Özgün Metin
Vezin: mef‘ūlü mefā‘īlü mefā‘īlü fe‘ūlün
Sünbüllerüñi sen ṣalalı verd-i ter üzre
Dāġ urdı benüm āteş-i āhum ḳamer üzre
Boyanmaz idi āteş-i āhumla felekler
Seyl-āb yaşum irmese yanmış ciger üzre
Āhum irişüp oldı feleklerde kevākib
Tīrüñ es̱eri olur iricek siper üzre
Gündüz gibi olurdı gice çeşmüme rūşen
Gerd-i rehinüñ ẕerresi irse baṣar üzre
Ḳanlu yaşumuñ dānelerin diz ki yaraşur
Simīn-bedene la‘l ü cevāhir güher üzre
Her laḫẓa gözüñ tīġ-i müjeñ çekdügi bu kim
‘Ādetdür olur düzd ü ḥarāmī çü zer üzre
Cān ḳurtarımaz olsa siper ‘Adli'ye eflāk
Tīri müjeñüñ olsa ḳażā vü ḳader üzre
Günümüz Türkçesiyle
1. Sen sümbül gibi saçlarını taze gülün (yanağının) üzerine salalı beri, ahımın ateşi ayın üzerine dağ vurdu. (Aydaki lekeler, âşığın ahının ateşiyle açılmış dağlama yaraları olarak düşünülür.)
2. Sel gibi akan gözyaşım yanmış ciğerimin üzerine ulaşmasaydı, felekler ahımın ateşiyle boyanmazdı. (Beyit, gökyüzünün kızıllığını yanmış ciğerden geçip kana bulanan gözyaşlarıyla ahın ateşinin birleşmesine bağlar gibidir; bu bir okumadır.)
3. Ahım (göğe) ulaşıp feleklerde yıldızlar oldu; ok kalkana ulaşınca izi kalır. (Gökyüzü bir kalkana, ahlar oklara benzetilir; yıldızlar, bu okların kalkanda açtığı deliklerdir.)
4. Yolunun tozundan bir zerre gözüme ulaşsa, gece gözüme gündüz gibi aydınlık olurdu. (Sevgilinin yolunun tozu göze sürme olur ve onu aydınlatır.)
5. Kanlı gözyaşlarımın tanelerini diz; çünkü gümüş tenliye inci üzerinde yakut ve mücevher yakışır. (Kanlı yaşlar yakuta benzer; sevgilinin gümüş gibi beyaz teni üzerinde bir gerdanlık gibi dizilmeye layıktır.)
6. Gözünün her an kirpiğinin kılıcını çekmesi şundandır: altının bulunduğu yerde hırsız ve haydut bulunması âdettir. (Beyit, gözün kılıç çekmesini altının çevresinde hırsızların dolaşmasına bağlar; altının neyi karşıladığı beyitte açık değildir.)
7. Kirpiğinin oku kaza ve kadere uygun düşse, felekler Adlî'ye kalkan olsa bile onun canını kurtaramazdı.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Gazel yedi beyittir ve hezec bahrinin "mef‘ûlü mefâ‘îlü mefâ‘îlü fe‘ûlün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "üzre" (üzerine, üstünde) kelimesidir, kafiye "-er" sesine dayanır: ter, kamer, ciger, siper, basar, güher, zer, kader. Mahlas son beyitte geçer. Bayram neşrinde 132 numarayla yer alır. OR (31a), T (39b) ve İBB'de (21b-22a) bulunur, M1 ve M2'de yoktur. Nüshalar arasında beyit sayısı da değişir: üçüncü beyit yalnız T'de vardır, dördüncü beyit ise T'de yoktur. T ayrıca beşinci beyitte "güher" yerine "kemer", altıncı beyitte "çü zer" yerine "hazer" (sakınma) okur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.
Anlam ve Söz Sanatları
Gazelin ilk üç beyti gökyüzüne yönelir. Âşığın ahı ateştir ve göğe ulaşınca orada iz bırakır. Matlada sevgili sümbül gibi saçlarını gül gibi yanağının üzerine salmış, bunu gören âşığın ahı ayı dağlamıştır. Sünbül (sümbül), verd (gül), dâğ (dağlama) ve kamer (ay) kelimeleri bahçe ile gök arasında bir köprü kurar. Aydaki lekelerin âşığın ahıyla açıklanması bir hüsn-i ta‘lîldir. İkinci beyitte felekler âşığın ahıyla boyanır, ama bunun için gözyaşının yanmış ciğere ulaşması gerekir. Beytin mantığı tam açık değildir; en makul okuma, ciğerden geçen yaşın kana dönüşmesi ve ahın ateşiyle birlikte gökyüzüne kızıl rengini vermesidir.
Üçüncü beyit yalnız T nüshasında bulunur ve gökyüzü imgesini tamamlar. Ahlar oktur, gökyüzü kalkandır; yıldızlar okların kalkanda bıraktığı izlerdir. Tîr (ok), siper (kalkan) ve eser (iz) arasında tenasüp vardır. Dördüncü beyitte sevgilinin yolunun tozu, göze sürülen sürme gibi düşünülür; gece bile gündüz gibi aydınlanır. Gece ile gündüz arasındaki tezat bu etkiyi öne çıkarır.
Beşinci beyit kanlı gözyaşlarını mücevherle eşleştirir. Kanlı yaşlar yakut (la‘l) gibidir ve "simîn-beden" (gümüş tenli) sevgiliye yakışacak bir gerdanlık gibi dizilebilir. Simîn (gümüş), la‘l, cevâhir ve güher (inci, mücevher) kelimeleri arasında tenasüp vardır. T'nin "kemer" okumasıyla mücevherler bir kemerin üzerine dizilir; bu da süs eşyası imgesine uyar.
Altıncı ve yedinci beyitlerde kirpik kılıç ve ok olarak görünür. Göz her an kirpik kılıcını çeker; şair bunu, altının bulunduğu yerde hırsızların ve haydutların bulunmasının bir âdet olmasıyla açıklar. Düzd (hırsız), harâmî (yol kesen) ve zer (altın) bir tenasüp kurar. Son beyitte âşığın ölümü kaçınılmaz görünür. Sevgilinin kirpik oku kaza ve kadere uygun düşerse, felekler kalkan olsa bile Adlî'nin canını kurtaramaz. Kaza, kader ve tîr (ok) arasındaki ilgi, ölümün takdir edilmiş bir şey gibi görülmesine dayanır. Üçüncü beyitte okların izini taşıyan gökyüzü kalkanı, son beyitte bu kez kirpik okları karşısında işe yaramaz bir kalkan olarak geri döner.
Kaynakça
- Yavuz Bayram (hzl.), Adlî Dîvânı (Dîvân-ı Sultân Bâyezîd-i Sânî), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018, s. 170, şiir no. 132 (nüsha bilgisi aynı sayfanın dipnotunda). ekitap.ktb.gov.tr






