Özgün Metin

Vezin: mefā‘īlün mefā‘īlün fe‘ūlün

Gözüm hicr ile sen giryān imişsin
Yürek bu derd ile sen ḳan imişsin
N'ola cāndan seni artuḳ seversem
Meger sen cān içinde cān imişsin
Feraḥ gördüm seni cānum sevindi
Ben aġladuġuma ḫandān imişsin
Ḳul olmaḳ isterimişsin o şāha
Be ‘Adlī sen ‘aceb ṣulṭān imişsin
Felek-ḳadr olduġuñı bilmez idük
İşiginde meger derbān imişsin

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey gözüm, ayrılık yüzünden sen ağlarmışsın; ey yürek, bu dertle sen kan olmuşsun.

2. Seni candan fazla seviyorsam buna şaşılır mı; meğer sen can içinde bir canmışsın.

3. Seni ferahlamış gördüm, canım sevindi; meğer sen benim ağlayışıma gülermişsin. Beyit iki türlü okunabilir: ikinci mısra "ben ağlarken sen güler yüzlüymüşsün" anlamına da gelebilir.

4. O şaha kul olmak istermişsin; be Adlî, sen ne tuhaf bir sultanmışsın.

5. Felek kadar yüce bir rütbede olduğunu bilmezdik; meğer sen onun eşiğinde kapıcı imişsin. Beyit iki türlü okunabilir: seslenilen kişi bir önceki beyitteki Adlî olabilir; bu durumda onun yüceliği sevgilinin kapısında kapıcılık etmesinden gelir. Mısralar sevgiliye yönelik de okunabilir.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Gazel beş beyittir ve hezec bahrinin kısa bir kalıbı olan "mefâ‘îlün mefâ‘îlün fe‘ûlün" ile yazılmıştır. Redif "imişsin", kafiye "-ân" sesidir: giryân, kan, cân, handân, sultân, derbân. Bayram neşrinde 104 numarayla yer alır ve beş nüshanın beşinde de bulunur (OR, T, M1, M2, İBB); neşirde hiçbir nüsha farkı kaydedilmemiştir. Gazelin dikkat çeken bir yapı özelliği, mahlasın son beyitte değil dördüncü beyitte yer almasıdır; beşinci beyit mahlas beytinden sonra gelir. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazelin bütün havası redifteki "imiş" ekinden gelir. Bu ek sonradan farkına varılan, şaşkınlıkla öğrenilen bir durumu anlatır; her beyit bir "meğer" anının ürünüdür. Matlada şair önce gözüne, sonra yüreğine seslenir ve ayrılığın onları ağlatıp kana çevirdiğini yeni fark etmiş gibi konuşur. "Giryân" (ağlayan) ile "kan" arasındaki ilgi, divan şiirindeki kanlı gözyaşı imgesine dayanır.

İkinci beyitte "cân" kelimesi üç kez geçer. Âşık sevgiliyi candan fazla sevmesine şaşılmaması gerektiğini söyler, çünkü sevgili "can içinde can"dır. Bu tekrar, sevginin kendi canını bile aştığı fikrini ses yoluyla da pekiştirir. Üçüncü beyit sevinç ile acıyı karşı karşıya getirir. Âşık sevgiliyi ferah görüp sevinir; ama sonra onun kendi ağlayışına güldüğünü anlar. "Ağlamak" ile "handân" (gülen) arasında tezat vardır.

Dördüncü beyit Adlî'nin şiirlerinde sık görülen bir durumu en açık biçimde dile getirir: âşık "kul", sevgili "şah" olarak anılır, oysa şiiri yazan bir padişahtır. Burada şair bu ironiyi kendisi söyler. "O şaha kul olmak istermişsin; be Adlî, sen ne tuhaf bir sultanmışsın" mısraları, kul ile sultan kelimelerini aynı kişide buluşturur. "Be" sözlük anlamıyla bir seslenme ünlemidir; şairin kendi mahlasına bu senli benli hitapla seslenmesi, beyte bir kendiyle alay etme tonu katar. "Kul", "şâh" ve "sultân" kelimeleri arasında tenasüp, kul ile sultan arasında tezat vardır.

Beşinci beyit aynı düşünceyi bir adım ileri taşır. "Felek-kadr" sözlük anlamıyla felek kadar yüce rütbeli demektir; "derbân" ise kapıcıdır. Kapıcılık sarayın en alt görevlerinden biri sayılırken, sevgilinin kapısında kapıcı olmak felek kadar yüce bir mertebe olarak sunulur. Bir önceki beyitte kul olmak isteyen sultanın, bu beyitte kapıcılıkla yücelmesi iki beyti birbirine bağlar.

Kaynakça

  • Yavuz Bayram (hzl.), Adlî Dîvânı (Dîvân-ı Sultân Bâyezîd-i Sânî), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018, s. 142, şiir no. 104 (nüsha bilgisi aynı sayfanın dipnotunda). ekitap.ktb.gov.tr