Özgün Metin

Vezin: Fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün (remel)

Nīst der-destem be-cuz īn naḳd-i cān
Tā keşem der-pāyet ey rūḥ-i revān
Çun lebet cūyem mekeş ez-va‘deem
Tā be-key ḫvāhī merā dāden zebān
Ez-firāḳ-i la‘let ey durr-i yetīm
Çend bāşed çeşm-i men gevher-feşān
Çun dilemrā āşikārā bordeī
Ez-çi geştī ez-naẓar mārā nihān
Māh-i men ez-dil hevā-ḫvāh-i tuem
Dil çi bāşed māh-i men billāh zi-cān
Ber-dilet dāġī nihem goftī zi-ġam
Raḥm kon ber-‘Adlī vu īnrā bimān

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey akıp giden can gibi sevgili, ayağına sermek için elimde bu can nakdinden başka bir şey yok. ("Nakd" sözlük anlamıyla peşin para demektir; âşığın sevgiliye sunabileceği tek sermaye canıdır. "Rûh-ı revân", hem "akıp giden ruh" hem "yürüyen, salınan ruh" diye anlaşılabilir.)

2. Dudağını isterken vaadini uzatıp durma; bana daha ne zamana kadar söz vereceksin? ("Zebân dâden" sözlük anlamıyla "söz vermek" demektir; âşık, yerine getirilmeyen sözlerden yakınır.)

3. Ey eşsiz inci, senin yakut dudağından ayrı kaldığım için gözüm daha ne kadar inci saçacak? ("Dürr-i yetîm" sözlük anlamıyla sedefte tek başına yetişen iri ve eşsiz incidir. Gözün saçtığı inciler gözyaşlarıdır.)

4. Gönlümü herkesin gözü önünde alıp götürdün; öyleyse neden gözümüzden gizlendin?

5. Ay'ım, ben gönülden senin hevesindeyim; ay'ım, gönül de ne ki, vallahi candan senin hevesindeyim.

6. "Gamdan gönlünün üstüne bir yara izi koyarım" dedin; Adlî'ye acı ve bunu bırak. ("Dâğ" sözlük anlamıyla dağlama, kızgın demirle vurulan iz demektir. Beyit iki türlü okunabilir: "în-râ bimân" sözü "bundan vazgeç" diye anlaşılırsa âşık sevgiliden bu yarayı açmamasını ister; Başpınar ise "Adlî'ye acı ve bunu yap" diye çevirir, o zaman sevgilinin vurduğu yara bile âşık için bir merhamettir.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Adlî'nin Farsça yedinci gazelidir. Altı beyittir ve remel bahrinin kısa kalıbı olan "fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün" ile yazılmıştır. Gazelde redif yoktur; kafiye "-ân" sesidir: cân, revân, zebân, feşân, nihân ve bimân. Matlaın ilk mısraındaki "cân", beşinci beyitte yeniden kafiye olur. Gazel Bayram 2008 neşrinde 160 numaradadır. Bayram'ın 2018 baskısındaki tabloya göre yalnız Mısır Millî Kütüphanesi'ndeki T nüshasında bulunur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.

Gazelin matlaı Fatih Başpınar'ın yanlış okunan kelimeler için verdiği örneklerdendir. Bayram'ın metninde "Nîst derd sitem be-coz în-nakd-i cân" diye okunan mısrada bir kelimenin ilk harfi önceki kelimeye bağlanmış ve "derd" ile "sitem" kelimeleri ortaya çıkmıştır. Başpınar, vezin ve anlam gereği aynı harflerin "der-destem" (elimde) diye okunması gerektiğini gösterir. Böylece mısra, âşığın elinde candan başka bir şey olmadığını söyleyen açık bir cümleye dönüşür. Başpınar Farsça şiirleri yayımlarken her birinin çevirisini de verir. Amacı, kendi ifadesiyle, hem Bayezid'in edebî şahsiyetinin değerlendirilmesine katkıda bulunmak hem de metnin doğru okunup anlaşıldığını göstermektir. Farsçanın kendine özgü seslerinin Latin harfleriyle tam olarak yazıya geçirilemeyeceğini de ayrıca belirtir.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazel, âşığın sevgiliye sunabileceği şeyin azlığıyla açılır. Elde bir "can nakdi"nden başka bir şey yoktur. Canın paraya, sevgiliye sunuluşunun da ayağa bir şey sermeye benzetilmesi alışverişten alınmış bir istiaredir. Matlada sevgiliye "rûh-ı revân" diye seslenilmesi, âşığın sunduğu "cân" ile sevgilinin kendisinin de bir can olması arasında ince bir bağ kurar.

İkinci ve dördüncü beyitler sevgilinin davranışından yakınır. Sevgili söz verir ama vaadini hep erteler; gönlü açıkça alıp götürmüş, ama kendisi gözden kaybolmuştur. Dördüncü beyitteki "âşikârâ" (açıkça) ile "nihân" (gizli) arasındaki tezat bu yakınmanın merkezindedir: gönlü herkesin gözü önünde alan, kendini gizler. Üçüncü beyit ise bir mazmun zinciri kurar. Sevgili "dürr-i yetîm"dir, dudağı yakuttur, âşığın gözü de ayrılıkta inci saçar. İnci, yakut ve "gevher-feşân" (mücevher saçan) kelimeleri arasında tenasüp vardır; gözyaşı incisi ile sevgilinin eşsiz incisi aynı değerli taşlar dünyasında buluşur.

Beşinci beyit tekrar üzerine kuruludur. "Mâh-i men" (ay'ım) iki mısrada da geçer ve âşık önce "gönülden", sonra "candan" sevgilinin hevesinde olduğunu söyler. "Gönül de ne ki" diyerek gönülden cana yükselmesi, sevginin derecesini artıran bir sıralamadır. Maktada sevgilinin âşığın gönlüne bir "dâğ" vurma tehdidi anılır. Bu kelimenin taşıdığı yara izi, damga anlamı, aşkın âşıkta bıraktığı silinmez izi düşündürür. Başpınar'ın okuyuşunda âşık bu yarayı bile ister; öbür okuyuşta acınmayı ve yaranın bırakılmasını diler.

Kaynakça

  • Fatih Başpınar, "Sultan II. Bayezid'in Farsça Şiirleri Üzerine", Divan Edebiyatı Araştırmaları Dergisi 8 (2012), s. 37-66, şiir no. 7 (metin ve çeviri s. 56; matladaki düzeltme s. 42-43; çevirinin amacı s. 37 ve 49). Bayram 2008, s. 365, şiir no. 160.
  • Yavuz Bayram (hzl.), Adlî Dîvânı (Dîvân-ı Sultân Bâyezîd-i Sânî), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018, s. 30-32 (nüsha tanıtımları ve Tablo 4). ekitap.ktb.gov.tr

Çevrimiçi kaynaklar