Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Gice uyḫuda göñül cennetde gördi yirini
Kūy-ı dil-berde iḳāmetdür didi ta‘bīrini
Dest-i Ḳudret mebde-i fıṭratda beñzer eylemiş
Āb u ḫāk-i ‘ışḳ ile ‘āşıḳlaruñ taḫmīrini
Sāḳi-i devrān beni bir cām ile mest itdi kim
‘Işḳ şer‘i men‘ ḳılmış muḥtesib ta‘zīrini
Dil-bere cevr ü cefā ḳılmaḳ s̱evābın dir imiş
‘Āşıḳına vay raḳībüñ mürşidini pīrini
‘Işḳ ḫayli şöyle ġālib oldı dil milkine kim
‘Adliyā erkān-ı devlet eylesün tedbīrini

Günümüz Türkçesiyle

1. Gönül gece uykusunda kendi yerini cennette gördü; bu rüyayı "sevgilinin sokağında oturmak" diye yorumladı. (Rüyadaki cennet, sevgilinin sokağıdır.)

2. Öyle görünüyor ki Kudret eli, yaratılışın başlangıcında âşıkların hamurunu aşkın suyu ve toprağıyla yoğurmuş.

3. Zamanın sâkîsi beni öyle bir kadehle sarhoş etti ki aşkın şeriatı muhtesibin cezasını yasakladı. (Muhtesib içki içenleri cezalandıran görevlidir; aşkın kanunu ona bu yetkiyi tanımaz.)

4. Sevgiliye, âşığına eziyet ve cefa etmenin sevap olduğunu söylerlermiş; vay rakibin mürşidine, pîrine. (Beyit, sözü kimin söylediğini açıkça belirtmez; beddua, bu öğretinin rakibin şeyhinden geldiğini ima eder.)

5. Ey Adlî, aşkın atlıları gönül ülkesine öyle galip geldi ki artık bunun çaresini devletin ileri gelenleri düşünsün. ("Hayl" sözlük anlamıyla atlı birlik demektir; "hayli" de "çok, epey" anlamına gelir.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Gazel beş beyittir ve remel bahrinin "fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Kafiye "-îr" sesine, redif "-ini" ekine dayanır: yirini, ta‘bîrini, tahmîrini, ta‘zîrini, pîrini, tedbîrini. Mahlas son beyitte "Adliyâ" seslenmesiyle geçer. Bayram neşrinde 137 numarayla yer alır; neşre göre divanın "Harfü'l-yâ" bölümündedir. Beş nüshanın hepsinde bulunur (OR 33b, T 42b, M1 43a, M2 33b-34a, İBB 23b). Nüsha farkları yalnız dördüncü beyittedir: OR "dil-bere" yerine "dil-ber ü", T "sevâbın" yerine "sevâbdur" okur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazelin her beyti başka bir alandan bir kavramı aşka uygular: rüya tabiri, yaratılış, şeriat ve hisbe (kamu düzeni), tarikat, devlet yönetimi. Matlada gönül rüyasında cennetteki yerini görür ve bu rüyayı kendisi yorumlar. "Ta‘bîr" sözlük anlamıyla rüya yorumudur; rüyada görülen cennet, uyanıkken sevgilinin sokağında oturmak demektir. Cennet ile sevgilinin mahallesinin özdeşleştirilmesi divan şiirinde bilinen bir benzetmedir.

İkinci beyit, insanın sudan ve topraktan yaratılışı düşüncesine dayanır. "Dest-i Kudret" (Kudret eli) Tanrı'nın yaratma gücünü anlatır, "mebde-i fıtrat" sözlük anlamıyla yaratılışın başlangıcıdır. "Tahmîr" sözlük anlamıyla hamur etmek, mayalamaktır. Beyit âşıkların hamurunda sıradan su ve toprak değil, aşkın suyu ve toprağı bulunduğunu söyler; âşıklık, sonradan edinilen bir hâl olarak değil, yaradılıştan gelen bir mizaç olarak gösterilir. "Beñzer" kelimesi bu iddiayı bir tahmin gibi sunar.

Üçüncü beyitte "şer‘" (şeriat), "men‘" (yasaklama), "muhtesib" ve "ta‘zîr" kelimeleri hukuk dünyasından alınmıştır ve bir tenasüp kurar. Muhtesib sözlük anlamıyla çarşı ve ahlak düzenini denetleyen görevlidir, ta‘zîr ise hâkimin takdirine bırakılan cezadır. Divan şiirinde muhtesib, içki meclislerini basan ve sarhoşları cezalandıran kişi olarak sık anılır. Beyit bu düzeni tersine çevirir: âşığı sarhoş eden kadehi "zamanın sâkîsi" sunmuştur ve aşkın şeriatı, muhtesibin cezasını yasaklamıştır. İki şeriat, iki hukuk karşı karşıya gelir.

Dördüncü beyitte tarikat dili öne çıkar. "Sevap", "mürşid" ve "pîr" kelimeleri birbirini tamamlar. Sevgiliye, âşığına eziyet etmenin sevap olduğu öğretilmiştir; şair bunun kaynağını rakibin mürşidinde arar ve ona beddua eder. Sevap ile cevr ü cefa arasında açık bir tezat vardır.

Son beyit gazelin en dikkat çekici beytidir. "Işk hayli" ifadesinde bir tevriye bulunur: "hayli" bir yandan "pek çok, epeyce" anlamına gelir, bir yandan da "hayl" (atlı birlik) kelimesini hatırlatarak "aşkın atlıları" diye okunur. Bu ikinci anlam "gâlib olmak" (galip gelmek) ve "dil milki" (gönül ülkesi) ile birleşince, gönül bir orduya yenilmiş bir ülke gibi görünür. Şair çareyi "erkân-ı devlet"e, yani devletin ileri gelenlerine bırakır. Bu sözü söyleyen kişi kendi devletinin başındaki hükümdar olduğu için beyitteki savaş ve devlet dili, şairin kendi makamıyla oynayan bir şaka tonu taşır.

Kaynakça

  • Yavuz Bayram (hzl.), Adlî Dîvânı (Dîvân-ı Sultân Bâyezîd-i Sânî), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018, s. 175, şiir no. 137 (nüsha bilgisi aynı sayfanın dipnotunda). ekitap.ktb.gov.tr