ferhat Su Kanalı'nın tarihini ele alan yazıda ayrıca anlatılmıştır. Burada izlenen, kanalın başına gidip akış yönünde yürüyen bir gezginin karşılaşacağı duraklar ve bu durakların geçmişidir.
Ferhat Arası ve Ferhat Kayası
Rotaya adını veren Ferhat Arası, Amasya'nın güneybatı boğazıdır. Hüsameddin, Karakaya'nın güneybatısında yükselen sarp kayaya Ferhat Kayası, bu kayadan doğuya uzanan sırta da Ferhat Dağı dendiğini yazar ve kayanın bu boğazın üzerinde durması nedeniyle çevresine Ferhat Arası adının verildiğini belirtir. Onun tarifinde kaya, zeminden yaklaşık üç yüz metre yükselir. Batıya bakan cephesi yalçındır, üstü düzdür. Kuzey eteği bağ ve bostanlarla kaplıyken güneybatı eteği kara taştan ibarettir. Düzlüğün doğu tarafı ise serin yaylalara, sulak ve havadar köylere açılır. Yazar, Amasya'nın bütününü de "Ferhat-Fon-Pont" diye andığı bu dağın eteğinde kurulmuş eski bir şehir olarak tanıtır.
Hüsameddin'in kayanın batıya bakan eteğinde gördüğü bir ayrıntı, bugün kanala bakan gezgin için de anlamlıdır. Zeminden üç metre kadar yüksekte, kemer biçiminde bir oyuk vardır. Oyuk yaklaşık altı ayak genişliğinde ve iki buçuk metre derinliğindedir ve yazarın deyişiyle "dün oyulmuş gibi" taze görünür. Efsanenin bu kayaya bağlanmasının nedenlerinden biri de bu oyuktur. Kayanın adı, oyuğun varlığı ve su yolunun Ahır Önü'ne kadar uzanması bir araya getirilerek halk arasında Ferhat'ın kayayı aşk uğruna deldiği rivayeti doğmuştur.
Ferhat Arası, eski Amasya'nın bağ kuşağının da bir parçasıydı. Hüsameddin, ırmağın güney kıyısında Sultan II. Bayezid Camii'nden batıya doğru sırasıyla İnehan, Yörgüç Paşa, Hacılar Meydanı, Ferhat Arası ve Çalan Köprü bağlarının bulunduğunu sayar. Hacılar Meydanı adını, Hicaz'a giden ve dönen hacılar için burada dua edilmesinden almıştı. Bugün karayolunun kenarına sıkışmış görünen bu kesim, yüz yıl öncesine kadar bağlar arasında uzanan bir şehir girişiydi. Kanalın yürüyüş kesimi ile şehir arasında kalan bu bağ adları, rotanın aslında şehrin dışında değil eski Amasya'nın sınırında yer aldığını hatırlatır.
Yol Üzerindeki Eski Çeşmeler ve Veng Sırtı
Ferhat Kayası'nın güney eteğine Helvacı Pınarı, kuzey eteğine Veng denirdi ve ikisi de Tokat şosesi üzerindeydi. Helvacı Pınarı boğazın doğu ucundaydı. Adını, 1064 (1653-54) yılında ölen eski Amasya mütesellimi Helvacı Mehmed Ağa'nın buraya yaptırdığı çeşmeden almıştı. Aynı Mehmed Ağa'nın bir yıl önce Mağdinus Köprüsü'nü de onarttığı bilinir. Çeşmeyi 1210 (1795-96) yılında Amasya ileri gelenlerinden el-Hâc İbrahim Ağa onarmış, yolunu temizletip suyunu yeniden akıtmış ve bakımı için birkaç dükkân vakfetmiştir. Bugün kanalın çevresine bağlı mahallenin Helvacı adını taşıması, bu çeşmenin hatırasını sürdürür.
Ferhat Arası'nda Bey Pınarı adıyla bir çeşme daha vardı. Bunu 1164 (1750-51) yılında, daha önce Mısır'da mirlivalık yapmış olan el-Hâc Osman Bey yaptırmış, suyunu getirtip vakfını düzenlemişti. Osman Bey, Amasyalı bir ailenin çocuğuydu. Mısır'daki siyasi çekişmelerden sonra 1159'da Amasya'ya yerleşmesine izin verilmiş, şehirde bir darülhadis ve kütüphane, iki kapılı Taş Han ve Ferhat Arası'ndaki cadde üzerinde bu çeşmeyi yaptırmıştı. Hüsameddin, kendi zamanında iki çeşmenin de harap olduğunu not eder.
Veng, Tokat şosesinin solunda, Memi Dede Önü Mezarlığı'nın bitiminde ve Hacılar Meydanı'nın üstündeki bir sırtın adıydı. İki yanı Rum ve Ermeni mezarlığıydı. Yolun sonunda, gözeneklerinden sürekli su damlayan bir toprak kütlesi ve bu damlaların toplandığı kara taştan küçük bir havuz bulunuyordu. Hüsameddin, suyun parlak ama tatsız ve ağır olduğunu, yerin uzun süre metruk kaldıktan sonra 1300 (1882-83) yılları sonrasında önce Ermenilerin, ardından Rumların pazar günleri toplandığı bir ziyaret yerine dönüştüğünü anlatır. Rumlar adı bir havari öğrencisi Yovannis'e, Ermeniler ise Ohannis'e bağlayan birer rivayet anlatırdı. Bu hikâyeler, Ferhat Arası çevresinin yalnız Müslüman halk için değil şehrin bütün toplulukları için bir anlatı coğrafyası olduğunu gösterir.
Başlangıç Noktası ve Ulaşım
Yürüyüşün başlangıcı, Ferhat Dağı'nın eteğindeki Ferhat Arası'dır. Şehir merkezinden yaya gelmek isteyenler Yeşilırmak kıyısını izleyip Ferhat Tepesi yönündeki Ferhat Su Kanalı tabelalarını takip edebilir. Merkezden uzaklık için kaynaklarda iki rakam dolaşır. Müzeyi tanıtan yayınlar yaklaşık iki kilometre der, kimi anlatımlarda ise dokuz kilometre geçer ve yol Amasya-Erzurum yolu olarak anılır. Daha yaygın anlatım müzenin Amasya-Tokat karayolu üzerinde olduğu yönündedir. Ölçümün şehir merkezinin hangi noktasından yapıldığına bağlı bir fark olabilir, ancak kesin bir uzaklık doğrulanamamıştır. Araçla gelenler için Amasya-Tokat karayolunda Helvacı yönüne ilerlemek, Tokat tarafından gelenler için ise Amasya'ya girdikten sonra Ferhat Tepesi tabelalarını izlemek yeterlidir. Müzenin çevresinde otopark alanı bulunduğu aktarılır. Şehir içi dolmuş ve belediye otobüslerinin bu yöne gittiği, inilecek durakların Ferhat Su Kanalı ya da müze adını taşıdığı belirtilir.
Tokat yönünden gelen yolcunun şehre yaklaşırken geçtiği Çağlayan Köprüsü de bu güzergâhın eski bir işaretidir. Hüsameddin'in Çalan Köprü diye andığı köprü, onun tarifiyle güney boğazının, yani Ferhat Arası'nın bitiminde durur. Temeli, üstü ve yanları taştan, kemerleri ve ayakları kırmızı tuğladandır. Yazar adı, güney yüzünün ortasındaki küçük, kare oda biçimli çıkıntıya, yani "çalık" sözcüğüne bağlar ve eski belgelerde köprünün İltekin Köprüsü diye geçtiğini kaydeder. Bugün yaygın kabul, yaklaşık 70 metre uzunluğundaki altı kemerli köprünün 1075 ya da 1076'da Danişmendli emiri İltekin Gazi tarafından yaptırıldığı yönündedir. Kimi kaynaklar ise yapıyı 12. yüzyılda İltekin'in oğlu Hüsamüddevle Hasan'a bağlar. Köprü, Helvacı Mahallesi'nde, Tokat karayolunun Eryatağı sapağına yakın bir noktadadır.
Yürüyüş için bilet gerekmediği aktarılır ve kanal açık havada, serbestçe gezilebilen bir alandır. Yamaçta gölge azdır, bu yüzden sabah ya da ikindi saatleri hem daha serin hem de kaya yüzeyindeki oyma izlerini ve tonozları yan ışıkta seçmek için daha elverişlidir. Zemin yer yer düzensizdir. Tabanı sağlam, rahat bir ayakkabı ve mevsime uygun giysi gerekir.
Kanalın İçinde Yürümek
Gezi anlatılarında rota, suyun akış yönünde, yani şehre doğru izlenir. Kireçtaşı kayaya oyulan kesimlerde kanal ortalama 87-97 santimetre genişliğinde, tonoz dâhil yaklaşık 120 santimetre yüksekliğindedir. Bu ölçüler, yetişkin bir insanın başı eğik, omuzları duvarlara yakın ilerleyeceği anlamına gelir. Duvarlarda zeminden yaklaşık seksen santimetre yukarıda, iki yanda yirmişer santimetrelik küçük sekiler oyulmuştur. Bunlar kanalı örten tonozun ayaklarının oturduğu yerlerdir ve yürürken kolayca fark edilir. Tabanda ve duvarların alt bölümünde yüzyıllarca akan suyun bıraktığı kireç tortusu görülür. Bu tortu kimi yerde tabandan doksan santimetreye kadar çıkmıştır ve traverten kıvamındadır. Hüsameddin de kanalın içinde on santimetreyi bulan kalın kireç tortuları ve kurumuş yosunlar gördüğünü, suyun bu yoldan yüzyıllarca aktığını bunlardan anladığını yazar.
Hat, dağın yamaçlarına ve kayanın girinti çıkıntılarına uyarak kıvrılır. Dağ tarafındaki duvar, kanala moloz düşmesin diye 1,5 ila 3 metre fazladan tıraşlanmıştır. Sert yamaçlarda neredeyse 360 dereceye varan dönüşler yapılmış, bu noktalarda karşılıklı kaya duvarlar baştan sona yontulmuştur. Gezi yazılarında bu bölümler kanalın en çarpıcı yeri olarak anlatılır. Kanalın düz bir ekseni olmaması, 1997'de ölçüm yapan ekibi de zorlamıştır. Klasik ölçüm yöntemlerinin yetmediği bu kıvrımlı hat için teodolit ve nivo ile kutupsal koordinat yöntemi kullanılmış, kanalın içine ahşap kazık ve çelik çivilerle 53 poligon noktası yerleştirilmiş, rölöve kazıdan önce ve sonra iki ayrı aşamada çizilmiştir. Hattın eğimi binde yedi civarındadır ve bu eğim, yürüyen bir insanın ayağıyla fark edebileceği bir şey değildir. Mühendislik hesabı ancak suyun uzun mesafede aynı yükseklik farkına sadık kalmasıyla anlaşılır.
Kanalın bazı kesimleri kaya yerine moloz taşla örülmüş tonozlarla örtülüdür. Dere yataklarını kestiği yerlerde 30 santimetre kalınlığında, kaba yontu taşla örülmüş tonozlar yirmi santimetrelik yan duvarlarla desteklenir ve bu kesimde iç genişlik 70 santimetre civarına iner. Kazıda ortaya çıkan tonozlu bölümde tonozların uzunluğu 240 santimetre, kanalın iç yüksekliği eğime göre 125 ile 150 santimetre arasında, tonozu taşıyan karşılıklı duvarların yüksekliği ise 80 ile 105 santimetre arasında ölçülmüştür. "Poligon" denilen alanda tonozlu bölümler daha sık görülür, ancak bunların kimi yerde çöktüğü ya da kırıldığı belirtilir. Çökmüş ya da çökmeye yakın kesimlerin altında oyalanmak yerine açık ve sağlam görünen bölümlerde ilerlemek daha güvenlidir.
Yürürken Bakılacak Ayrıntılar
Kanalın duvarlarında ve tabanında, 1997 kazısında ve sonraki incelemelerde ayrıntılı kaydedilen birkaç işaret yürüyüşü daha anlamlı kılar. Kayanın oyulması sırasında kanala çapraz doğrultuda 40-60 santimetrelik kamalar çakılmış, aynı hizaya birkaç çivi yerleştirilerek parçalar ana bloktan koparılmıştır. Yanlarda hâlâ seçilen yaklaşık iki santimetre derinliğindeki çapraz keski izleri, kayanın metal keskilerle ve kol gücüyle oyulduğunu gösterir. Kazıda tek bir alet bile bulunamamıştır, dolayısıyla bu izler ustalar hakkındaki tek doğrudan kanıttır. Araştırmacılar kayayı oyma tekniğinin, MÖ 2. yüzyılda yapılan Amasya kral kaya mezarlarındaki teknikle benzerlik gösterdiğini belirtir. Şehrin üstündeki kral mezarlarını gezmiş biri, aynı keski disiplinini burada, bir su yolunun duvarlarında yeniden görür.
İç yüzde kireç ile öğütülmüş pişmiş toprak ve kumun karıştırılmasıyla yapılan yöresel horasan harcının izleri bulunur. Tabanda yaklaşık üç santim kalınlığında, tuğla tozu katkılı bir tabaka açığa çıkarılmıştır ve araştırmacılar bunun taban kayasındaki yarık ve çatlaklardan su kaybını önlemek için yapıldığını düşünür. Laboratuvara gönderilen on sıva örneğinin incelenmesi, duvar ve taban sıvasında farklı boyutlarda pişmiş toprak parçaları ile dere kumunun kullanıldığını, kanal kenarından alınan kimi koyu renkli tabakaların ise su akarken ve sonrasında duvarlarda oluşan bir çökelti olduğunu ortaya koymuştur. Bazı yerlerde zemin 3-4 santimetre daha aşağı inen, dinlendirme ve çökeltme işlevi gören küçük havuzcuklar halindedir. Sel yatağına rastlayan yerlerde kanalın dış yüzü payandalarla güçlendirilmiş, iç yüzü sıvanmıştır. Bunlar, kanalın bakımı düşünülerek tasarlanmış bir su yapısı olduğunu gösterir.
Kazı sırasında kanalın içinde ve çevresinde 11.-12. yüzyıla ait çömlek parçaları ve tek kulplu yuvarlak bir kap kapağı, Erken Roma dönemine ait olması muhtemel, on santimetre boyunda, iki keskin kanatlı bir ok ucu, Bizans dönemine ait kap parçaları ve kanalı dikine kesen bir duvar bulunmuştur. Bu duvarın önünde basit bir mezar açığa çıkmış, duvar dört metre kadar kanalı izledikten sonra batıya doğru kanalı bir kez daha kesmiştir. Kanalın dış yüzünde 12. yüzyıla tarihlenen küçük bir şapelin yarım daire biçimli apsisi de ortaya çıkarılmıştır. Duvarı moloz taşla örülü, iç yüzü horasan sıvalı, tabanında beyaz, kahverengi, turkuaz, sarı ve yeşil taşlardan oluşan geometrik desenli, büyük ölçüde zarar görmüş bir mozaik bulunan bu yapının güney duvarlarının dışında kabartma bezemeli çatı kiremitleri ve pişmiş toprak yapı levhaları da ele geçmiştir. Bu buluntular, hattın 12. yüzyıldan sonra işlevini yitirdiğini ve çevresinin yerleşime açıldığını gösterir.
Kanal boyunca yürürken kaya yarıkları ve bağ kenarlarındaki bitkiler de gözden kaçmamalıdır. 1997'de kazıdan önce yapılan bitki envanterinde Ferhat Arası çevresinde elli kadar bitki türü sayılmıştır. Bunların en ilgi çekicisi, Amasya'ya özgü, yaz ortasında sarı çiçek açan ve kurak dağ yamaçlarına, bağlara yayılan Sideritis amasiaca'dır. Bu bitkinin ilk kez Alman botanikçi J. Bornmüller tarafından Amasya'nın Lokman Dağı'nda toplandığı kaydedilir.
1997 Kazısı ve Koruma Projesi
Kanal 1975 ve 1988 tarihli kurul kararlarıyla anıt ve taşınmaz kültür varlığı olarak tescil edilmiştir. Ancak 1997'ye kadar ne bilimsel bir inceleme ne de bir koruma çalışması yapılmıştır. O yıl Amasya Valiliği, Amasya Belediyesi ve Amasya Müzesi'nin girişimiyle Gazi Üniversitesi'nden Işık Aksulu ile Gediz Urak'a "Amasya Ferhat Su Kanalı Koruma Önerileri ve Çevre Düzenleme Projesi" hazırlatılmıştır. Proje, kanalın Ferhat Arası'nda karayoluna paralel uzanan, korumaya ve düzenlemeye en elverişli 675 metrelik tescilli kesimi için yapılmıştır. Arazi çalışmaları ve raporlar Haziran 1997 ile Haziran 1998 arasında tamamlanmıştır.
Temizlik ve kazı için Kültür Bakanlığı Müzeler Genel Müdürlüğü izni 12 Eylül 1997'de, Valilik onayı 29 Eylül 1997'de verilmiştir. Çalışmayı müze müdürü Ahmet Yüce, müze araştırmacıları Celal Özdemir ve Muzaffer Doğanbaş yürütmüş, iş otuz iş gününde bitirilmiştir. Kazının yapıldığı yer o yıllarda bugünkünden çok farklı görünüyordu. Kanal güneyde bir sönmüş kireç tesisinin arkasından geçiyor, ardından bir oto servis istasyonunun, bir kiremit ve tuğla deposunun arkasından ilerliyor ve bir kum eleme tesisinin önünde sona eriyordu. Projeyi hazırlayanlar, kanalla karayolu arasındaki geniş araziyi kaplayan bu işletmeleri anıtla bağdaşmayan, görüntüyü ve kullanımı bozan yapılar olarak tespit etmiştir.
Koruma önerileri hem kanalı hem de ileride gelecek ziyaretçileri düşünerek hazırlanmıştı. Kanalın üstündeki gevşek kaya molozundan yaklaşık 1200 metreküpün kaldırılması, ardından kanalı yukarıdan düşecek molozdan korumak için yaklaşık 65 metre uzunluğunda ve 1,5 metre yüksekliğinde bir istinat duvarı yapılması önerilmiştir. Bölgedeki derelerin akış yönü kanalın üzerinden geçtiği için suyu kanaldan uzaklaştıracak beş ayrı drenaj açıklığı planlanmıştır. Kayadaki boşlukların yöresel taştan elde edilen agrega, tuğla tozu ve hidrolik kireçle hazırlanan harçla doldurulması, sıvası dökülen yüzeylerin pekiştirilmesi ve yürüyüş yollarındaki yosunların temizlenmesi de öneriler arasındadır.
Çevre düzenlemesi için yaklaşık üç hektarlık bir alanda kanalın çevresinde yürüyüş yolları, seyir terasları, açık ve kapalı oturma alanları, Amasya'ya özgü bitkilerin sergileneceği bir botanik bahçesi ve bir gölet, camla kaplı çağdaş bir kafe-restoran, yolun iki yanında 52 otomobil ve 2 otobüslük otopark ile bunları bağlayan hafif bir üst geçit tasarlanmıştır. Şehrin giriş kapısı sayılan kanal başlangıcına Ferhat ile Şirin efsanesini yaşatacak bir heykel konması da düşünülmüştür. Projeyi yayımlayan yazarlar 2006'da önerilerin henüz uygulanamadığını yazmış ve yayının yöneticiler ile kentliler için yeni bir başlangıç olmasını umduklarını belirtmiştir. Kanalın yanında 2013'te açılan Âşıklar Müzesi, seyir terası ve yürüyüş yollarının bulunması, alanı kamu kullanımına açma düşüncesinin bir bölümünün sonraki yıllarda belediye eliyle hayata geçtiğini gösterir.
Rotanın Sonu ve Şehirdeki İzler
Ferhat Arası'ndaki oyma kesim, karayolunun kayayı tıraşladığı noktada son bulur. Ötesinde ağaçlıkla kaplı geniş bir tepe vardır ve kanalın bu tepeyi tünellerle aştığı düşünülür. Gezgin için yürüyüşün sonu burasıdır, çünkü kanal şehre yaklaşırken yeraltına girer. Hat, şehir içinde Amasya İmam Hatip Lisesi girişinde bir levhayla işaretlenmiş tünel kalıntısında yeniden görünür. Etrafı koruma altına alınmış bu tünelin yalnızca üst tonoz örtüsü yüzeye çıkar ve içine girmek mümkün değildir. 1997 çalışmalarında incelenen sıva örneklerinden biri de bu okulun üzerindeki tonozdan alınmış ve Ferhat Arası'ndaki tonoz sıvasıyla aynı özellikleri taşıdığı görülmüştür. Beyazıtpaşa Mahallesi'nde de yer yer kayaya oyulmuş havuz ve kanal kalıntıları seçilir.
Hüsameddin, hattın şehir içindeki seyrini mahalle mahalle sayar. Ona göre su yolu Ferhat Arası'ndan sonra Memi Dede önünden geçer, Gökmedrese, Şamlıca, Receb, Çeribaşı, Acem Ali, Uzun Mustafa, Gümüşlüzade, Mehmed Paşa ve Sevadiye mahallelerini dolaşır ve Bayezid Mahallesi'ndeki Kibrithane'nin güneyinde, bir kaya üzerine dört metre kadar çapında kare biçiminde oyulmuş bir deliğe ulaşarak son bulur. Yazar, Şahin Kayası önünden gelen kanalın bir metre kadar genişliğinde ve iki metre kadar derinliğinde olduğunu, şehre girdikçe büyüdüğünü, Şamlıca'ya rastlayan kısmın daha iri yapıldığını yazar. Mehmed Paşa Mahallesi'ne rastlayan bölümde ise kendi zamanında hâlâ su aktığını, bu suyun baharda çoğalıp sıcak günlerde azaldığını gözlemlemiştir. Şehre girişteki kesimlerin kuru ve harap olmasına karşın burada suyun akmasından, kanala şehir içinde başka kaynakların da karıştığı sonucunu çıkarır.
Rotanın öbür ucu ise sorunludur. Ferhat Arası'ndan şehir dışına doğru izlenen hat, bir taş ocağı tesisine çarparak kesilir. Bu kesimi gezen bir gazeteci birkaç kilometre içinde üç ayrı taş ocağıyla karşılaştığını yazmış, ocağın ötesinde izin sürüp sürmediğini araştırmaktan vazgeçmiş ve yönünü şehre çevirmiştir. Bu nedenle gezginin yürüyeceği hat, Ferhat Arası'nda kalan ve kazıyla temizlenen kesimle sınırlıdır.
Gezginin görebileceği bir başka ayrıntı kanalın şehir yönündeki seyridir. Hat yol boyunca başka kaynakların sularını da toplamış olabilir ve bu yönüyle tek bir oluktan çok bir su şebekesini andırır. Şebekenin Yeşilırmak'ı hangi noktadan ve nasıl geçtiğine dair bugüne kadar hiçbir bulgu ele geçmemiştir. Oliver ve Caroline Nicholson, 1993'te yayımladıkları kısa incelemede su yolunun büyük ölçüde ırmağın sağ kıyısında, şehrin güney ve batısındaki vadi yamacını oluşturan kayalıkların yüzüne oyulduğunu vurgular. Sol kıyıdaki Amasya Kalesi'nin Strabon'un tarif ettiği kendine ait bir su düzeni vardı ve iki sistem birbirine karıştırılmamalıdır. Aynı yazarlar, ırmağın güzel ama içilmez olduğunu anlatan "Tokat döker, Amasya içer" sözünün en az Evliya Çelebi kadar eski olduğunu hatırlatır. Kentin bir dağ kaynağından su getirmeye neden bu kadar emek harcadığı, bu sözle daha iyi anlaşılır.
Şehirdeki izlerden biri de bir yazıttır. Osmanlı döneminde, 1428'de yapılan Yörgüç Paşa Camii'nin duvarında bulunan üç satırlık Yunanca bir yazıtın, su yollarının MS 3. yüzyılda onarıldığını bildirdiği kaydedilir. Kazıda dere yataklarını aşan tonozların birkaç yerde onarılmış olması da bu bilgiyle uyumlu görülmüştür. Bu nedenle rotanın şehir tarafındaki izleri, görünür tünel levhası, Beyazıtpaşa'daki kalıntılar ve bu tür dağınık belgelerle sınırlı kalır, hattın bütününü yürüyerek izlemek mümkün olmaz. Yine de Amasya'yı çanak gibi saran, nehir seviyesinden 400-500 metre yükseğe çıkan tepelerin arasında suyun bu mesafeyi kayanın içinden aştığını kendi gözüyle görmek, rotanın asıl kazancıdır.
Ferhat ile Şirin Âşıklar Müzesi
Yürüyüşün doğal durağı, kanalın hemen yanında bulunan Ferhat ile Şirin Âşıklar Müzesi'dir. Amasya Belediyesi tarafından yaptırılan ve 2013'te hizmete açılan müze, kanalın korunması amacıyla o zamana kadar metruk durumda olan alana kurulmuştur. Belediye yetkilileri, müzenin adını bölgenin yüzyıllardır Ferhat Arası, arkasındaki dağın Ferhat Dağı, üzerindeki kanalın Ferhat Su Kanalı diye anılmasına dayandırır. Yapı elips biçimli bir plana sahiptir ve tam ortasında bir nikâh salonu yer alır. Bahçesinde Ferhat ile Şirin'in temsilî mezarı ve Amasya'nın tarihî yapılarını gösteren minyatür maketler bulunur. Müzenin çevresinde seyir terası ve yürüyüş yolları da vardır.
Müze dokuz bölümden oluşur: Ferhat ile Şirin, Kerem ile Aslı, Leyla ile Mecnun, Romeo ve Juliet, Mimar Sinan ile Mihrimah Sultan, Anadolu Âşıkları, Anadolu'da Yavuklu Kültürü, İlahi Aşk ve hediyelik eşya bölümü. Anlatım silikon ve balmumu figürler, rölyefler, döneme özgü dekorlar, ışık, müzik ve her odaya özgü kokularla sürdürülür. Gezi sırası beşerî aşk hikâyelerinden ilahi aşk anlatısına doğru ilerler. Anadolu Âşıkları bölümünde Âşık Veysel, Karacaoğlan, Âşık Mahsuni Şerif ve Dadaloğlu'na yer verilir. Belediyenin açıkladığına göre müzeyi 2016'da yaklaşık 32 bin, 2017'de 76 bin yerli ve yabancı ziyaretçi gezmiş, 2018'in ilk altı ayında ise 35 bin kişi gelmiştir. Çalışma saatleri haftanın her günü 08.00-17.00 olarak duyurulmaktadır. Bu saatlerin değişebileceği göz önünde tutulmalıdır.
Müze ve kanalı aynı gün içinde birlikte gezmek isteyenler önce kanalda yürüyüp ardından müzeye uğrayabilir ya da müzeden başlayıp kanalın girişine inebilir. Müzenin bahçesindeki temsilî mezar, Ferhat Kayası'nın üstünde yüzyıllardır gösterilen eski mezarın bugünkü karşılığıdır ve aşağıda anlatılan tartışmayla birlikte okunduğunda daha anlamlı hâle gelir.
Efsane ve Rotayı Okumak
Yürüyüşün anlam kazandığı yer, kanalın adını aldığı hikâyedir. Ad, kanalın Ferhat Dağı'nın eteğinde bulunmasından gelir ve hikâyeye atıf yapar. Amasya'da anlatılan biçime göre Ferhat, Persler döneminde yaşamış ünlü bir nakkaştır. Sultan Mehmene Banu'nun kız kardeşi Şirin için yaptırdığı köşkün süslemelerini yaparken Şirin'i görür ve ikisi birbirine gönül verir. Ferhat, Sultan'a haber salıp Şirin'i ister. Sultan kız kardeşini vermek istemez ve Ferhat'ı oyalamak için Elma Dağı'nı delip şehre su getirmesini şart koşar. Ferhat, sevdanın verdiği güçle dağı delmeye başlar. Kanalı tamamlamak üzereyken Mehmene Banu, yaşlı dadısını göndererek Şirin'in öldüğü haberini ulaştırır. Ferhat elindeki külüngü havaya atar, düşen külünk başına isabet eder ve orada ölür. Haberi alan Şirin kayalıklara koşar, sevgilisinin cansız bedenini görünce kendini kayalıklardan aşağı bırakır. İkisi can verdikleri kayalıkta yan yana gömülür. Derler ki, her bahar iki mezarın üzerinde iki gül biter, tam kavuşmak üzereyken aralarında bir kara çalı çıkar ve güllerin birleşmesini engeller.
Kimi anlatımlarda Ferhat'ın elindeki alet külünk yerine künk olarak geçer, kimi anlatımlarda dağı delmesini isteyen Şirin'in babasıdır. Hüsameddin'in kaydettiği halk anlatısında Ferhat, sevgilisine kavuşmak için o uzun su yolunu otuz dokuz günde yapmış, önüne çıkan kayayı da aşkla delmiştir. Bu anlatıya güç vermek için Ferhat Kayası'nın üstünde beş metre uzunluğunda ve iki buçuk metre genişliğinde bir mezar Âşık Ferhat'a mal edilmiş, eski zaman insanlarının boylarının uzun olduğu söylenmiştir. Bu farklar, efsanenin yüzyıllarca sözlü olarak aktarıldığını gösterir. Hikâye yabancı gezginlerin de ilgisini çekmiştir. Evliya Çelebi'den başlayarak 18. yüzyılda Otter ve Sestini, 19. yüzyılda Ker Porter, Ouseley, Ainsworth, Hamilton, Skene ve Perrot su yolunu anlatırken Ferhat'ın hikâyesini de aktarmıştır. Van Lennep ise kayaya oyulan kanalı bir Amasya kralının kızına bağlayan başka bir yerel rivayet kaydetmiştir.
Efsanenin kendisi de tartışılmıştır. Amasya tarihçisi Kara Müftüzade Mustafa Vazıh Efendi, Ferhat Kayası meselesini incelerken kayayı Şirin'e âşık Ferhat'ın deldiği sonucuna varmıştı. Hüsameddin bu görüşü yanlış bulur. Ona göre on sekiz kilometre süren, dört beş yerde tünel biçiminde kayaya oyulmuş, kârgir olarak düzgünce yapılmış böyle bir su yolunu tek bir kişinin otuz dokuz günde değil otuz dokuz yılda bile yapması mümkün değildir. Üç saatlik yol boyunca kullanılan kireç bile o sürede yakılamaz. Yazar, yapıyı yaptıranların büyük bir siyasi ve mali güce sahip olması gerektiğini söyler ve Pontus krallarından Mithridates'in Zile'de yaptırdığı su yollarıyla karşılaştırarak kanalı bu hanedana bağlar. Amasya'yı gezen Alman, Fransız ve İngiliz seyyahların da eseri Pontus krallarına mal ettiğini ekler. Eserinin ikinci cildinde ise su yollarının II. Farnakes'in eseri olması gerektiğini yazar.
Hüsameddin, adın kökenine dair iki açıklama daha aktarır. Yazarı ve tarihi bilinmeyen bir tarih mecmuasına göre İran şahı Hüsrev Perviz Anadolu'yu istila edip Amasya'yı ele geçirdiğinde emirlerinden Ferhad bin Efruhte'yi bölgeye vali atamış, su yollarını onaran bu vali yüzünden kayaya Ferhat Kayası denmiştir. Yazar, Hüsrev Perviz döneminde Pontus'un yedi sekiz yıl kadar İran idaresinde kaldığını kabul eder, ancak Ferhad bin Efruhte'nin valiliğini ve su yollarını onarmasını tarihen şüpheli bulur. İkinci açıklama Danişmendname'ye dayanır. Melik Ahmed Danişmend Gazi'nin 467 (1074-75) yılında Amasya'yı kuşatması sırasında emirlerinden Ferhad Gazi, Helvacı Pınarı önünden Fon Dağı'na çıkmış, orada savaşarak şehit düşmüş ve gömülmüştür. Hüsameddin'e göre dağın üstündeki büyük mezar bu Danişmendli emirine aittir. Dağa onun adı verilmiş, mezar sonradan büyütülerek Âşık Ferhat'a mal edilmiştir.
Yazar efsanenin edebî kaynağına da değinir. Ona göre Ferhat ile Şirin hikâyesi, Nizami-i Gencevi'nin işlediği Hüsrev ile Şirin aşkının bozulmuş bir biçimidir. Hüsrev, İran şahı Hüsrev Perviz'dir. Hüsameddin Şirin'i Bizans imparatoru Mauricius'un kızı Marya ile özdeşleştirir, ancak bu özdeşleştirme yazarın kendi yorumudur ve kaynaklarda doğrulanmaz. İkisinin tasvirleri İran'da Bisütun Dağı'nda kayaya işlenmiştir. Hüsameddin, Pontus dağlarının batıdaki başlangıcının Ferhat, doğudaki ucunun ise Bisütun sayıldığını ve kimi Arap coğrafya kitaplarında bu dağlara toptan Bisütun dendiğini, "Bisütun" adının "Pontus" adından bozma olduğunu ileri sürer. Bu benzerliklerin rivayeti doğurmuş olabileceğini düşünür. Ferhat ile Şirin anlatısı yalnız Amasya'ya ait değildir ve İran ile Azerbaycan edebiyatından Anadolu halk hikâyeciliğine uzanan geniş bir geleneğin parçasıdır. Amasya'nın payı, hikâyeyi kendi yamacına, kendi dağına ve kendi su yoluna bağlamasıdır. Kayadaki keski izleri bir nakkaşın hikâyesini çağrıştırır, oysa bu izlerin arkasında bir kentin su ihtiyacı için çalışan, adı bilinmeyen ustalar vardır. Yürüyüş, bu iki okumayı aynı yamaçta yan yana tutma imkânı verir.
Ferhat Arası Tarihte
Ferhat Arası, Amasya'ya güneyden girişin dar kapısı olduğu için şehrin tarihinde birkaç kez sahne olmuştur. Hüsameddin'in Danişmendname ve başka destani kaynaklardan aktardığı anlatıma göre Melik Ahmed Danişmend Gazi, 467 yılının recep ayında Turhal'dan Amasya üzerine yürüdüğünde öncü kuvvetlerin komutanı İltekin Gazi ile birlikte şehrin güney boğazının önünde konaklamıştı. İlkbahardı, ırmak taşmış, her yanı su basmıştı. Boğazın iki yakası birer kale gibi tahkim edilmiş, Fon ve Kelkis dağları ile Ferhat Arası Bizans askeriyle dolmuştu. Ferhat Arası'nda sarp bir mevkii siper eden Bizans komutanı direnince ve ırmak boğazın dar yerini kapatınca Danişmend ordusu geri çekilip suların inmesini bekledi.
Aynı anlatıya göre ordu bir süre sonra yeniden boğaza geldiğinde iki kol hâlinde ilerledi. Emir Ahmed Gazi ırmağın sağ yakasından, yani Helvacı Pınarı tarafından, İltekin Gazi ise sol yakadan, Çalan Köprü'nün batısından yürüdü. Bu sırada Ferhad Gazi'nin kolu Fon Dağı'na tırmanıyordu. Bu ayrıntıların büyük kısmı destani kaynaklara dayandığı için şehrin fetih hafızası olarak okunması daha doğrudur. Yine de anlatı, Ferhat Arası'nın Amasya'nın savunmasında taşıdığı yeri ve boğazın iki yakasının bugün de yürüyüşçünün gördüğü dar coğrafyasını açıkça gösterir.
Osmanlı döneminde de Ferhat Arası, şehre gelen büyük konukların karşılandığı yoldu. Hüsameddin'in aktardığına göre Sultan IV. Murad, 1045 yılının cemaziyelahir ayında, yani 1635 sonlarında Revan seferinden dönerken İnepazarı'nda durmadan yoluna devam etmiş, yatsı ezanı okunurken Çalan Köprübaşı'na ulaşmıştı. Padişah burada Hoca Ahmed Paşa'nın büyük bahçesi ve köşkünde gecenin geç saatlerine kadar dinlenmiş, otağ-ı hümayun ile devlet erkânının çadırları geceleyin Hacılar Meydanı'na kurulmuştu. Sultan Murad ise şehre gece girip ırmak kenarındaki Hoca Ahmed Paşa konağına inmiş, böylece hazırlanan karşılama alayı boşa çıkmıştı. Bu küçük olay, kanalın bugün başladığı kesimin yüzyıllar boyunca şehrin eşiği sayıldığını gösterir.
Gezi İçin Pratik Notlar
Kanal 1975 ve 1988'de tescil edilmiş, birinci derece anıtsal koruma kapsamındadır. Kaya yüzeyine ve tonoz taşlarına dokunmamak, tırmanmamak ve duvarlara yazı yazmamak kanalın korunmasına doğrudan katkıdır. Koruma projesinde yaklaşık 600 metrelik kireçtaşı kesimi Ferhatkaya Formasyonu olarak adlandırılır ve kaya yüksekliğinin 15-20 metreyi bulduğu belirtilir. Katmanlı yapıdaki bu kireçtaşı, yeraltı suyunun sızmasıyla kimyasal olarak bozulmaya açıktır. Bölgenin jeolojik raporunda üç ana fay hattı, 5-15 santimetre kalınlığında killi dolgularla ayrılmış çatlaklı bir kaya yapısı ve kanalın doğrultusunda kayma eğilimi olan bloklar belirtilmiştir. Bu nedenle kayalıkların hemen altında uzun süre durmamak, yağıştan sonra ve donma çözülme dönemlerinde daha dikkatli olmak gerekir. Müzenin gezi notlarında da yürüyüş yollarının dikkatli kullanılması, sergi unsurlarına dokunulmaması ve müze alanına yiyecek içecek getirilmemesi istenir.
Kronoloji
M.Ö. 1.-2. yüzyıl: Kanalın yapımı kaynaklarda Geç Hellenistik dönemden Erken Roma dönemine kadar farklı biçimlerde tarihlenir; kesin bir yıl yoktur.
MS 3. yüzyıl: Yörgüç Paşa Camii duvarındaki Yunanca yazıta göre su yolları onarılır.
12. yüzyıl: Hattın bu tarihten sonra işlevini yitirdiği ve çevresinin yerleşime açıldığı kaydedilir.
1074-75 (467): Danişmendname'ye dayanan anlatıya göre Melik Ahmed Danişmend Gazi'nin ordusu Ferhat Arası'nda Bizans kuvvetleriyle çarpışır.
1635 (1045): Sultan IV. Murad, Revan seferinden dönüşte Çalan Köprübaşı'nda konaklar, otağı Hacılar Meydanı'na kurulur.
1653-54 (1064): Helvacı Pınarı'nı yaptıran eski mütesellim Helvacı Mehmed Ağa ölür.
1750-51 (1164): El-Hâc Osman Bey, Ferhat Arası'nda Bey Pınarı çeşmesini yaptırır.
1795-96 (1210): El-Hâc İbrahim Ağa, Helvacı Pınarı'nı onarır.
1975 ve 1988: Kanal anıt ve taşınmaz kültür varlığı olarak tescil edilir.
1997: Amasya Müzesi, Ferhat Arası'ndaki 675 metrelik bölümde temizlik ve kurtarma kazısı yürütür; Gazi Üniversitesi'nden Işık Aksulu ve Gediz Urak koruma ve çevre düzenleme projesini hazırlamaya başlar.
2006: Proje METU Journal of the Faculty of Architecture'da yayımlanır; yazarlar önerilerin henüz uygulanmadığını belirtir.
2013: Ferhat ile Şirin Âşıklar Müzesi, Amasya Belediyesi tarafından hizmete açılır.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Hüsameddin, Amasya Tarihi, c. 1, s. 7-8, 33-43 (Ferhat Kayası, Ferhat Arası, su yolu, Helvacı Pınarı, Bey Pınarı, Veng), s. 88-91 (bağlar, Çalan Köprü) amasya.bel.tr
- Hüsameddin, Amasya Tarihi, c. 2, s. 181 (II. Farnakes), s. 270-276 (Danişmendlilerin Amasya kuşatması) amasya.bel.tr
- Hüsameddin, Amasya Tarihi, c. 4, s. 73-75 (IV. Murad'ın Amasya'ya gelişi)
- Hüsameddin, Amasya Tarihi, c. 12, s. 178-181 (Ebubekir Beyzade Osman Bey)
Akademik çalışmalar
- URAK, Gediz - AKSULU, Işık, "Documentation for Preservation of the Ferhat Water Canal in Amasya", METU Journal of the Faculty of Architecture, 23/2, 2006, s. 93-112
- NICHOLSON, Oliver - NICHOLSON, Caroline, "The Aqueduct at Amasya in Pontus", Anatolian Studies, 43, 1993, s. 143-146
Resmî kaynaklar
- Amasya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, "Ferhat Su Kanalı", amasya.ktb.gov.tr
Diğer kaynaklar
- Hürriyet Seyahat, "Bu kanalı Ferhat'ın oyduğunu sanıyorsanız yanılıyorsunuz"
- Anadolu Ajansı, "Dillere destan aşkların müzesi", 29 Eylül 2018 aa.com.tr
- İNCEÖZ, Serap, "Ferhat ile Şirin Âşıklar Müzesi", Online Türkiye Turizm Ansiklopedisi, 2019
- ODÖO (EBA), "Ferhat ile Şirin Aşıklar Müzesi"
- Objektif Amasya, "Dünya üzerindeki tema olarak aşkın işlendiği tek müze", 21 Nisan 2020
Çevrimiçi kaynaklar








