Özgün Metin
Vezin: mefā‘īlün mefā‘īlün mefā‘īlün mefā‘īlün
Bugün ben da‘vi-i ‘ışḳ ile geldüm çün bu meydāne
N'ola ṭūb eyler isem başumı ol zülf-i çevgāne
Hevā-yı āteş-i ḫaddüñ dilinde od ḳodı nāruñ
Şerār-ı berḳ-i āhum yanmaġ ögretdi gül-efşāne
Başuñda cür‘a-dānuñ revzen-i hicrüñde mey ẓarfı
Nidersin ṭa‘n idüp bi’llāh ṣūfī mest u ḥayrāne
Göñül cem‘ itmedüñ sevdā-yı zülfine virelden dil
Perīşānlıġumuz ḫoş geldi çünkim ol perī-şāne
Birisi ġarḳ-ı āb oldı birisi tīşe-çāk itdi
Gözümden infi‘āl ol deñlü irdi baḥr ile kāne
Niçe cān cübbesini çāk idüpdür desti eflâküñ
Temessük eyleme ‘Adlī girībān ile dāmāne
Bugün ẓulm ehlini dīvānuña da‘vet idüp ‘adl it
Taẓallum eyleyü varsañ gerek bir ‘āli dīvāne
Günümüz Türkçesiyle
1. Bugün ben bu meydana aşk davasıyla geldiğime göre, başımı o çevgân (çomak) gibi kıvrık saça top etsem buna şaşılır mı. (Çevgân sözlük anlamıyla atlı oynanan bir top oyununda kullanılan ucu eğri sopadır; âşığın başı, sevgilinin kıvrık saçının önünde yuvarlanan top olur.)
2. Yanağının ateşine duyulan istek narın gönlüne ateş düşürdü; ahımın şimşeğinden çıkan kıvılcım da gül saçana yanmayı öğretti. ("Nâr" kelimesi sözlük anlamıyla hem ateş hem nar meyvesi anlamına gelir; narın kırmızılığı, gönlüne düşen bu ateşle açıklanır.)
3. Başında bir cür‘adan, ayrılığının penceresinde bir şarap kabı varken, Allah aşkına ey sofu, sarhoş ve şaşkın olanı kınayıp ne yaparsın. (Beyit kapalıdır. Bir okumaya göre kınayan sofunun kendisi de şaraptan uzak değildir, bu yüzden sarhoşu kınaması yersizdir. "Cür‘adan" sözlük anlamıyla kadehin dibinde kalan son yudumların konduğu kaptır.)
4. Ey gönül, (sevgilinin) saçının sevdasına gönül vereli beri kendini toplamadın; çünkü bizim perişanlığımız o peri yüzlü şahın hoşuna gitti. (Dağınık saçı seven gönül de dağınık kalır ve bu hâl sevgiliyi memnun eder.)
5. Gözümden (dökülen yaşlar yüzünden) deniz ile maden öyle utandı ki biri suya batıp boğuldu, öbürü kendini kazmayla yardı. (Deniz gözyaşlarının bolluğundan, maden de kanlı yaşların mücevheri andıran renginden utanmıştır.)
6. Feleğin eli nice canın cübbesini yırtmıştır; ey Adlî, yakaya ve eteğe tutunma. (Beyit iki türlü okunabilir: feleğin yakasına ve eteğine yapışıp ondan medet bekleme; ya da felek nasıl olsa yırtacağı için kendi yakana ve eteğine, yani bu dünyadaki varlığına bağlanma.)
7. Bugün zulüm ehlini divanına çağırıp adaletle hükmet; çünkü (bir gün) sen de yüce bir divana zulümden yakınarak varacaksın. (Yüce divan, Allah'ın huzurundaki hesap günü olarak anlaşılabilir.)
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Gazel yedi beyittir ve hezec bahrinin "mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün" kalıbıyla yazılmıştır. Kafiye "-ân" sesine, redif yönelme ekine (-a/-e) dayanır: meydâne, çevgâne, gül-efşâne, hayrâne, perî-şâne, kâne, dâmâne, dîvâne. Mahlas altıncı beyitte geçer, yedinci beyit ise öğüt veren bir kapanıştır. Bayram neşrinde 129 numarayla yer alır. OR (29b), T (39a) ve İBB'de (20b) bulunur, M1 ve M2'de yoktur. T nüshası birkaç yerde farklı okur: beşinci beyitte "çâk itdi" yerine "hâk oldı", "infi‘âl" yerine "intkâl", son beyitte "bugün" yerine "bu kez", "eyleyü" yerine "eylegör". İBB altıncı beyitte "temessük" (tutunma) yerine "tahammül" (katlanma) okur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.
Anlam ve Söz Sanatları
Matla bir oyun sahnesiyle açılır. Meydân, çevgân, top (tûb) ve baş kelimeleri arasında tenasüp vardır; çevgân oyununda atlılar ucu eğri sopalarla topa vurur. Kıvrık saç çevgâna, âşığın başı topa benzetilir. "Da‘vâ" kelimesi sözlük anlamıyla hem iddia hem de mahkemede açılan dava demektir; aşk davasıyla meydana çıkan âşık, başını ortaya koymayı göze almıştır. Bu kelime son beyitteki divan ve adalet sözleriyle de uzaktan bir bağ kurar.
İkinci beyitte "nâr" kelimesinde tevriye vardır. Kelime sözlük anlamıyla Arapçada ateş, Farsçada nar meyvesi demektir; ilk mısradaki "âteş" ve "od" ateş anlamını, gül-efşân (gül saçan) ise bahçe ve meyve anlamını destekler. Narın içi kırmızıdır; şair bunu sevgilinin yanağına duyulan özlemin narın gönlüne düşürdüğü ateşle açıklar. Bu bir hüsn-i ta‘lîldir. Üçüncü beyit gazelin en kapalı yeridir. Cür‘adan, revzen (pencere) ve mey zarfı (şarap kabı) kelimeleri meyhane çevresini kurar; sofunun sarhoşu kınaması divan şiirinin bilinen konularındandır. İlk mısraın tam olarak kime ait bir durumu anlattığı açık değildir.
Dördüncü beyitte "perîşân" (dağınık, perişan) ile "perî-şâne" (peri yüzlü şaha) arasında bir cinas vardır. Saç dağınıktır, ona gönül veren âşık da dağınık olur; "cem‘ itmek" (toplamak) ile perişanlık arasındaki tezat bu durumu öne çıkarır. Beşinci beyit bir leff ü neşr örneğidir. İkinci mısrada sırayla deniz ve maden anılır; ilk mısradaki "biri boğuldu" denize, "biri kazmayla yarıldı" madene karşılık gelir. Gözyaşının çokluğu denizi, kanlı yaşların yakut gibi kırmızılığı madeni utandırmıştır. "Tîşe" sözlük anlamıyla kazma, keski demektir.
Son iki beyit aşk konusundan uzaklaşır. Altıncı beyitte felek, birçok canın elbisesini yırtmış bir el olarak görünür ve Adlî kendine bir şeye tutunmamayı öğütler. Yedinci beyitte ise öğüt bir hükümdara yönelir. "Zulüm ehlini divana çağırmak" ve "adl etmek", sözlük anlamıyla zalimleri hesaba çekmek ve adaletle hükmetmektir; sebep de herkesin bir gün daha yüce bir divanın önüne çıkacak olmasıdır. Mahlas "Adlî" ile "‘adl it" (adaletle hükmet) arasındaki ses ve anlam ilgisi açıktır. Divan toplayıp şikâyet dinlemek padişahın işi olduğundan, bu beyitteki öğüt şiiri yazanın kendi makamına doğrudan dokunur. Bu beyitte şair kendine doğrudan bir hükümdar olarak seslenir.
Kaynakça
- Yavuz Bayram (hzl.), Adlî Dîvânı (Dîvân-ı Sultân Bâyezîd-i Sânî), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018, s. 167, şiir no. 129 (nüsha bilgisi aynı sayfanın dipnotunda). ekitap.ktb.gov.tr






