Özgün Metin

Vezin: Mef‘ūlü fā‘ilātü mefā‘īlü fā‘ilün (muzâri‘)

Tā dīdeem ṣafā zi-mey-i cān-fezā-yi ḫum
Dest-i sebū giriftem u reftem be-pā-yi ḫum

Günümüz Türkçesiyle

1. Küpteki cana can katan şaraptan safa bulduğumdan beri sürahinin elinden tuttum ve küpün ayağına gittim. (Beyit iki türlü okunabilir: "tâ" Farsçada sözlük anlamıyla hem "-dığından beri" hem "-mek için" demektir. Başpınar ikinci anlamı seçer ve "Küpün cana can katan şarabından safa görmek için sürahinin elini tuttum ve küpün ayağına/dibine gittim" diye çevirir. "Pâ-yi hum", küpün ayağı ya da dibi demektir; "dest-i sebû" da sözlük anlamıyla "sürahinin eli", yani tutulacak yeri, kulpudur.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Tek beyitlik bir Farsça matla‘dır ve muzâri‘ bahrinin "mef‘ûlü fâ‘ilâtü mefâ‘îlü fâ‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "hum" (küp), kafiye "fezâ" ile "pâ" kelimelerindeki "-â" sesidir; iki mısra aynı redif ve kafiyeyle bittiği için beyit bir gazelin açılış beyti biçimindedir. Bir gazelin parçası olup olmadığı bilinmiyor. Beyit Bayram 2008 neşrinde 169 numaradadır. Bayram'ın 2018 baskısındaki tabloya göre beş nüshadan yalnız Ali Emîrî Efendi'nin istinsah ettiği M2'de bulunur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.

M2'de Ali Emîrî, Bayezid'in bazı Farsça şiirlerini 37b-38b varaklarında ayrı bir başlık altında toplamıştır. Bayram'a göre bu bölümde üç Farsça gazel, bir kıt‘a ve iki matla‘ vardır ve kıt‘a ile matla‘lar öteki nüshalarda yoktur. İki matla‘dan biri bu beyittir. Öbürü, dönemin önde gelen şair ve devlet adamlarının nazire yazdığı ve tezkirelere geçen 170 numaralı "Her dûd ki peydâ şeved ez-sîne-i çâkem" matla‘ıdır. Bayram, aynı nüshanın 38b-39a varaklarında Adlî'nin bir matla‘ına Necâtî Bey, Müeyyedzâde Abdurrahman Çelebi ve Tâcîzâde Câfer Çelebi gibi şairlerin yazdığı nazirelerin bulunduğunu da belirtir. Fatih Başpınar'ın sayımına göre Bayezid'in on yedi Farsça şiiri bütün şiirlerinin aşağı yukarı onda biridir.

Anlam ve Söz Sanatları

Beyit şarap meclisinin bilinen eşyalarıyla kurulmuştur: küp, sürahi ve şarap. "Hum" (küp), "sebû" (sürahi) ve "mey" (şarap) kelimeleri arasında tenasüp vardır. Âşık şarabın verdiği safayı tatmış ve bunun peşinden küpün dibine kadar gitmiştir. Şarabın "cân-fezâ", yani cana can katan diye nitelenmesi, onun hem bedene hem gönle verdiği ferahlığı anlatır.

"Safâ" kelimesi burada özellikle anlamlıdır. Kelime sözlük anlamıyla hem duruluk hem de gönül ferahlığı, neşe demektir. Böylece "şaraptan safa görmek" sözü, hem şarabın duruluğunu hem de şarabın verdiği sevinci birlikte çağrıştırır. Bu çift anlam beyte bir tevriye inceliği katar.

İkinci mısra bir teşhis üzerine kurulur. Sürahinin bir "eli", küpün bir "ayağı" vardır. Âşık sürahinin elinden tutar, onu bir yol arkadaşı gibi yanına alır ve küpün ayağına gider. "Dest" (el) ile "pâ" (ayak) arasındaki tenasüp, eşyaya insan uzuvları vererek sahneyi canlı bir yürüyüşe dönüştürür. "Küpün ayağına gitmek" sözü, bir büyüğün huzuruna varıp ayağına yüz sürme hareketini de hatırlatır; şarap küpü böylece meclisin saygı duyulan büyüğü gibi görünür.

Başpınar'ın okuyuşunda âşık şaraptan safa görmek amacıyla küpün başına gider; öbür okuyuşta ise bu safayı bir kez tattıktan sonra artık küpün yanından ayrılmaz. İki okuyuş da şarabı bir tutku nesnesi olarak gösterir. Divan şiirinde şarap ve meyhane imgeleri hem gerçek bir meclisi hem de tasavvufi bir sarhoşluğu anlatabilir; tek beyitlik bu matla‘da hangisinin kastedildiğini gösteren bir işaret yoktur.

Kaynakça

  • Fatih Başpınar, "Sultan II. Bayezid'in Farsça Şiirleri Üzerine", Divan Edebiyatı Araştırmaları Dergisi 8 (2012), s. 37-66, matla‘ no. 1 (metin ve çeviri s. 64). Bayram 2008, s. 373, şiir no. 169.
  • Yavuz Bayram (hzl.), Adlî Dîvânı (Dîvân-ı Sultân Bâyezîd-i Sânî), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018, s. 30 ve 33 (Tablo 4; M2'deki Farsça bölüm ve nazireler s. 33). ekitap.ktb.gov.tr

Çevrimiçi kaynaklar