Özgün Metin
Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün
Ḫışm idüp çeşmüñ urur baġruma yare çāre ne
Ġamzeñüñ tīġi ider dil pāre pāre çāre ne
Ḥüsnüñüñ gülzārını yād eyleyüp iy murġ-ı dil
Āh u zārı ḳılmasañ ol gül-‘iẕāra çāre ne
Göñlümi zülfinde buldı şeb-rev olmuşsun diyü
Baġladı miskīn resen aṣmaġa dāra çāre ne
Bülbül-i bī-çāre dir her dem lisān-ı ḥāl ile
Bir nefes gülden ıraġ olmaġa ḫāra çāre ne
Her gice nālem maḥallüñ ḫalḳı işidüp benüm
İncinüp dirler ‘aceb bu āh u zāra çāre ne
Āteş-i āhum benüm her dem irer ḳılmaz es̱er
Göñlidür ol dil-berüñ çün seng-i ḫāra çāre ne
Va‘desine ol cefā-kār eyledi çünkim ḫilāf
‘Adli ṣabr itmek gerek bu intiẓāra çāre ne
Günümüz Türkçesiyle
1. Gözün öfkelenip bağrıma yara vuruyor, ne çare; yan bakışının kılıcı gönlü paramparça ediyor, ne çare.
2. Ey gönül kuşu, (sevgilinin) güzelliğinin gül bahçesini anıp da o gül yanaklıya ah edip inlemezsen ne yapabilirsin. (Gönül kuşu, yani âşığın gönlü, gül için inleyen bülbül gibidir; inlemekten başka yolu yoktur.)
3. (Sevgili) gönlümü saçının içinde buldu, "gece hırsızı olmuşsun" diyerek o zavallıyı darağacına asmak için iple bağladı; ne çare. (Saç hem gecenin karanlığı hem de ip, urgandır.)
4. Çaresiz bülbül her an hâl diliyle şöyle der: Dikenin bir nefes bile gülden uzak durmasına çare ne. (Bülbül gülden ayrıdır, diken ise ondan hiç ayrılmaz. Mısra "o hiç ayrılmayan dikene ne çare" diye de anlaşılabilir.)
5. Her gece mahallenin halkı benim iniltimi işitir, rahatsız olup "Bu ah ve inlemeye ne çare bulunur, şaşılacak şey" derler.
6. Ahımın ateşi her an (sevgiliye) ulaşır ama bir etki bırakmaz; o dilberin gönlü sert bir kaya olduğuna göre, ne çare.
7. O cefakâr sözünden döndüğüne göre, ey Adlî, sabretmek gerek; bu beklemeye başka ne çare var.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Gazel yedi beyittir ve remel bahrinin "fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "çâre ne" (ne çare, çaresi ne) sözüdür; kafiye "-âr" sesine dayanır: yare, pâre, ‘izâra, dâra, hâra, zâra, hâra, intizâra. Matlada iki mısra da redifle bittiği gibi, ilk mısranın içindeki "yare" ile ikinci mısradaki "pâre pâre" de birbirine ses bakımından yaslanır. Mahlas son beyitte geçer. Bayram neşrinde 128 numarayla yer alır ve beş nüshanın hepsinde bulunur (OR 31a, T 38b-39a, M1 40b, M2 32b, İBB 21b). Altıncı ve yedinci beyitler M1'de yoktur; ikinci beyitteki "hüsnüñüñ" kelimesi için neşir dipnotunda OR ile öbür nüshalar arasında küçük bir yazım farkı ("hüsnünüñ/hüsnüñüñ") kaydedilir. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.
Anlam ve Söz Sanatları
Gazelin ana duygusu çaresizliktir ve redif bunu her beyitte yeniden söyletir. Matlada sevgilinin gözü öfkeyle yara açar, gamzesi kılıç gibi gönlü parçalar. Göz, gamze, tîğ (kılıç) ve yara arasında tenasüp vardır. "Gamze" sözlük anlamıyla göz ucuyla bakış, süzgün bakıştır; divan şiirinde öldürücü bir silah gibi anılır.
İkinci ve dördüncü beyitler gül ile bülbül mazmununu iki ayrı yönden işler. İkinci beyitte âşığın gönlü bir kuştur ve sevgilinin yüzünü bir gül bahçesi gibi andıkça ona inlemekten başka yolu yoktur. Dördüncü beyitte bülbülün kendisi konuşur, ama sözle değil "lisân-ı hâl" ile, yani hâliyle, durumunun dile getirdiğiyle. "Bî-çâre" (çaresiz) sıfatı redifteki "çâre" ile bir söz oyunu kurar. Bülbül gülden ayrı yanarken diken gülün dibinden bir an ayrılmaz; bu yüzden beyitte diken, sevgilinin yanından ayrılmayan rakibi akla getirir. Bu son okuma beyitte açıkça söylenmez, mazmunun genel kullanımına dayanır.
Üçüncü beyit bir hikâye gibi kurulur. Gönül, sevgilinin saçında yakalanmıştır; saç gece gibi karanlık olduğu için orada bulunan gönül gece hırsızı (şeb-rev) sayılır ve yine saçtan yapılmış bir iple darağacına asılmak üzere bağlanır. Zülf, şeb-rev, resen (ip) ve dâr (darağacı) kelimeleri arasında güçlü bir tenasüp vardır. Beşinci beyitte âşığın iniltisi mahalleliyi rahatsız edecek kadar yüksektir; bu bir mübalağadır ve aşkın gizlenemeyişini gündelik bir sahneyle anlatır.
Altıncı beyitte "seng-i hâra" sözlük anlamıyla sert taş, granit demektir. Dördüncü beyitteki "hâra" ise "hâr" (diken) kelimesinin yönelme hâlidir. Aynı ses iki farklı anlamla kafiye yerinde tekrarlandığı için burada bir cinas vardır. Ahın ateşi taşa işlemez; ateş ile taş arasındaki karşıtlık sevgilinin katılığını gösterir. Son beyitte Adlî kendine sabrı öğütler. Sevgili verdiği sözü tutmamıştır ve bekleyişin sabırdan başka çaresi yoktur.
Kaynakça
- Yavuz Bayram (hzl.), Adlî Dîvânı (Dîvân-ı Sultân Bâyezîd-i Sânî), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018, s. 166, şiir no. 128 (nüsha bilgisi aynı sayfanın dipnotunda). ekitap.ktb.gov.tr






