Özgün Metin
Vezin: mefā‘ilün fe‘ilātün mefā‘ilün fe‘ilün
Yüzini görse anuñ ravża-i ‘İrem yirine
İşitse lebleri vaṣfını cām-ı Cem yirine
Muḳīm olalı göñülde ḫayāli leblerinüñ
Gözüme ḫūn-ı ciger ṭoldı şimdi nem yirine
Fiġān ki gözleri ẓulminden ol şehüñ bir gün
Elümle çāk ideyin sīnemi yaḳam yirine
Benüm ne bile nedür ḥālümi firāḳında
Ġam ile ġuṣṣa yirem her nefes ni‘am yirine
Mu‘aṭṭar eyledi āfāḳı naẓmı ‘Adlī'nüñ
Meger ki zülfin ider dil-berüñ ḳalem yirine
Günümüz Türkçesiyle
1. (İnsan) İrem bahçesinin yerine onun yüzünü görse, Cem'in kadehinin yerine onun dudaklarının övgüsünü işitse… (Beyit eksiltilidir; söylenmeyen sonuç, kişinin İrem bahçesini de Cem'in kadehini de unutacağı, sevgilinin yüzünü ve dudağını onlara tercih edeceğidir.)
2. Dudaklarının hayali gönlüme yerleşeli beri, gözüme artık nem yerine ciğer kanı doldu. (Âşık gözyaşı yerine kanlı yaş döker.)
3. Yazık ki o şahın gözlerinin zulmünden bir gün yakam yerine göğsümü elimle yırtacağım. (Yaka yırtmak, büyük acının ve çaresizliğin bilinen işaretidir; âşık bunu bir adım ileri götürür.)
4. Ayrılığında benim hâlimin ne olduğunu (o) ne bilsin; her nefeste nimetler yerine gam ve keder yerim. ("Ne bile" ifadesi "ne bilsin, nereden bilsin" diye okunmuştur.)
5. Adlî'nin şiiri ufukları güzel kokuya boğdu; anlaşılan o, kalem yerine sevgilinin saçını kullanıyor. (Sevgilinin saçı misk kokuludur; şiirin kokusu bu kalemden gelir.)
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Gazel beş beyittir ve müctes bahrinin "mefâ‘ilün fe‘ilâtün mefâ‘ilün fe‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "yirine" (yerine) kelimesidir, kafiye "-em" sesine dayanır: İrem, Cem, nem, yakam, ni‘am, kalem. Redifin bütün beyitlerde aynı işi görmesi gazele belirgin bir düzen verir; her beyitte bir şey başka bir şeyin yerini alır. Mahlas son beyitte geçer. Bayram neşrinde 127 numarayla yer alır. Beş nüshadan yalnız ikisinde, M1 (40b) ve M2'de (32b) bulunur; OR, T ve İBB'de yoktur. M1'de üçüncü beytin başındaki "fiġān ki" ibaresi eksiktir. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.
Anlam ve Söz Sanatları
Matla iki ünlü adı birlikte anar. "Ravza-i İrem" sözlük anlamıyla İrem bahçesi, yani cennete benzetilen efsanevî bahçedir; "câm-ı Cem" de sözlük anlamıyla efsanevî İran hükümdarı Cem'in, içinde dünyanın göründüğüne inanılan kadehidir. Beyit, bu iki olağanüstü şeyin yerine sevgilinin yüzünü ve dudağını koyar. Yüz bahçeye, dudak kadehe karşılık gelir; aradaki eşleşme divan şiirinin bilinen benzetmelerine dayanır ve beyitte bir tenasüp kurar. İki mısra da "-se" şart ekiyle biter, sonucu söylenmez; okur, karşılaştırmanın kimin lehine bittiğini kendisi tamamlar.
İkinci ve üçüncü beyitler âşığın acısını bedenine taşır. Dudak hayali gönle yerleşince gözdeki nem kana döner; "hûn-ı ciger" (ciğer kanı) divan şiirinde en derin acının gözyaşına karışmış hâlidir. Üçüncü beyitte yaka yırtmak gibi yerleşik bir yas hareketi, göğsü yırtmaya dönüşür. Burada sevgiliye "şeh" denmesi dikkat çeker; Adlî'nin şiirlerinde sık görüldüğü gibi, zulmeden bir şah, onun karşısında ise çaresiz bir âşık vardır, oysa şiiri yazan bir padişahtır. Dördüncü beyitte "gam yemek" deyimi redifle birleşir. Âşık nimetler yerine gam ve keder yer; "ni‘am" (nimetler) ile "yemek" arasındaki ilgi, deyimi düz anlamına da yaklaştırır.
Son beyit bir hüsn-i ta‘lîl örneğidir. Adlî'nin şiiri ufukları kokuya boğmuştur, çünkü şair kalem yerine sevgilinin saçını kullanır. Saç uzunluğu ve siyahlığıyla kaleme, mürekkebe benzer; misk kokusuyla da şiire koku verir. "Mu‘attar" (kokulu) kelimesi ile zülf arasında bu yüzden bir tenasüp vardır. Şairin kendi sözünü övmesi gazelin son beytinde alışılmış bir tavırdır; burada övgü sevgilinin saçına bağlanarak yine aşk konusuna döner.
Kaynakça
- Yavuz Bayram (hzl.), Adlî Dîvânı (Dîvân-ı Sultân Bâyezîd-i Sânî), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018, s. 165, şiir no. 127 (nüsha bilgisi aynı sayfanın dipnotunda). ekitap.ktb.gov.tr






