Özgün Metin
Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün
Seyre çıḳsa sebzeye ol Yūsuf-ı gül-pīrehen
Ayaġına sebz aṭlas döşer ol laḥẓa çemen
Servler görse ḫırāmın hep ayaġ üzre gelür
Gül yüzin medḥ itmek içün ġoncalar açar dehen
Eşrefi ṣaçar ṣabā aña gül-i bādāmdan
Zer nis̱ār ider başına ol gülüñ şāḫ-ı semen
Berk-i sebzin ‘arż idüp ḫidmet ḳusūrın gösterüp
Ellerin şimşād ile başına ḳorlar nārven
Ol gülüñ ḫār-ı firāḳı ḫavfın idüp ṭañ degül
Şekl-i ḳallāb ile dāmen-gīr olursa yāsemen
Sen bu ḥüsn ile ne ādem ne meleksin ne perī
Bir muṣavver rūḫsın k'olmış cihān sen cāna ten
Hāy ‘Adlī ne ṭurursın vaḳt-i gül faṣl-ı bahār
Görsin ol gül-çehrei bī-zaḥmet-i ḫār isteyen
Günümüz Türkçesiyle
1. Gül renkli gömlekli o Yusuf (Yusuf gibi güzel sevgili) yeşilliğe gezmeye çıksa, çimen o anda ayağının altına yeşil atlas döşer.
2. Selviler onun salınarak yürüyüşünü görse hepsi ayağa kalkıp gelir (saygıyla ayağa kalkar); goncalar onun gül yüzünü övmek için ağızlarını açar (açılır).
3. Saba rüzgârı badem çiçeğinden ona altın paralar saçar; yasemin dalı da o gülün başına saçı olarak altın serper.
4. Nar ağacı yeşil yapraklarını sunup hizmetteki kusurunu göstererek, şimşirle birlikte ellerini (dallarını) başlarına koyarlar. Beyit iki türlü okunabilir: elleri başa koymak, "baş üstüne" diyerek emre hazır olduğunu göstermek olabileceği gibi, kusurundan dolayı mahcubiyetin işareti de olabilir.
5. O gülün ayrılık dikeninden korkup yasemin çengel biçiminde (sarılıcı dallarıyla) eteğe yapışırsa şaşılmaz.
6. Sen bu güzellikle ne insansın, ne melek, ne de peri; resmedilmiş bir ruhsun ki cihan, can olan sana beden olmuştur.
7. Hey Adlî, ne duruyorsun, gül vakti, bahar mevsimi; diken zahmeti çekmeden gül isteyen, o gül yüzlüyü görsün.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Gazel yedi beyittir ve remel bahrinin "fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redifsizdir; kafiye "-en" sesine dayanır: pîrehen, çemen, dehen, semen, nârven, yâsemen, ten, isteyen. Bayram neşrinde 102 numarayla yer alır ve beş nüshada da bulunur (OR, T, M1, M2, İBB); yalnız 3. beyit OR'da yoktur. Nüsha farklarının çoğu küçüktür: 1. beyitte T "sebzeye" yerine "seyrine", 3. beyitte M2 "semen" yerine "çemen", 5. beyitte T "dāmen-gīr" yerine "dāmen-gibi", son beyitte M1 ve M2 "vaḳt-i gül faṣl-ı bahār" yerine "faṣl-ı gül vaḳt-i bahār" okur. 2. beyitle ilgili dipnot, M1 ve M2'nin "ḫırāmān" yerine "ḫırāmın" okuduğunu kaydeder; oysa neşrin metninde "ḫırāmın" yazılıdır. Metin ile dipnot arasındaki bu uyumsuzluk neşirde açıklanmamıştır. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.
Anlam ve Söz Sanatları
Gazel bir bahar gezintisini anlatır. Sevgili yeşilliğe çıkar ve bahçedeki her bitki ona bir hizmette bulunur. Bu düzen, şiirin bütününü bir saray törenine benzetir: çimen halı serer, selviler ayağa kalkar, saba rüzgârı ve yasemin altın saçar, nar ağacı ile şimşir ellerini başlarına koyar. Bitkilerin bu davranışlarına güzel bir sebep yakıştırılması, hüsn-i talil sanatının örnekleridir.
Matlada sevgili "gül gömlekli Yusuf" diye anılır. Hz. Yusuf, Kur'an'da ve divan şiirinde güzelliğin örneğidir; kıssasında gömleği de önemli bir yer tutar. Gömleğin gül renginde olması sevgilinin yanaklarının kızıllığını da düşündürür. Çimenin ayağa yeşil atlas döşemesi, bir hükümdarın geçeceği yola kumaş serilmesini hatırlatır; "sebze", "sebz" ve "çemen" kelimeleri yeşil renk etrafında bir tenasüp kurar.
İkinci beyitte selvi ile gonca kişileştirilir. Selvi divan şiirinde sevgilinin boyuna benzetilen, dimdik duran ağaçtır; burada sevgilinin salınışını görünce "ayak üzre gelir", yani saygıyla ayağa kalkar. Goncanın açılması, sevgilinin gül yüzünü övmek için ağız açmasına yorulur; "dehen" sözlük anlamıyla ağızdır. Üçüncü beyitte "eşrefî" sözlük anlamıyla bir tür altın paradır; badem çiçeğinin yaprakları saba rüzgârıyla savrulurken sevgilinin üstüne saçılan altınlara benzetilir. "Nisâr" da sözlük anlamıyla bir büyüğün başından saçılan para ve mücevherdir.
Dördüncü beyitte "nârven" sözlük anlamıyla nar ağacıdır. Ağaç, yeşil yapraklarını bir hediye gibi sunar, hizmetteki kusurunu kabul eder ve şimşirle birlikte ellerini başına koyar. Bu jestin anlamı yukarıda iki okuyuşla verilmiştir. Beşinci beyitte yaseminin sarılıcı dalları "kallâb" (çengel) biçimine benzetilir. Yasemin, o gülden ayrılmanın dikeninden korktuğu için çengel gibi eteğe yapışır; "dâmen-gîr olmak" sözlük anlamıyla eteğe yapışmak, yalvarmaktır.
Altıncı beyit bahçeden ayrılıp sevgilinin kendisine döner. Sevgili ne insan, ne melek, ne peridir; resme dökülmüş bir ruhtur ve bütün cihan, can olan ona beden olmuştur. "Âdem", "melek" ve "perî" kelimeleri arasında tenasüp, "cân" ile "ten" arasında tezat vardır. Makta, Adlî'ye yönelen bir seslenmedir: gül vakti gelmiştir, ama diken zahmeti çekmeden gül görmek isteyen sevgilinin yüzüne baksın. Gül ile diken divan şiirinde birbirinden ayrılmaz; sevgilinin yüzü ise dikensiz bir gül olarak sunulur.
Kaynakça
- Yavuz Bayram (hzl.), Adlî Dîvânı (Dîvân-ı Sultân Bâyezîd-i Sânî), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018, s. 140, şiir no. 102 (nüsha farkları aynı sayfanın dipnotunda). ekitap.ktb.gov.tr
- Kur'ân-ı Kerîm, Yûsuf sûresi (12).






