Amasya, Yeşilırmak'ın dar vadisine ve Kuzey Anadolu Fay Hattı'na yakın bir kuşağa kurulmuş bir şehirdir. Bu konum şehre doğal bir savunma ve bereketli bir ova kazandırmış, karşılığında da yüzyıllar boyunca tekrarlanan sarsıntıları getirmiştir. Bu sarsıntıların en büyüğü 17 Ağustos 1668'de, Hicrî takvimle 1079 yılının Rebîülevvel ayında yaşandı. Deprem, Anadolu'nun kuzeyinde yüzlerce kilometrelik bir fay parçasını kırdı, Bolu'dan Erzincan'a uzanan geniş bir alanda hasar yaptı ve Amasya'da şehrin simgesi sayılan yapıların kubbelerini, surlarını ve çarşı binalarını yere serdi. Amasya tarihçisi Hüseyin Hüsâmeddin Yasar'ın şehir kayıtlarından derlediği vakayinâme, o günün Amasya'da nasıl yaşandığını, kimlerin öldüğünü, yıkıntıların kimler eliyle kaldırıldığını ve felaketin şehir yönetiminde ne gibi değişikliklere yol açtığını gün gün izlemeye imkân verir.
Amasya ve Deprem Kuşağı
Anadolu Levhası, kuzeye doğru ilerlemeyi sürdüren Arap Levhası'nın baskısıyla Avrasya Levhası'na göre batıya doğru itilir. Bu hareketin büyük bölümünü, doğuda Karlıova Üçlü Kavşağı'ndan batıda Ege Denizi'ne uzanan yaklaşık 1.500 kilometrelik Kuzey Anadolu Fay Hattı karşılar. Fay tek bir kırıktan oluşmaz; birbirine eklenen çok sayıda parçadan meydana gelir ve bu parçalar çoğunlukla batıya doğru ilerleyen, onlarca yıl sürebilen deprem dizileri hâlinde kırılır. Amasya'nın bulunduğu bölge hattın orta kesimindedir.
Amasya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü'nün derlediği bilgilere göre şehir, Anadolu'nun en eski yerleşimlerinden biri olduğu için pek çok depremin kaydını taşır. Bu depremlerin yıkıcı etkileri Amasya Kalesi'nde ve özellikle Selçuklu ile Osmanlı dönemi eserlerinde görülür; yapıların üzerinde farklı çağlarda yapıldığı anlaşılan, birbirinin üstüne binmiş büyük onarım izleri vardır. Tarihî kayıtlarda anılan ilk yıkıcı deprem MS 236 yılına, bir diğeri MS 509'a bağlanır, ancak bunların verdiği hasara dair günümüze çok az bilgi ulaşmıştır. Bölge hakkında ayrıntılı bilgi veren ilk deprem 1579 tarihlidir ve kaydı Mühimme Defterleri'nde tutulmuştur; deprem özellikle Çorum'u etkilemiş, Amasya'da ise Hızır Paşa Camii, İmareti ve Medresesi'nde hasar bırakmıştır. Ambraseys ve Finkel'in 1500-1800 yıllarını kapsayan deprem kataloğuna göre bu Çorum-Amasya depreminden sonra halk, devletten vergilerinin affedilmesini istemiştir. 1647-1648 depremlerinde Hacı Hamza Mescidi, Fethiye Camii ve Hilafet Gazi Medresesi zarar görmüştür.
Hüsâmeddin'in eseri bu listeye şehrin kendi hafızasından gelen ayrıntılar ekler. Yazar, Hicrî 818 (1415-16) depreminden sonra halkın üç ay kadar çadırlarda yaşadığını, bahçelerin, bağların ve tarlaların kuruduğunu, ardından bölgeye kıtlık ve yoksulluğun çöktüğünü anlatır. Amasya Kalesi'nin bu depremden sonra II. Murad tarafından onarıldığını da kaydeder. Hicrî 999 depremini ise daha geniş anlatır: Amasya ve çevresinde on gün kadar süren sarsıntılar yüzünden halk meydanlara çıkmış, iki ay çadırlarda kalmıştı. Depremin uzaması, kıyametin Hicrî 1000 yılında kopacağı söylentisini yaymış, herkesin üzerine bir korku çökmüş, bunu fırsat bilen bazı kimseler saf insanları kandırarak servet edinmişti. Bu ortamda altın ve gümüş fiyatları yükselmiş, karaborsacılık artmış, İstanbul'dan fiyatları sabitleyen bir ferman gönderilmişti. 1668 depreminin Amasya'daki seyrini anlatan kayıtlar, bu daha önceki felaketlerde görülen birçok tabloyu tekrarlar.
Ambraseys ve Finkel'in kataloğu, 1500 ile 1800 arasında Türkiye ve çevresinde 377 deprem kaydı toplar; bunlardan altısı Amasya ile ilişkilidir. Kataloglar depremleri bölge ölçeğinde ele aldığından tek bir şehrin yaşadıklarına nadiren ayrıntıyla girer; incelenen kaynaklar arasında 1668 depreminin Amasya'daki etkisini en ayrıntılı anlatan metin Hüsâmeddin'in vakayinâmesidir.
17 Ağustos 1668 Depremi
Kandilli Rasathanesi'nin tarihsel deprem kataloğuna göre 1668 depreminin merkez üssü Ladik Gölü'nün güney kıyısındaydı. Tahmini büyüklüğü yüzey dalgası ölçeğinde 7,8 ile 8,0 arasında değişir; Mercalli ölçeğindeki azami şiddeti IX olarak verilir. Büyüklüğün alt sınırı, şiddeti VI olan sarsıntıdan etkilenen alanın genişliğine, üst sınırı ise yorumlanan kırılma uzunluğuna dayanır. Kırılma uzunluğu için 380 kilometreden 600 kilometreye kadar değişen değerler öne sürülmüştür. Tarihî kayıtların incelenmesi, ana şoktan önce kırılma bölgesinin batı ucunda bir dizi öncü sarsıntının yaşandığını gösterir. Deprem, Türkiye'nin kayıtlı tarihindeki en güçlü deprem olarak anılmaktadır.
Depremin günü ve saati kaynaklarda farklı verilir. Kimi kaynaklar sarsıntının sabaha karşı olduğunu yazar, kimileri ise öğleye doğru, sabahın geç saatinde olduğunu belirtir ve bunun için Samsun İl Halk Kütüphanesi'ndeki bir yazmayı gösterir. Hüsâmeddin'in vakayinâmesi bu konuda yerel bir tanıklık sunar: deprem, Hicrî 1079 yılı Rebîülevvel ayının sekizinci günü, bir cuma, "kaba kuşluk vakti", yani güneşin doğuşundan birkaç saat sonra, sabahın ortalarında olmuştur. Bu ifade, sarsıntıyı geç sabaha yerleştiren rivayeti destekler. Tarih konusunda da küçük bir ayrılık vardır. Amasya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü depremi 16 Ağustos 1668 olarak verir; Kandilli verisine dayanan çalışmaların çoğu ise 17 Ağustos tarihini kullanır. Hicrî tarih hesap tablolarıyla çevrildiğinde 8 Rebîülevvel 1079 perşembe, 16 Ağustos 1668'e denk gelir; oysa Hüsâmeddin günün cuma olduğunu açıkça söyler ve 1668'de cuma, 17 Ağustos'tur. Ay başlangıcının hilalin görülmesine göre belirlenmesi Hicrî tarihlerde bir günlük kaymaları olağan kıldığından, iki tarih arasındaki farkın bu hesaptan doğmuş olması kuvvetle muhtemeldir; ancak bu bir çıkarımdır. İslâm Ansiklopedisi aynı olaydan Hicrî 1079 (1668-69) zelzelesi diye söz eder. Burada yaygın kabul gören 17 Ağustos tarihi esas alınır.
Kırılmanın İzleri ve Tartışma
Depremin bilimsel değerlendirmesinde temel çalışma, Nicholas Ambraseys ile Caroline Finkel'in 1988'de yayımladığı "The Anatolian Earthquake of 17 August 1668" başlıklı makaledir. Yazarlar, hasarın dağılımından yola çıkarak kırılmanın 400 kilometreden uzun olduğunu ve batıda İsmetpaşa ile Gerede'nin doğusundan doğuda Koyulhisar'a kadar uzanmış olabileceğini ileri sürmüşlerdir. Ne var ki bütün kataloglar bu görüşte değildir. Ergin ve arkadaşlarının kataloğu ile Soysal ve arkadaşlarının tarihsel deprem kataloğu, tek ve çok büyük bir deprem yerine Temmuz ile Eylül 1668 arasında farklı yerlerde meydana gelen bir dizi sarsıntıdan söz eder. Tarihî bilgilerdeki bu belirsizlik yüzünden kırılmanın gerçek uzunluğu ancak yerbilimcilerin fay üzerinde açtıkları hendeklerden çıkarılabilmektedir.
Depremin yüzeydeki izi bu yüzden yüzyıllar sonra açılan hendeklerle araştırılmıştır. Cengiz Zabcı ve arkadaşlarının 2011'de Turkish Journal of Earth Sciences'ta yayımlanan çalışması, Kelkit Vadisi parçasında Reşadiye ve Umurca'da açılan hendeklerde 1939'dan önce yüzeyi yaran üç depremin kanıtını buldu ve bunları 17 Ağustos 1668, 1254 ve 1045 olaylarına bağladı. Umurca hendeğinde 1939'dan önceki olayın, 1625-1644 yıllarına tarihlenen bir kömür örneğinin hemen ardından gerçekleştiği anlaşılmıştı; bu tarih aralığı 1668 depremiyle uyumludur. Araştırmacılara göre 1668 kırılması, Niksar'da bulunan yaklaşık 10 kilometre genişliğindeki gevşeme basamağını atlayarak Koyulhisar yakınlarına kadar doğuya devam etti. Daha doğuda, Gölova'nın 35 kilometre doğusunda Çukurçimen'de yapılan başka bir hendek çalışması ise 1668 depremine ait bir iz bulmamıştır; bu sonuç kırılmanın doğu ucunun bu iki nokta arasında kaldığını düşündürür. Aynı çalışma, Kelkit Vadisi parçasında 1939, 1668 ve 1254 depremlerinin sırasıyla yaklaşık 4, 2,5 ve 4 metre yatay ötelenme ürettiğini ileri sürer. Tarla sınırlarında ölçülen 4, 6,5 ve 10,8 metrelik kaymalar, bu ardışık depremlerin birikmiş etkisi olarak yorumlanmıştır. Niksar'daki basamak, yirminci yüzyılda 1939 Erzincan ve 1942 Erbaa-Niksar depremlerini birbirinden ayıran bir sismik engel gibi davranmıştı.
Kırılmanın tek bir olayda mı yoksa birkaç ayrı olayda mı oluştuğu konusu bu nedenle tartışmalıdır. 600 kilometrelik tek kırılma varsayımı, Niksar'daki 10 kilometrelik basamağın atlanmasını gerektirir; çoğu depremde en fazla beş kilometre kadar sıçranabileceğini gösteren dinamik kırılma modelleri bunu zor kılıyordu. Buna karşılık 2001 Kunlun depremi çok daha geniş bir basamağın aşıldığını açıkça göstermiş, daha yeni sayısal çalışmalar da olgun fay sistemlerinde kırılmanın sekiz kilometre ve daha fazla sıçrayabileceğini öne sürmüştür.
Bölgedeki Genel Hasar
Depremin etkisi batıda Bolu'dan doğuda Erzincan'a kadar uzanan bir şeritte görüldü ve yaklaşık 8.000 can kaybına yol açtığı tahmin edilir. Bolu şehrinin neredeyse tamamen yıkıldığı ve burada 1.800 kişinin öldüğü belirtilir. Fayın doğu kesiminde, Merzifon ile Niksar arasında ise 6.000 kişinin daha öldüğü kaydedilmiştir. Karadeniz kıyısında da hasar vardı; Samsun Kalesi'nin surları ve kuleleri zarar gördü, yapının bazı bölümleri yıkıldı. Tokat'ta ana şoku en az altı ay süren artçı sarsıntılar izledi. Bu rakamlar, Ambraseys'in Doğu Akdeniz ve Ortadoğu depremlerini inceleyen çalışmasındaki dökümlere dayanır ve kesin bir sayımdan çok tarihsel bir tahmindir.
1668 depremi, batıya doğru ilerleyen ve 1719, 1754, 1766, 1859 ve 1894 depremlerini de kapsayan, ondokuzuncu yüzyıla kadar uzanan bir dizinin muhtemelen ilk halkası sayılır. Yirminci yüzyılda ise fayın aynı kuşağı 1939 Erzincan depremiyle başlayan ve 17 Ağustos 1999 İzmit depremiyle fay hattının tamamının kırılmasıyla sonuçlanan yeni bir dizi hâlinde yeniden harekete geçti. 1942, 1943 ve 1944'te ayrı ayrı kırılan fay parçalarında yapılan hendek çalışmaları da 1668 kırılmasının izine rastlamıştır; bu da yirminci yüzyılda üç ayrı depremle kırılan kuşağın 1668'de de hareket ettiğini gösterir.
Depremin Amasya'daki Günleri
Hüsâmeddin'in anlatımına göre 1079 yılı Amasya için olağan bir yönetim değişikliğiyle başlamıştı. Muharrem ayının başında "Deli Emîr" lakabıyla tanınan Amasya mutasarrıfı es-Seyyid Mehmed Paşa Şehr-i Zor beylerbeyliğine yükseltilmiş, sancak "Sarı Mehmed Paşa" diye bilinen el-Hâc Mehmed Paşa'ya verilmişti. Paşa, Muharrem'in beşinde mutasarrıf olmuş, sipahilerin ileri gelenlerinden Amasya kethüdâyeri Geygellili Hasan Ağa'yı mütesellim olarak tayin etmişti. Rebîülevvel ayının ilk günü de Mehmed Efendi Amasya kadılığına getirilmişti. Deprem, bu yeni yönetimin işbaşına gelmesinden yalnızca bir hafta sonra geldi.
Vakayinâme, sarsıntıyı Amasya ve çevresinde "müthiş ve sürekli bir zelzele" olarak anlatır. Yerler yarılmış, korkunç sesler işitilmiş, halk meydanlara ve açık alanlara kaçmıştı. Kalenin duvarları, Sultan Bayezid Camii'nin kubbeleri, kalenin meydan kapısı, kâgir evler, camilerin çoğunun kubbeleri ve bedestenin birçok yeri yıkıldı. Pek çok ev çöktü. Sarsıntılar aralıklarla günlerce sürdüğü için halk meydanlara kurulan çadırlarda kaldı ve "hayli kimseler" hayatını kaybetti. Hüsâmeddin ölü sayısı vermez; Amasya'da yıkılan ev ve ölen kişi sayısına dair kesin bir rakam, incelenen kaynakların hiçbirinde bulunmamaktadır.
Ana sarsıntının ardından günlerce süren artçı depremler halkın evlerine girmesini engelledi; insanlar bir süre çadırlarda ve açık alanlarda yaşamak zorunda kaldı. Bu tablo, Hüsâmeddin'in 818 ve 999 depremleri için anlattıklarına çok benzer. Kubbe ve minare gibi yüksek ve ağır bölümler, taş ve tuğla örgülü yapıların yatay sarsıntıya karşı en kırılgan kısımlarıdır; kaynakların saydığı kayıpların büyük bölümü de bu türdendir. Amasya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü de bu depremde etki alanı değerlendirmelerine göre Niksar ile Bolu arasındaki fay hattının tamamen kırıldığını, Amasya'da Sultan Bayezid Camii'nin kubbeleri ve minarelerinin, Amasya Kalesi'nin duvarlarının, kâgir yapıların, camilerin çoğunun kubbelerinin ve Bedesten'in birçok bölümünün yıkıldığını aktarır. Bu liste, Hüsâmeddin'in vakayinâmesindeki sırayla neredeyse birebir örtüşür; müdürlüğün bilgisinin de son kertede aynı yerel kayda dayanması muhtemeldir.
Felaketin Ardından Şehir Yönetimi
Depremin şehir düzenine etkisi kısa sürede görüldü. Hüsâmeddin'e göre Rebîülevvel'in onuncu günü, yani sarsıntıdan iki gün sonra, şehir kethüdâsı el-Hâc Mehmed Ağa umursamaz davranışları yüzünden görevden alındı ve yerine Yukarı Kale dizdarı Musa oğlu Hamza Ağa getirildi. Bunun sebebi, bir takım aşağılık kimselerin depremden faydalanmaya kalkışarak birçok insana zarar vermesiydi; olaylar ve şikâyetler çoğalmıştı. Vakayinâme bu kimselerin tam olarak ne yaptığını ayrıntılı biçimde yazmaz. Aynı tablo 999 depreminde de görülmüş, o zaman da kıyamet söylentilerinden faydalanarak servet edinenler çıkmıştı.
Şikâyetler kadıyı da etkiledi. Rebîülevvel başında göreve gelen Kadı Mehmed Efendi azledildi ve Şevval ayının ilk günü, yani Mart 1669 başlarında, Abdülbâkî Efendi Amasya kadısı oldu. Aynı ayın yedisinde Merzifonlu İbrahim Ağa Sultan Bayezid vakıflarının mütevellisi olarak atandı. Bu atama, külliyenin onarımı bakımından belirleyicidir. İbrahim Ağa şehre yabancı biri değildi: Hüsâmeddin'e göre 1068 (1657) yılı başında "Kara Deniz" lakabıyla anılan bu kişi Amasya mütesellimi olmuş, Rebîülevvel 1070'te (Kasım 1659) de bir kez Sultan Bayezid evkafı mütevellisi olarak görev almıştı. Depremden sonra yıkılan büyük külliyenin başına, şehri ve vakfı önceden tanıyan bir yöneticinin getirilmesi, onarımın neden bu kadar hızlı yürüdüğünü açıklamaya yardımcı olur; ancak atamanın doğrudan onarım için yapıldığını söyleyen bir kayıt yoktur.
Depremin şehirdeki kayıplarından biri adıyla bilinir. Sultan Bayezid Camii'nin baş müezzini, güzel sesi ve şairliğiyle halkın sevgisini kazanmış Hâfız Çelebi, 1079 depreminden etkilenerek hayatını kaybetmiştir. Hüsâmeddin onu müezzin Mustafa Çelebi'nin oğlu olarak tanıtır; devrin şair ve âlimlerinden Hâcezâde Abdullah Remzî Efendi'nin sohbetlerinde yetiştiğini, edip, şair ve musikişinas olduğunu, öğrencisi Bülbül Hâfız'ın da ün kazandığını yazar. Vakayinâmede ise aynı yılın sonunda "tatlı sesiyle halkı meftun eden" şair ve musikişinas Hâfız Mehmed Çelebi'nin öldüğü, yerini öğrencisi Bülbül Ahmed Çelebi'nin aldığı kaydedilir; bir dipnotta da hocasının caminin baş müezzini Hacı Mustafa Medhî Çelebi olduğu belirtilir. Biyografide adı Abdullah, vakayinâmede Mehmed olarak geçen bu iki kişinin, aynı cami, aynı meslek ve "Bülbül" lakaplı aynı öğrenci nedeniyle tek bir kişi olması kuvvetle muhtemeldir; ancak ad farkı giderilemediği için bu bir çıkarım olarak kalmaktadır.
Sultan Bayezid Külliyesi
Depremin Amasya'daki en ayrıntılı kaydı, Sultan II. Bayezid'in Yeşilırmak kıyısındaki külliyesine aittir. Külliye, cami, medrese, aşhane-imaret, tabhâne ve sıbyan mektebinden oluşan geniş bir yapı grubudur. Caminin kitabesine göre Temmuz 1486'da tamamlanmıştır; Hüseyin Hüsâmeddin Bey, inşaatın Bayezid'in tahta çıkışının hemen ardından 1481'de başladığını ve işin Şehzade Ahmed'e havale edildiğini bildirir. Külliyenin vakfiyesi Ocak 1496 tarihlidir.
İslam Ansiklopedisi'nin Hüsâmeddin Bey'e dayanarak aktardığı bilgiye göre külliye, Amasya depremlerinde iki kez büyük zarar gördü. İlki 999 depremiydi. Bu depremde caminin ön kubbe ve kemerleri, imaretin kubbeleri kısmen yıkıldı ve hemen onarıldı. Bu ilk depremin tarihi kaynaklarda Kasım 1590 ya da 1591 olarak geçer. Ayrılığın kaynağı Hüsâmeddin'in kendi eserinde görülür: yazar, camiyi anlattığı bölümde depremi 999 yılının Muharrem ayına (Ekim-Kasım 1590) koyar, vakayinâmede ise aynı yılın Zilkade ayında (Ağustos-Eylül 1591) olduğunu yazar ve bazı tarihlerin depremi Muharrem'de gösterdiğini dipnotta belirtir. İkinci ve daha büyük hasar 1079 (1668-69) zelzelesinde oldu. Kubbeler yıkıldı, camiin iki yanındaki minareler eğildi, imaret ile tabhânenin kubbeleri çöktü. Mütevellisi Merzifonlu İbrahim Ağa, bir yıl içinde bütün zararları giderdi.
Hüsâmeddin'in caminin tarihçesini verdiği bölüm hasarı daha ayrıntılı anlatır. Ona göre 1079'un "dehşetli zelzelesinde" caminin iç kemeri çökmüş, kubbeleri yıkılmış, sağ minare alt kuşağından kıbleye doğru devrilmiş, sol minare de doğuya doğru eğilmiş, imaret ile tabhânenin kubbeleri yarılmıştı. Onarım, mütevelli Merzifonlu İbrahim Ağa'nın nazırlığında, Ahmed Paşazâde Ali Bey'in de mübaşir, yani işi yerinde yürüten görevli olarak katılımıyla yapıldı; bu kadar büyük hasar ve minareler bir yıl içinde yeniden inşa edildi. Burada küçük bir çelişki göze çarpar: vakayinâmede sağ minarenin kuzeye doğru devrildiği, sol minarenin kıbleye doğru eğildiği yazılıdır. Amasya'da kıble güney-güneydoğu yönüne düştüğünden iki anlatım birbirini tutmaz. Hangisinin doğru olduğunu gösteren bir belge bulunamamıştır; ancak her iki anlatım da bir minarenin büyük ölçüde yıkıldığı, diğerinin ise kullanılamaz hâle gelecek kadar eğildiği konusunda birleşir.
Tek bir vakıf mütevellisinin bu kadar kısa sürede cami, minare, imaret ve tabhâneyi onarması, külliyenin bir vakıf kurumu olarak işleyen bir yönetimi ve bakım için ayrılmış gelirleri olduğunu düşündürür. İbrahim Ağa'nın atandığı Şevval 1079 Mart 1669'a denk geldiğine göre, onarımın asıl yükünün 1669 yılı içinde taşındığı anlaşılır. Ne var ki kaynaklar hasarın ayrıntılı keşif defterini, kullanılan malzemeyi ya da harcamayı vermemektedir; bu nedenle onarımın ne kadar köklü olduğu, kubbelerin eski biçimiyle mi yoksa değiştirilerek mi yeniden yapıldığı kesin olarak söylenemez. Hüsâmeddin, bu büyük onarımdan sonra tekrar eden depremlerde ortaya çıkan hafif hasarların hemen giderildiğini ve imaretin kendi zamanına kadar iyi korunduğunu ekler.
Medrese de külliyenin diğer yapılarıyla birlikte 1591 ve 1668-1669 depremlerinde büyük zarar görmüştür. Caminin batısındaki bu medrese, 1486'da güneydeki dershanenin iki yanında üç kol hâlinde dizilen on sekiz odalı bir yapı olarak kurulmuştu. Külliyeyi bir vakıf belgesi üzerinden inceleyen çalışma, belgede tarif edilen kubbelerin günümüze depremlerden sonra yapılan onarımlarla ulaştığını belirtir. Aynı çalışma, medrese revaklarının kuzey ucundaki kemerlerin eskiden gömme sütunlara oturmuş olabileceğini, bu sütunların 1591, 1668-1669 ya da 1939 depreminden sonra yapılan onarımlardan birinde kaldırılmış ya da cephenin değiştirilmiş olabileceğini ileri sürer. Bu, 1668 onarımının yalnızca yıkılanı eski hâline getirmekle kalmayıp bazı ayrıntıları da değiştirmiş olabileceğini düşündüren bir ihtimaldir; ancak belge bunu kesinleştirmez.
Külliye daha sonra da sarsıntılardan kurtulamadı. 1939'da Amasya'da büyük tahribat yapan şiddetli depremde Beyazıt Camii yeniden zarar gördü ve son cemaat yerinin bazı kemer ve kubbeleri yıkıldı; 1943 depremi de kubbelere büyük hasar verdi. Medresenin önemli bir bölümü bu depremlerde yıkıldı ve 1952-1971 arasında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından onarılarak kütüphane olarak kullanılmaya başlandı. Caminin 1960'lı yıllardaki tamiri ise İslam Ansiklopedisi'nde başarılı bulunmaz. Bugün görülen külliye, 1590-91, 1668 ve yirminci yüzyıl depremlerinin ardından üst üste yapılmış onarımların sonucudur.
Kale ve Meydan Kapısı
Amasya Kalesi'nin duvarları 1668'de yıkılan bölümler arasında anılır. Kale, şehrin üzerindeki sarp Harşena kayalığında yükselir ve tarih boyunca pek çok çağda onarılmış, değiştirilmiş bir yapıdır; depremlerin etkileri özellikle kalede ve Selçuklu ile Osmanlı dönemi eserlerinde izlenebilir. Hüsâmeddin, kalenin onarım tarihçesini sayarken depremleri bir dönüm noktası gibi kullanır. Ona göre kale, Danişmendli Melik Ahmed Gazi, 540 (1145-46) dolaylarında Selçuklu Sultanı Mesud ve 618 (1221-22) dolaylarında Alâeddin Keykubad tarafından onarılmış, 718 depreminde ağır hasar görünce Gümüşlüzâde Tâceddin Mahmud Çelebi, 768 dolaylarında Şemseddin Şadgeldi Paşa, 818 depreminden sonra II. Murad ve 918'de Şehzade Ahmed'in beylerinden Mustafa Bey eliyle yeniden elden geçirilmişti.
1079'da yeniden depremden zarar gören kale, Hoca Ahmed Paşazâde Ali Bey ile Hakâlalı Silahdârzâde Yusuf Ağa'nın gayretiyle onarıldı. Ahmed Paşazâde Ali Bey adının Sultan Bayezid Külliyesi'nin onarımında mübaşir olarak da geçmesi, aynı kişinin depremden sonra şehrin iki büyük yapısındaki işleri birlikte yürüttüğünü düşündürür; Hüsâmeddin bu bağlantıyı açıkça kurmaz. Kalenin şehre bakan aşağı burcu dizdarların ve kale muhafızlarının oturduğu yerdi ve bu düzen 1255 (1839-40) yılına kadar sürdü.
Vakayinâmede depremde yıkıldığı yazılan "meydan kapısı"nın sonraki kaderi de izlenebilir. Hüsâmeddin, 1086 (1675-76) yılı olayları arasında "Şevval'de geçen büyük zelzelede yıkılmış olan" İç Kale'nin meydan kapısının, nazır Nasuh Ağazâde Hamza Ağa'nın himmetiyle, eni on, boyu seksen arşınlık bir alanı kaplayacak biçimde otuz kuruşa tamamlandığını kaydeder ve bu tutarın azlığına şaşırdığını parantez içinde bir işaretle belirtir. Kayıttaki "büyük zelzele"nin hangi deprem olduğu açıkça söylenmez. Vakayinâmede 1079 ile 1086 arasında başka bir deprem kaydı bulunmadığı ve 1079 depreminde yıkılanlar arasında meydan kapısının özellikle sayıldığı düşünülürse, kapının 1668'de yıkılıp ancak yedi yıl sonra tamamlandığı sonucuna varılabilir; ancak bu bir çıkarımdır.
Bedesten ve Çarşı
Bedesten, çarşının kıymetli malların saklandığı, kâgir örgülü ve kubbeli bölümüdür; 1668'de bu yapının birçok yeri yıkılmıştır. Hem Hüsâmeddin'in vakayinâmesi hem de il kültür müdürlüğünün aktardığı bilgi, bedestenin "çok yerlerinin" yıkıldığını söyler, ancak hangi kubbelerin çöktüğünü ya da onarımın ne zaman ve kim tarafından yapıldığını belirtmez. Bu yapı için ayrıntılı bir onarım tarihi incelenen kaynaklarda yer almaz. Kayıtlarda, 999 depreminden sonra anlatılan fiyat artışları ve karaborsa gibi çarşı hayatına dair bir bilgi 1079 için yer almaz.
Mahalle Camileri, Medreseler ve Tekkeler
Hüsâmeddin'in mahalleleri tek tek anlattığı bölüm, depremin büyük anıtların yanında mahalle ölçeğindeki küçük vakıf yapılarını da harap ettiğini gösterir. Köşk Kayası altındaki Kuba Mahallesi'nde, Halvetî şeyhi Hüsâmeddin Hüseyin'in 857 (1453) yılında yaptırdığı cami ve medrese 1079'da harap olmuştu. Amasya mütesellimi Kubalı Abdî Bey 1080 (1669-70) yılında camiyi yeniden yaptırdı; oğlu Mehmed Paşa da 1105 (1693-94) yılında medreseyi onarıp yanına bir mektep ekledi. Medresenin yeniden işler hâle gelmesi için yirmi beş yıl beklenmiş olması, depremden sonraki onarımların her yapı için aynı hızda yürümediğini gösterir.
Meydan Köprüsü'nün kuzeyindeki Kamereddin Mahallesi'nde, Emir İmâdeddin Süli Bey'in mescidi ve hamamı da 1079'da harap olmuş, Amasya mütesellimi el-Hâc Ali Ağa tarafından yenilenmişti. Bu yapılar 1143 (1730-31) yılında yanınca bu kez şehrin ileri gelenlerinden Sancızâde el-Hâc Hasan Ağa tarafından onarılacaktı. Devehâne Mahallesi'ndeki Kâdirî tekkesi Kağnı Tekkesi ise 1079'da mütevellisi Aydın Paşazâde Ali Bey tarafından imar edilmiştir. Hüsâmeddin bu son onarımın depremle ilgili olduğunu açıkça söylemez; tarihin deprem yılıyla çakışması bir bağlantıyı akla getirse de bu yalnızca bir ihtimaldir.
Bu kayıtlarda dikkat çeken bir başka nokta, onarımların büyük kısmının mütesellimler, mütevelliler ve şehrin önde gelen aileleri eliyle yapılmasıdır. Merkezden gönderilen bir onarım emrine, keşif defterine ya da bir hazine yardımına dair bilgi, incelenen kaynaklarda yer almaz. Amasya'nın 1668 sonrasındaki toparlanması, kayıtlardan anlaşıldığı kadarıyla, vakıf gelirlerine ve yerel yöneticilerin girişimine dayanmıştır.
Sonraki Depremler
Sonraki depremler, 1668'den sonra şehrin hangi yapılarının hâlâ ayakta olduğunu dolaylı olarak gösterir. 14 Ekim 1684 depreminde kâgir binaların çoğu hasar gördü, Sultan Beyazıt Camii de yeniden zarar gördü ve etkiler Niksar'da da hissedildi; bu, 1668'den yalnızca on altı yıl sonra külliyenin yine sarsıldığı anlamına gelir. Hüsâmeddin bu depremi 1095 yılı Şevval ayının dördüncü gününe koyar; bu tarih hesap tablolarına göre Eylül 1684'ün ortasına düşer ve il kültür müdürlüğünün verdiği Ekim tarihinden bir ay kadar önceye işaret eder. Vakayinâmeye göre şiddetli ve sürekli sarsıntı kâgir binalara zarar vermiş, çok sayıda ev çökmüş, Sultan Bayezid Camii'nde yeni hasarlar oluşmuş, Sefer Paşa ve Mehmed Paşa vakıflarının mütevellisi Kurdzâde Ahmed Bey de depremden etkilenerek ölmüştü.
1734'te önceki depremlerde yıkılıp yeniden yapılan Beyler Sarayı hasar gördü ve kaynakların aktardığı kadarıyla bu saray depremden sonra bir daha onarılmadı. Hüsâmeddin'in 1147 yılı Cemaziyelevvel ayının yirmi yedinci günü, yani Ekim 1734 sonlarında, ikindiye yakın yaşandığını yazdığı "dehşetli ve uğultulu" deprem, Yukarı Kale'deki Bey Camii'ni, Dizdariye Medresesi'ni, Şamlar Mahallesi'ndeki Ayas Ağa Camii'nin minaresini, Hüseyin Ağa Medresesi'ni, Yakut Paşa bedestenini, Loğ Minare'yi ve kâgir evlerle eski binaların çoğunu kısmen yıkmıştı. Yukarı Kale'den kopan büyük bir kaya parçası İçerişehir'e yuvarlanarak yolundaki evleri ve insanları ezmişti. 29 Ekim 1776'da Vezirköprü ve Merzifon'u etkileyen depremde, kadı sicillerine göre önceden beri harap durumda olan Ayşe Hatun Türbesi yıkıldı. 18 Temmuz 1794'te Çorum bölgesinde meydana gelen büyük deprem Amasya'yı da etkiledi. Hüsâmeddin'in andığı 1240 (1824-25) depremi de şehirde can kaybına yol açmıştır.
Yeniden Yapım ve Şehrin Zemini
Bütün bu kayıtlardan çıkan tablo, Amasya'nın 1500'lerden sonra defalarca büyük ve yıkıcı depremlerle karşılaştığı, ardından onarımların yapıldığı ve şehrin yerinde kalmaya devam ettiğidir. Kültür ve Turizm Müdürlüğü, antik dönemde nispeten az hasar yapan ve kayda geçmemiş depremler bulunabileceğine de dikkat çeker. Eski Amasya'nın dayanıklı kireçtaşı üzerine kurulduğunu, modern şehrin ise Yeşilırmak alüvyonları üzerinde genişlediğini vurgular; geçmişte hasar yapmayan depremler bile bugün tekrarlansa, alüvyal zeminde yıkıcı etkilerinin çok daha büyük olacağını belirtir. Aynı değerlendirme Taşova, Merzifon, Suluova, Gümüşhacıköy ve Hamamözü ilçeleri için de geçerlidir.
Külliyenin çevresinde sonradan yapılan eklemeler, yıkılıp onarılan bir yapının hayır sahiplerinin ilgisiyle işlevini sürdürdüğünü gösterir. Hüsâmeddin'in Türedîzâde el-Hâc Ali Ağa diye andığı hayır sahibi 1197 (1782-83) yılında caminin kuzeydoğusunda, ırmak kenarında kışın sıcak su ile abdest alınabilmesi için musluklar ve su ısıtma yeri yaptırdı; Ayşe Hatun 1813'te bir şadırvan, Hacı Osman Ağa 1820-21'de bir sebil, Kapancızâde Hacı Hüseyin Zeki Efendi 1840'ta bir muvakkithâne-kütüphane ve bir şadırvan daha ilave ettirdi. Bunlar doğrudan 1668 depreminin sonucu değildir. Külliyeyi tehdit eden yalnız deprem de olmamıştır: Yeşilırmak'ın taşkınları da yapıya zaman zaman zarar vermiş, 1980'deki taşkında cami içinde 70 santimetre yüksekliğinde birikinti oluşmuştur.
Kronoloji
MS 236 ve 509: Tarihsel kayıtlarda geçen ilk yıkıcı depremler; Amasya'daki hasarları hakkında çok az bilgi vardır.
818 (1415-16): Hüsâmeddin'e göre halk üç ay çadırlarda yaşar; kale onarılır.
1486: Sultan II. Bayezid Camii'nin kitabesindeki tamamlanma tarihi.
1579: Mühimme Defterleri'ne yansıyan deprem; Amasya'da Hızır Paşa Camii, İmareti ve Medresesi hasar görür.
999 (Kasım 1590 ya da Ağustos-Eylül 1591): Beyazıt Külliyesi'nin kubbe ve kemerleri kısmen yıkılır, hemen onarılır; halk iki ay çadırlarda kalır.
1647-1648: Hacı Hamza Mescidi, Fethiye Camii ve Hilafet Gazi Medresesi hasar görür.
17 Ağustos 1668 (8 Rebîülevvel 1079, cuma): Kuzey Anadolu Fayı'nın yaklaşık 380-600 kilometrelik bölümü kırılır; Amasya'da Beyazıt Camii kubbe ve minareleri, kale surları ve meydan kapısı, camilerin kubbeleri ve Bedesten'in birçok yeri yıkılır.
19 Ağustos 1668 (10 Rebîülevvel 1079): Depremden faydalananlar yüzünden şehir kethüdâsı azledilir, yerine Hamza Ağa getirilir.
Mart 1669 (Şevval 1079): Abdülbâkî Efendi kadı, Merzifonlu İbrahim Ağa Sultan Bayezid vakıflarının mütevellisi olur.
1668-1669: Külliyenin zararları mütevelli Merzifonlu İbrahim Ağa tarafından bir yıl içinde giderilir; kale onarılır.
1080 (1669-70): Kuba Mahallesi'ndeki cami Kubalı Abdî Bey tarafından yeniden yapılır.
1086 (1675-76): İç Kale'nin depremde yıkılan meydan kapısı tamamlanır.
14 Ekim 1684 (Hüsâmeddin'e göre 4 Şevval 1095): Kâgir yapılarda ve Beyazıt Camii'nde yeniden hasar.
1105 (1693-94): Kuba Medresesi onarılır, yanına mektep eklenir.
1734: Beyler Sarayı hasar görür ve sonra onarılmaz; Yukarı Kale'den kopan kaya İçerişehir'de evleri ezer.
29 Ekim 1776: Vezirköprü ve Merzifon'u etkileyen depremde Ayşe Hatun Türbesi yıkılır.
18 Temmuz 1794: Çorum bölgesindeki büyük deprem Amasya'yı da etkiler.
1939 ve 1943: Külliyede yeni hasar; medrese 1952-1971 arasında onarılır.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Hüsameddin, Amasya Tarihi, c. 1 (e-kitap s. 100, 118, 126, 127, 154; kale, Sultan Bayezid Camii, Kuba ve Kamereddin mahalleleri, Kağnı Tekkesi): https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/1-4/files/basic-html/page118.html
- Hüsameddin, Amasya Tarihi, c. 3-4 (e-kitap s. 517-518, 581, 585, 592-593, 596, 601, 645; 999, 1079, 1095 ve 1147 depremleri, Merzifonlu İbrahim Ağa, meydan kapısı): https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/1-4/files/basic-html/page592.html
- Hüsameddin, Amasya Tarihi, c. 8 (e-kitap s. 557; Hâfız Çelebi): https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/6-8/files/basic-html/page557.html
Akademik çalışmalar
- TDV İslâm Ansiklopedisi, "Beyazıt II Camii ve Külliyesi (Amasya)": https://islamansiklopedisi.org.tr/beyazit-ii-camii-ve-kulliyesi--amasya
- "Bir Belgeye Göre Amasya II. Bayezid Külliyesi", DergiPark: https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/583371
- C. Zabcı ve ark., "Palaeoearthquakes on the Kelkit Valley Segment of the North Anatolian Fault, Turkey: Implications for the Surface Rupture of the Historical 17 August 1668 Anatolian Earthquake", Turkish Journal of Earth Sciences 20 (2011): https://research.itu.edu.tr/tr/publications/palaeoearthquakes-on-the-kelkit-valley-segment-of-the-north-anato
- Zafer Gölen, "N. Nicolas Ambraseys & Caroline F. Finkel, The Seismicity of Turkey and Adjacent Areas A Historical Review, 1500-1800, İstanbul 1995, 240 s, Eren Yayınevi" (kitap tanıtımı), Belleten 64/240 (Ağustos 2000), s. 657-660: https://belleten.gov.tr/tam-metin/2567/tur
Resmî kaynaklar
- Amasya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, "Depremler": https://amasya.ktb.gov.tr/TR-59473/depremler.html
Diğer kaynaklar
- Vikipedi, "1668 Kuzey Anadolu depremi" (Kandilli Rasathanesi tarihsel deprem kataloğu ve N. Ambraseys, Earthquakes in the Mediterranean and Middle East, Cambridge University Press, 2009, s. 512-515 kaynaklı): https://tr.wikipedia.org/wiki/1668_Kuzey_Anadolu_depremi
- Wikipedia, "1668 North Anatolia earthquake": https://en.wikipedia.org/wiki/1668_North_Anatolia_earthquake
- C. Zabcı, V. Karabacak, T. Sançar, H. S. Akyüz, E. Altunel, H. Gürsoy, O. Tatar, "The possible eastward continuation of the 17 August 1668 Anatolian Earthquake on the North Anatolian Fault (NAF), Turkey", Geophysical Research Abstracts 10, EGU2008-A-05542 (2008): https://meetings.copernicus.org/www.cosis.net/abstracts/EGU2008/05542/EGU2008-A-05542.pdf
Çevrimiçi kaynaklar
- https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/1-4/files/basic-html/page592.html
- https://amasya.ktb.gov.tr/TR-59473/depremler.html
- https://islamansiklopedisi.org.tr/beyazit-ii-camii-ve-kulliyesi--amasya
- https://en.wikipedia.org/wiki/1668_North_Anatolia_earthquake
- https://meetings.copernicus.org/www.cosis.net/abstracts/EGU2008/05542/EGU2008-A-05542.pdf
- https://research.itu.edu.tr/tr/publications/palaeoearthquakes-on-the-kelkit-valley-segment-of-the-north-anato







