Özgün Metin

Vezin: mef‘ūlü mefā‘īlü mefā‘īlü fe‘ūlün

İy ḫᵛāce ḳatı muġlaḳ olur ‘ışḳ kitābı
Bābuñ degül añlamaduñ ise ḳo bu bābı
Zülfüñ ḫamı cevrini perīşānlıġumuzdan
Ger unudavüz bāri sen unutma ḥisābı
La‘lüñ ġam ile gözden olur yine revāne
Nūş eyledügince ḳamu ‘ışḳ ehli şarābı
Nāy olalı ġam çengine ḳānūn ile göñlüm
Dem-sāz olup durur aña sīne rübābı
‘Adlī sen anı terk idegör ‘āḳil iseñ ger
Terk itse gerek seni ḳo bu milk-i ḫarābı

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey hoca, aşk kitabı pek kapalı, anlaşılması zor bir kitaptır; anlamadıysan bu senin harcın değil, bu bahsi bırak. ("Bâb" hem kitabın bölümü hem de "işi, harcı" anlamında kullanılmıştır.)

2. Saçının kıvrımının bize ettiği eziyeti perişanlığımızdan unutsak bile, bari sen bu hesabı unutma.

3. Bütün aşk ehli şarabı içtikçe, senin la‘lin gamla yine gözden akar. (Beyit iki türlü okunabilir: âşıkların içtiği kırmızı şarap, senin dudağını andıkları için gözlerinden kanlı yaş olarak geri akar; ya da dudağının la‘l rengi, gamla dökülen kanlı gözyaşlarında yeniden görünür.)

4. Gönlüm, kanunla birlikte gamın çengine ney olalı beri, göğsüm de rebap olup ona eşlik ediyor. (Gönül ney gibi inler, göğüs rebap gibi ona katılır; "çeng" hem bir saz hem de pençe demektir, gönül gamın pençesine de düşmüştür.)

5. Adlî, akıllıysan sen onu terk etmeye bak; bu harap mülk nasılsa seni terk edecektir, onu bırak.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Gazel beş beyittir ve hezec bahrinin "mef‘ûlü mefâ‘îlü mefâ‘îlü fe‘ûlün" kalıbıyla yazılmıştır. Kafiye "-âb" sesine, redif belirtme ekine (-ı) dayanır: kitâbı, bâbı, hisâbı, şarâbı, rübâbı, harâbı. Mahlas son beyitte geçer. Bayram neşrinde 136 numarayla yer alır; neşre göre divanın "Harfü'l-yâ" bölümündedir. Beş nüshanın hepsinde bulunur (OR 33a, T 42a, M1 42b-43a, M2 33b, İBB 23a). Nüsha farkları sınırlıdır: OR üçüncü beyitte "gam ile" yerine "gamı", OR ve İBB dördüncü beyitte "sîne" yerine "yine", OR aynı beyitte "rübâbı" yerine "zübâbı" okur. Bayram, divanın British Library nüshasının (OR) imlâsını incelediği 2008 tarihli makalesinde "-lık" ekinin yazılışına örnek olarak bu gazelin ikinci beytindeki "perîşânlıġumuzdan" kelimesini de verir. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.

Anlam ve Söz Sanatları

Matla bir öğretmene, "hâce"ye seslenir. Hâce, kitap ve bâb kelimeleri medrese ortamını çağrıştırır ve bir tenasüp kurar. Aşk bir kitaptır, ama "muglak", yani sözlük anlamıyla kapalı, güç anlaşılır bir kitaptır. İkinci mısradaki "bâb" kelimesi iki kez ve iki anlamda geçer: "bâbuñ degül" sözü "senin işin değil, senin harcın değil" anlamına gelir; "bu bâbı ko" ise kitabın bu bölümünü, bu konuyu bırak demektir. Okumuş adamın bilgisi aşkı çözmeye yetmez; divan şiirinde akıl ve ilim ile aşk arasındaki bilinen karşıtlık burada bir ders sahnesine dönüştürülmüştür.

İkinci beyitte "perîşân" kelimesi saçla birlikte anılınca iki anlamı birden taşır: saç dağınıktır, âşığın hâli de perişandır. Âşık, saçın ettiği eziyeti kendi dağınıklığı içinde unutabilir, ama sevgiliden bu hesabı unutmamasını ister. Beyit, hesap tutmayı sevgiliye bırakarak âşığın kendi acısını bile sayamayacak durumda olduğunu söyler.

Üçüncü beyitte "la‘l" kelimesi kilit roldedir. La‘l sözlük anlamıyla kırmızı değerli bir taştır; divan şiirinde dudak ve kırmızı şarap için de kullanılır. Şarap, dudak ve kanlı gözyaşı aynı renkte buluşur; bu yüzden beyit kesin bir tek anlama bağlanamaz. OR'un "gamı" okuyuşu da cümlenin kuruluşunu biraz değiştirir.

Dördüncü beyit bir musiki meclisi gibi kurulmuştur. Nây (ney), çeng, kānûn, rübâb ve dem-sâz (sözlük anlamıyla eşlik eden, uyumlu ses veren) kelimeleri saz adlarıyla bir tenasüp oluşturur. "Çeng" kelimesinde bir tevriye vardır: sözlük anlamıyla hem arp benzeri bir saz hem de pençe demektir, gönül hem gamın sazına eşlik eden bir ney olmuş hem de gamın pençesine düşmüştür. "Kānûn" da sözlük anlamıyla hem bir saz hem de kural, usul demektir. Ney inleyen gönlün, rebap ise inleyişe katılan göğsün karşılığıdır. OR'un "zübâb" (sözlük anlamıyla sinek) okuyuşu bu saz dizisine uymaz; neşir "rübâb"ı tercih etmiştir.

Son beyitte "terk" kelimesi iki kez geçer. Şair kendine, harap mülkü terk etmesini öğütler, çünkü o mülk nasılsa onu terk edecektir. "Milk-i harâb" sözlük anlamıyla yıkık mülk demektir; beyit bunun dünya mı yoksa aşkın yıktığı gönül mü olduğunu açıkça söylemez. Bu öğüdü kendine veren şairin geniş bir mülkün sahibi olması, beyte kendiliğinden bir ağırlık katar.

Kaynakça

  • Yavuz Bayram (hzl.), Adlî Dîvânı (Dîvân-ı Sultân Bâyezîd-i Sânî), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018, s. 174, şiir no. 136 (nüsha bilgisi aynı sayfanın dipnotunda). ekitap.ktb.gov.tr
  • Yavuz Bayram, "Sultan İkinci Bâyezîd-i Velî (Adlî) Dîvânı'nın British Library Nüshasında İmlâ Husûsiyetleri", Turkish Studies 3/6 (Güz 2008), s. 109-142 (-lık ekinin yazılışı s. 122).

Çevrimiçi kaynaklar