Özgün Metin
Vezin: mefā‘īlün mefā‘īlün mefā‘īlün mefā‘īlün
Müjeñ tīri geçer sīnemden irer oḳ gibi cāna
Kemān-ebrūlaruñ bir kūşeden meyl itse ḳurbāna
Gül-i ḥüsnüñden ayru gülsitānda eylesem zārī
Çemen bülbülleri ta‘līm alurlar benden efġāne
Ser-i kūyuñ hevāsına cināna ṭālib olurlar
Ṭudaġuñ yādına cānlar virürler āb-ı ḥayvāne
Ṣaçuñ başlar keser ṭarrārlıḳ fenninde iy ḫūnī
Yüzüñ şeb-revlik ögredür ṣaçuñda māh-ı tābāne
Cihānda ḳalmayaydı ḫuşḳ u ter ḫākister olaydı
Şerār-ı berḳ-i āhum od bıraḳsa nār-ı sūzāne
İşiginde iti gibi eger yir bulmaġ isterseñ
Düriş neylerseñ eyle āşinā ol ‘Adli derbāne
Ḥayāt u mevt aḥkāmında şāh ile gedā birdür
Berāberdür cefā-yı çarḫ derviş ile ṣulṭāne
Günümüz Türkçesiyle
1. Yay kaşlı sevgilin bir köşeden kurbanına doğru meylederse, kirpiğinin oku göğsümü delip geçer ve ok gibi canıma ulaşır.
2. Güzelliğinin gülünden ayrı düşüp gül bahçesinde inlesem, çimenlikteki bülbüller feryat etmeyi benden öğrenir.
3. (İnsanlar) senin mahallenin başına duydukları özlem yüzünden cennete talip olurlar; dudağını hatırladıkları için de ab-ı hayata can verirler. (Cennet sevgilinin mahallesini, ab-ı hayat onun dudağını andırdığı için değerlidir.)
4. Ey kan dökücü, saçın yankesicilik sanatında baş keser; yüzün de saçının içindeki parlak aya gece gezginliğini öğretir. (Saç geceye, yüz aya benzer; ay, saçın karanlığında dolaşan bir gece hırsızı gibidir.)
5. Ahımın şimşeğinin kıvılcımı yakıcı ateşe bir kor bıraksaydı dünyada ne kuru ne yaş bir şey kalırdı, her şey kül olurdu.
6. Ey Adlî, onun eşiğinde köpeği gibi bir yer bulmak istersen çalış, ne yaparsan yap, kapıcıyla tanış ol.
7. Hayat ve ölümün hükümlerinde padişah ile dilenci birdir; feleğin cefası derviş için de sultan için de aynıdır.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Gazel yedi beyittir ve hezec bahrinin "mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün" kalıbıyla yazılmıştır. Kafiye "-ân" sesine, redif yönelme ekine (-a/-e) dayanır: câna, kurbâna, efgâne, hayvâne, tâbâne, sûzâne, derbâne, sultâne. Mahlas, alışılmış biçimde son beyitte değil, altıncı beyitte geçer; ondan sonra gelen yedinci beyit bir hikmet beytidir. Bayram neşrinde 126 numarayla yer alır ve beş nüshanın hepsinde bulunur (OR 29a, T 38b, M1 40a-40b, M2 32a, İBB 20a-20b). T nüshasında beşinci ve altıncı beyitler, yani mahlas beyti de, yoktur. OR üçüncü beyitte "tudaguñ" yerine "dudaguñ", yedinci beyitte "şâh ile" yerine "şâhla" okur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.
Anlam ve Söz Sanatları
Matla ok ve yay imgeleri üzerine kurulur. Sevgilinin kaşı yay, kirpiği oktur; kaş bir köşeden kurbanına yönelince kirpik oku âşığın göğsünü delip canına ulaşır. "Kûşe" sözlük anlamıyla köşe demektir; yan bakışla gelen yaralayıcı bakış bu kelimeyle anlatılır. Kemân, tîr, ok ve kurbân arasında tenasüp vardır; âşık, okun hedef aldığı av ya da kurbandır.
İkinci beyitte âşığın iniltisi bülbülleri aşar. Bülbül divan şiirinde gül için inleyen âşığın simgesidir; burada gül bahçesindeki bülbüller feryadı âşıktan öğrenir. Bu bir mübalağadır ve gül, gülistan, çemen ve bülbül kelimeleri arasında tenasüp vardır. Üçüncü beyit bir hüsn-i ta‘lîl örneğidir. İnsanların cennete talip olması, aslında sevgilinin mahallesine duydukları özlemdendir; ab-ı hayat için can vermeleri de onun dudağını hatırlattığı içindir. "Hevâ" sözlük anlamıyla hem hava hem de istek, özlem demektir. Cennet ile sevgilinin mahallesi, ab-ı hayat ile dudak arasındaki denklik divan şiirinin bilinen eşleşmeleridir; beyitte bunlar sevgilinin değerini öne çıkaracak biçimde tersine çevrilir.
Dördüncü beyit hırsızlık ve gece imgeleriyle kurulur. "Tarrâr" sözlük anlamıyla yankesici, kesip alan hırsız demektir; saç, bu sanatta baş kesecek kadar ustadır. "Şeb-rev" de sözlük anlamıyla gece gezen, gece dolaşan hırsız demektir. Saç geceye, yüz aya benzetildiğinden, saçın içindeki ay olan yüz, gece dolaşmayı öğreten bir usta gibidir. Hûnî (kan dökücü), tarrâr, şeb-rev ve baş kesmek kelimeleri arasında bir tenasüp vardır. Beşinci beyit âşığın ahını şimşeğe benzeten bir mübalağadır. Ahın kıvılcımı bir ateş bıraksa dünyada kuru da yaş da kalmaz, her şey kül olur. "Huşk u ter" (kuru ve yaş) sözü sözlük anlamıyla her şeyi kapsayan bir ifadedir; aralarındaki tezat bu kapsayıcılığı vurgular.
Altıncı beyitte Adlî kendine bir öğüt verir. Sevgilinin eşiğinde köpeği gibi bir yer bulmak istiyorsa, kapıcıyla tanışmanın bir yolunu aramalıdır. Bu beyitte gerçek bir ironi vardır: şiiri yazan padişah, bir sevgilinin kapısında köpek yeri bulabilmek için kapıcının dostluğuna muhtaç bir âşık olarak görünür.
Gazelin son beyti ise aşk konusundan ayrılır ve hikmetli bir söz söyler. Hayat ve ölümün hükümlerinde padişah ile dilenci birdir; feleğin cefası derviş için de sultan için de aynıdır. Şâh ile gedâ, derviş ile sultan arasındaki tezat beytin dayanağıdır; bu karşıtlıklar, ölüm karşısındaki eşitliği anlatmak için kurulmuştur. Bu sözlerin bir padişahın kaleminden çıkması beyte ayrı bir ağırlık kazandırır. Beyit, sevgilinin eşiğinde kendini köpek yerine koyan altıncı beytin ardından, padişahlığı da dervişliği de aynı feleğin altında gösterir.
Kaynakça
- Yavuz Bayram (hzl.), Adlî Dîvânı (Dîvân-ı Sultân Bâyezîd-i Sânî), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018, s. 164, şiir no. 126 (nüsha bilgisi aynı sayfanın dipnotunda). ekitap.ktb.gov.tr






