Özgün Metin
Vezin: mef‘ūlü mefā‘īlü mefā‘īlü fe‘ūlün
Dürlerle ki zeyn ide yüzüñ rūy-ı zemīni
Reşke bıraġur encüm ile çarḫ-ı berīni
Lü’lü’ dişiñüñ yādına iy lebleri mercān
Gözden bıraġursam ne ‘aceb dürr-i s̱emīni
Zülfüñ ḫamı būyına cilā-yı vaṭan itdi
Yek dōst u yek pōst diyü nāfe-i Çīn'i
Sögdükçe şifā-baḫş olur ḫātem-i la‘lüñ
Ḥırz-ı dil ü cān oldı meger naḳş-ı nigīni
And içse raḳībüñ ṣanemā dīnüm içün dir
Yoḳ yire niçe andlar içer gör o la‘īni
Dil ‘Adli ṣaçı bendine ṭolaşdı nigāruñ
Anı çekerek ṭut iñen uzatma ipini
Günümüz Türkçesiyle
1. Yüzün yeryüzünü incilerle süsleyince, yıldızlarıyla yüce feleği (göğü) kıskançlığa düşürür. (İncilerin ne olduğu söylenmez; sevgilinin dişleri ya da yüzündeki parlaklık diye anlaşılabilir. Yıldızlarla süslü gök, incilerle süslenen yeryüzünü kıskanır.)
2. Ey dudakları mercan olan, inci dişlerini andıkça gözümden değerli inciler döküyorsam buna şaşılır mı? (Gözden dökülen inciler gözyaşlarıdır.)
3. Saçının kıvrımı, kokusu uğruna Çin misk keseciğini "bir dost, bir post" dedirterek yurdundan ayırdı. (Misk keseciği, saçın kokusuna yenilip yurdunu bırakmış, yalnız bir dost ve bir postla yetinen bir derviş gibi gurbete düşmüştür.)
4. Senin la‘l yüzüğün (dudağın) sövdükçe şifa verir; anlaşılan, yüzük taşının nakşı gönle ve cana muska olmuş. (Sevgilinin ağzı küçüklüğü ve kırmızılığıyla yakut taşlı bir mühür yüzüğüne benzetilir; ağzından çıkan sövgü bile şifadır.)
5. Ey put güzeli, rakibin yemin edecek olsa "dinim hakkı için" der; gör o lanetlinin boş yere nice yeminler ettiğini.
6. Ey Adlî, gönül sevgilinin saçının bağına dolaştı; onu çekip sıkıca tut, ipini uzatma. (Saç bir ip, gönül de o ipe dolanmış bir tutsak gibidir. Beyit iki türlü okunabilir: şair ya kendi kendine gönlü sıkı tutmasını söyler ya da sevgiliye ipi gevşetmemesini diler.)
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Gazel altı beyittir ve hezec bahrinin "mef‘ûlü mefâ‘îlü mefâ‘îlü fe‘ûlün" kalıbıyla yazılmıştır. Kafiye "-în" sesine, redif ise belirtme ya da iyelik ekine (-i) dayanır: zemîni, berîni, semîni, Çîn'i, nigîni, la‘îni; son beyitteki Türkçe "ipini" bu sese kısa ünlüyle uyar. Mahlas son beyitte "Adli" biçiminde geçer. Bayram neşrinde 134 numarayla yer alır; neşre göre divanın "Harfü'l-yâ" bölümündedir. Beş nüshanın dördünde bulunur (OR 32b, M1 42a, M2 33a, İBB 23a); T'de yoktur. Dördüncü beyit OR ve İBB'de, beşinci beytin ikinci mısraı OR'da eksiktir. Başlıca nüsha farkları şunlardır: M1 ve M2 ilk beyitte "çarh-ı berîni" yerine "çarhuñ berîni", İBB ikinci beyitte "mercân" yerine "şîrîn", OR ve İBB üçüncü beyitte "bûyına" (kokusuna) yerine "boynına", OR son beyitte "dil" yerine "dili" okur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.
Anlam ve Söz Sanatları
Gazelin ilk iki beyti inci ve mücevher imgeleri üzerine kurulur. Matlada yeryüzü ile gök karşı karşıya gelir: gök yıldızlarıyla süslüdür, ama sevgilinin yüzü yeryüzünü incilerle süsleyince gök kıskançlığa düşer. Yıldız ile inci arasındaki benzerlik, yer ile gök arasındaki tezatla birleşir. İkinci beyit aynı imgeyi âşığa çevirir. Sevgilinin dişleri inci, dudakları mercandır; âşık o dişleri andıkça gözünden "dürr-i semîn" (sözlük anlamıyla değerli inci) döker. Lü’lü’, mercân ve dürr kelimeleri arasında açık bir tenasüp vardır. İBB'nin "şîrîn" okuyuşu bu mücevher dizisini bozar; neşrin "mercân" tercihi beytin imge düzeniyle uyumludur.
Üçüncü beyit hüsn-i ta‘lîlin güzel bir örneğidir. "Nâfe-i Çîn", sözlük anlamıyla Çin (Hıtay) ceylanının misk keseciğidir; misk bu deri keseden elde edilir. Beyit, miskin Çin'den uzak diyarlara gitmesini saçın kokusuna duyulan hayranlığa bağlar. "Yek dost u yek post" Farsça bir sözdür; sözlük anlamıyla "bir dost ve bir post" demektir ve dünyadan el etek çekmiş, bir dosta ve oturduğu posta razı dervişi anlatır. Kelime oyunu buradadır: misk keseciği gerçekten de bir deri, yani bir posttur. Böylece Çin miski, saç uğruna yurdunu terk eden bir dervişe dönüşür.
Dördüncü beyitte sevgilinin ağzı "hâtem-i la‘l" (la‘l yüzük) diye anılır. Yüzük taşının "nakş"ı (kazınmış yazısı) muskaya benzetilir; sevgili sövdükçe bu yazı gönle ve cana şifa olur. Sövgü ile şifa arasındaki tezat, divan şiirinde sevgilinin acı sözünün bile âşığa tatlı gelmesi düşüncesine dayanır. Beşinci beyitte rakip, sevgiliye "sanem" (put) diye seslenilen bir beyitte "dinim için" diye yemin eder. Puta karşı din üzerine yemin etmek, beyte hafif bir alay tonu katar; "yok yere" ettiği yeminler rakibin sözüne güvenilmez olduğunu gösterir.
Son beyitte saç bir ip, gönül de o ipe dolaşmış bir tutsaktır. "Bend" (bağ), "tolaşmak", "çekmek", "ip" ve "uzatmak" kelimeleri tenasüp kurar. "İpini uzatmak" ifadesi sözlük anlamıyla ipi gevşetmektir; şair gönlün saçtan kurtulmasını değil, o bağda sıkıca tutulmasını ister.
Kaynakça
- Yavuz Bayram (hzl.), Adlî Dîvânı (Dîvân-ı Sultân Bâyezîd-i Sânî), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018, s. 172, şiir no. 134 (nüsha bilgisi aynı sayfanın dipnotunda). ekitap.ktb.gov.tr






