Özgün Metin

Vezin: mefā‘īlün mefā‘īlün mefā‘īlün mefā‘īlün

Göñül ol serv-i sīmīni görüp cāndan güzel dirsin
Ḳaçan cān virmek istersin aña lāyıḳ ‘amel dirsin
Ṣaçında yüzini gördüm güneşdür burc-ı ‘aḳrebde
Müneccimsin ne vech ile güneş burcın ḥamel dirsin
Namāz u ẕikr ü tesbīḥüñ baña ‘arż itme iy zāhid
Olursañ mübtelā ‘ışḳa Ḥaḳ'a lāyıḳ ‘amel dirsin
Yüzinüñ pertevin ṣūfī görürsüñ erba‘īnüñde
Yaḳañ yırtup urup na‘ra cemāli bī-bedel dirsin
İñen çoḳ söyledüñ vā‘iẓ bu dem vesvās-ı İblīs'i
Eger inṣāf ider olsañ raḳībi bi'l-aḍal dirsin
Lebüñ vaṣfın ṣoram dirsin ki yoḳ yire heves ḳılma
Eger yād eylesem zülfüñ zihī ṭūl-i emel dirsin
Leb ü dendānuñuñ vaṣfın işitdi dir seḥer bülbül
Suḫandan dür dizüp ‘Adlī ne ḫoş şīrīn ġazel dirsin

Günümüz Türkçesiyle

1. Gönül, o gümüş tenli selviyi (uzun boylu, beyaz tenli sevgiliyi) görünce "candan güzel" dersin; ne zaman ona can vermek istesen, bunu ona yaraşır bir iş sayarsın.

2. Sevgilinin yüzünü saçının içinde gördüm: güneş akrep burcundadır. Sen müneccimsin; hangi gerekçeyle güneşin burcuna koç (hamel) dersin? (Kıvrık saç akrebe, yüz güneşe benzetilir.)

3. Ey zâhid, namazını, zikrini ve tespihini bana gösterme; sen de aşka tutulursan, Hak'a layık amelin bu olduğunu söylersin.

4. Ey sûfî, kırk günlük çilende sevgilinin yüzünün parıltısını görürsen, yakanı yırtıp nara atarak "güzelliği eşsizdir" dersin.

5. Ey vaiz, şu anda İblis'in vesvesesini pek çok anlattın; eğer insaflı olsaydın, rakibe "daha da sapkın" derdin (asıl şeytanın rakip olduğunu söylerdin).

6. "Dudağının vasfını sorayım" desem, "yok yere heves etme" dersin; eğer saçını ansam, "ne uzun bir emel" dersin. (Sevgilinin ağzı o kadar küçüktür ki "yok" sayılır; saçı ise uzun emel kadar uzundur.)

7. Derler ki seher vakti bülbül senin dudağının ve dişlerinin vasfını işitti; "Ey Adlî, sözden inciler dizip ne hoş, ne tatlı gazel söylüyorsun" dedi. Beyit iki türlü okunabilir: "dir" ilk mısrada "derler" anlamında da, bülbülün söylediği sözün başlangıcı olarak da anlaşılabilir.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Gazel yedi beyittir ve hezec bahrinin "mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "dirsin" (dersin), kafiye "-el" sesidir: güzel, ‘amel, hamel, bî-bedel, bi'l-adal, emel, gazel. Neşrin metninde "‘amel" kafiyesi hem matlada hem de üçüncü beyitte geçer; OR ve İBB nüshaları ise matlada "‘amel" yerine "mahal" okur ve bu tekrarı ortadan kaldırır. Gazel Bayram neşrinde 103 numarayla yer alır ve beş nüshada da bulunur (OR, T, M1, M2, İBB); son beyit İBB'de yoktur.

Nüsha farkları bu gazelde ayrıca önemlidir. 2. beyitte T, M1 ve M2 "ṣaçında" yerine "seḫerde" (seher vaktinde) okur. 3. beyitin ikinci mısraı OR ve İBB'de "Ger olsañ ‘āşıḳ-ı ṣādıḳ bu andan yeg ‘amel dirsin" biçimindedir. 6. beyit T, M1 ve M2'de bütünüyle farklıdır: "Dehānuñ yād idem dirsem nihāndur ol ‘ayān olmaz / Müselsel zülfüñi ögsem zihī ṭūl-i emel dirsin". Son beyitte OR "suḫandan" yerine "ṣaçından" okur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazelin redifi, her beyitte başka birinin ağzına söz koyar. Önce gönle, sonra müneccime, zâhide, sûfîye ve vaize seslenilir; altıncı beyitte sevgili, sonuncuda bülbül konuşur. Ortadaki üç beyit, divan şiirinin aşka uzak duran dinî tiplerini sırayla karşısına alır. Zâhid namazını, zikrini ve tespihini öne sürer; şair ona aşka düşerse asıl amelin bu olduğunu söyleyeceğini hatırlatır. Sûfî kırk günlük çilesinde (erba‘în) sevgilinin yüzünün parıltısını görürse yakasını yırtıp nara atacaktır. Vaiz İblis'in vesvesesini anlatıp durur; şair ona asıl şeytanın rakip olduğunu söyletmek ister.

İkinci beyit bir yıldız bilgisi benzetmesine dayanır. Divan şiirinde sevgilinin kıvrık saçı akrebe, yüzü güneşe benzetilir; saçın içinde görünen yüz de "akrep burcundaki güneş" olur. Müneccim ise güneşin burcunu "hamel", yani koç burcu diye bilir. "Burc", "‘akreb", "hamel" ve "müneccim" kelimeleri arasında tenasüp vardır. T, M1 ve M2'deki "seherde" okuyuşu benzetmeyi saçtan alır ve sabah vaktine bağlar.

Beşinci beyitteki "bi'l-adal" ifadesi, sözlük anlamıyla "daha sapkın" demek olan Arapça "edall" kelimesine dayanır. Bu kelime Kur'an'da, A‘râf sûresinin 179. âyetinde "belki daha da sapkın" (bel hüm edall) sözüyle geçer; vaizin diline yakışan bu ifadenin rakip için kullanılması beyte bir alay tonu verir.

Altıncı beyitte tevriye vardır. Divan şiirinde sevgilinin ağzı o kadar küçüktür ki "yok" sayılır; sevgili, dudağının vasfını sormak isteyen âşığa "yok yere heves etme" der. Bu söz hem "boşuna heveslenme" hem de "var olmayan bir şeye heves etme" diye anlaşılır. Saç ise uzunluğuyla "tûl-i emel"e, yani uzun ve bitmeyen arzuya benzetilir. T, M1 ve M2'deki farklı beyit aynı fikri daha açık söyler: ağız gizlidir, görünmez.

Makta, şairin kendi şiirini övdüğü bir beyittir. Seher vakti bülbül, sevgilinin dudağının ve dişlerinin vasfını işitir ve Adlî'nin sözden inciler dizdiğini söyler. "Dendân" (diş) ile "dür" (inci), "leb" (dudak) ile "şîrîn" (tatlı) arasında ilgi vardır; dişlerin inciye benzetilmesi divan şiirinin bilinen benzetmelerindendir. Ötüşüyle tanınan bülbülün şiiri övmesi, övgüye ayrı bir değer katar.

Kaynakça

  • Yavuz Bayram (hzl.), Adlî Dîvânı (Dîvân-ı Sultân Bâyezîd-i Sânî), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018, s. 141, şiir no. 103 (nüsha farkları aynı sayfanın dipnotunda). ekitap.ktb.gov.tr
  • Kur'ân-ı Kerîm, A‘râf sûresi (7), 179. âyet.