Özgün Metin

Vezin: Mefā‘īlün mefā‘īlün mefā‘īlün mefā‘īlün (hezec)

Zihī ḳadd-i dil-ārā-yi tu reşk-i serv-i bustānī
Yekī biḫrām k’ez-ḫūbān ḫarāc-i ḥusn bistānī
Eger Mānī bidīdī rūy-i yār-i mā şodī vālih
Ez-īn ṣūret ki yektā naḳş-i kilk-i ṣun‘-i Yezdānī
Çi mī rāned raḳīb ez-kūy-i tū peyveste ‘āşiḳrā
Bütā fermān ez-ān-i tust eger ḫvānī veger rānī
Eger ḫvāhed zi-men cān la‘l-i nūşīneş zi-rūy-i mihr
Hemān laḥẓa men-i bī-dil revān bidhem be-āsānī
Cihānī geşte mihmānend ber-ḫvān-i viṣāl-i t[ū]
Çirā ber-ḫvān-i vaṣl-i ḫvīş ‘Adlīrā nemī ḫvānī

Günümüz Türkçesiyle

1. Ne hoş, gönül süsleyen boyun bahçedeki serviyi kıskandırır; bir kez salınarak yürü de güzellerden güzelliğin haracını al. ("Harâc" sözlük anlamıyla bir hükümdarın tâbi ülkelerden aldığı vergidir. Sevgili güzellik ülkesinin hükümdarı, öbür güzeller de ona vergi veren tebaası gibidir.)

2. Mânî yârimizin yüzünü görseydi, Yaratan'ın sanat kaleminin eşsiz nakşı olan bu suret karşısında şaşırıp kalırdı. (Mânî, divan şiirinde ressamlığıyla anılan kişidir. "Sûret" sözlük anlamıyla hem yüz, biçim hem resim demektir. Başpınar mısraı "Ey Mânî" diye bir hitap olarak çevirir; mısradaki "eger... bidîdî" yapısı "görseydi" diye de okunabilir.)

3. Rakip âşığı senin mahallenden niçin durmadan kovar? Ey put gibi güzel, ferman senindir; ister çağır, ister kov.

4. Eğer onun tatlı dudağı şefkatle benden can isterse, gönlünü yitirmiş ben o anda canımı kolayca, hemen veririm.

5. Bütün dünya senin vuslat sofrana konuk olmuş; Adlî'yi niçin kendi vuslat sofrana çağırmıyorsun? ("Hvân" sözlük anlamıyla sofra, "hvânî" ise "çağırırsın" demektir.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Adlî'nin Farsça on üçüncü gazelidir. Beş beyittir ve hezec bahrinin "mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün" kalıbıyla yazılmıştır. Gazelde ayrı bir redif yoktur; kafiye "-ânî" sesidir: bustânî, bistânî, Yezdânî, rânî, âsânî ve hvânî. Gazel Bayram 2008 neşrinde 166 numaradadır. Bayram'ın 2018 baskısındaki tabloya göre iki nüshada bulunur: Mısır Millî Kütüphanesi'ndeki T ve Millet Kütüphanesi'ndeki M2. Maktadaki "t[ū]" kelimesinde köşeli parantez içindeki harf, Fatih Başpınar'ın metne eklediği kısımdır. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.

M2, Ali Emîrî Efendi'nin istinsah ettiği nüshadır. Bayram'ın tanıtımına göre Ali Emîrî bu nüshanın 37b-38b varaklarında Bayezid'in bazı Farsça şiirlerini "Sultân Bâyezîd Hân-ı Velî Rahmetullahü'l-Melikü'l-‘Alâ Hazretlerinin Ba‘zı Fârisî Eş‘âr-ı Belâgat-Nisâr-ı Şâhâneleri" başlığıyla bir araya getirmiştir. Bu bölümde üç Farsça gazel, bir kıt‘a ve iki matla‘ vardır. Nüshanın 40b'den sonraki varaklarında ise Ali Emîrî'nin Adlî'nin şiirlerine yaptığı tahmis ve tesdisler yer alır. Başpınar'a göre Farsça şiirler Bayezid'in bütün şiirlerinin aşağı yukarı onda biridir. Bu gazelin metni, Başpınar'ın Bayram 2008 okumalarını düzelterek kurduğu metindir.

Anlam ve Söz Sanatları

Matla sevgilinin boyunu bir saltanat diliyle över. Sevgilinin boyu bahçedeki serviyi kıskandırır; bir kez salınarak yürüse güzellerden haraç alır. Bu benzetmede sevgili güzellik ülkesinin hükümdarıdır. "Bustânî" (bahçeye ait) ile "bistânî" (alasın) kelimeleri birbirine çok yakın seslerle kafiye olur; bu ses benzerliği beyitte bir cinas oluşturur. Servi, bahçe ve salınma arasında da tenasüp vardır.

İkinci beyit ressamlığıyla anılan Mânî'yi anar. Sevgilinin yüzü, Allah'ın sanat kaleminden çıkmış eşsiz bir nakıştır. En usta ressam bile bu yüzü görse hayran kalırdı. "Sûret" kelimesinin hem yüz hem resim anlamına gelmesi, "nakş" ve "kilk" (kalem) kelimeleriyle birlikte beyitte resim sanatına ait bir tenasüp kurar. Mânî'nin anılması bir telmihtir. Beyit, insan elinden çıkan resim ile Yaratan'ın eseri arasında bir karşılaştırma yapar.

Üçüncü beyitte rakip âşığı sevgilinin mahallesinden kovar. Âşık, kovma yetkisinin rakipte olmadığını, fermanın sevgiliye ait olduğunu söyler: ister çağırsın, ister kovsun. "Hvânî" (çağırırsın) ile "rânî" (kovarsın) arasındaki tezat, âşığın kaderini tamamen sevgilinin iradesine bırakır. "Fermân" kelimesi yine bir hükümdar dilidir. Şiirin yazarı ferman sahibi bir padişahtır ve burada fermanı sevgiliye bırakmaktadır; bu, Adlî'nin şiirlerinde görülen kul ile sultan yer değiştirmesinin açık bir örneğidir.

Dördüncü beyit can verme isteğini, beşinci beyit ise sofraya çağrılma arzusunu anlatır. Maktada "hvân" (sofra) iki kez geçer ve kafiye kelimesi "hvânî" (çağırırsın) ile bir ses oyunu kurar. Bütün dünya sevgilinin vuslat sofrasına konuk olmuşken Adlî dışarıda kalmıştır. Vuslatın bir sofraya benzetilmesi bir istiaredir ve âşığın yakınması bu benzetme üzerinden dile gelir.

Kaynakça

  • Fatih Başpınar, "Sultan II. Bayezid'in Farsça Şiirleri Üzerine", Divan Edebiyatı Araştırmaları Dergisi 8 (2012), s. 37-66, şiir no. 13 (metin ve çeviri s. 62). Bayram 2008, s. 371, şiir no. 166.
  • Yavuz Bayram (hzl.), Adlî Dîvânı (Dîvân-ı Sultân Bâyezîd-i Sânî), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018, s. 30-33 (nüsha tanıtımları ve Tablo 4; M2'deki Farsça bölüm ve tahmisler s. 33). ekitap.ktb.gov.tr

Çevrimiçi kaynaklar