Özgün Metin
Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün
Her ḳaçan ruḫsārını ‘arż ide dil-ber gül gibi
Nāleye başlar görüp bī-çāreler bülbül gibi
Beñzerem dirseñ ṣaçına sen daḫı iy müşk-i Çīn
Yüz ḳarasın ḥāṣıl idersin ḳara sünbül gibi
Ḥüsnüñe öykünmege bedr olıcaḳ gökde ḳamer
Bir siyeh ḫalḳa aṣar ruḫsārına kākül gibi
Ḫışm ile ḫançer çeküp göñlüm sarāyına gelür
Çeşm-i ḫūn-rīzüñ içer her laḥẓa ḳanum mül gibi
Ḫāl-i müşgīnüñ hevāsıyle idüp terk-i diyār
Rūm'a geldi müşk-i Çīn sevdāyile fülfül gibi
Ḥüsn ilinüñ şāhısın ay ile gün leyl ü nehār
İzüñe yüzin sürer sen şehriyāruñ ḳul gibi
Luṭfını ‘Adlī'ye dā’im ol cefākāruñ göreñ
Ġoncaveş aġzın açup ider tebessüm gül gibi
Günümüz Türkçesiyle
1. Sevgili ne zaman gül gibi yanağını gösterse, çaresizler onu görüp bülbül gibi inlemeye başlar.
2. Ey Çin miski, sen de "Onun saçına benzerim" dersen, kara sümbül gibi yüz karası kazanırsın. (Misk de sümbül de kara renkleri ve kokularıyla saça benzetilir; ama saça benzediğini iddia eden utanıp yüzü kararır.)
3. Gökteki ay, güzelliğine öykünmek için dolunay olunca yüzüne kâkül gibi kara bir halka asar. (Dolunayın yüzündeki koyu lekeler, sevgilinin yanağına düşen kâküle öykünme olarak gösterilir.)
4. (Bakışın) öfkeyle hançer çekip gönlümün sarayına gelir; kan döken gözün her an kanımı şarap gibi içer.
5. Misk kokulu benine duyduğu arzuyla yurdunu bırakan Çin miski, sevda ile karabiber gibi Rûm'a geldi. ("Sevdâ" hem tutku hem de kara safra, karalık demektir; misk, ben ve karabiber hep siyahtır.)
6. Sen güzellik ülkesinin şahısın; ay ile güneş, gece ile gündüz, sen hükümdarın izine kul gibi yüzlerini sürer.
7. O cefakârın Adlî'ye her zaman gösterdiği lütfu görün: gonca gibi ağzını açıp gül gibi gülümser.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Gazel yedi beyittir ve remel bahrinin "fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "gibi" kelimesidir, kafiye "-ül" sesine dayanır: gül, bülbül, sünbül, kâkül, mül, fülfül, kul, gül. Altıncı beyitteki "kul" bu sese kalın ünlüyle uyar; matladaki "gül" kelimesi son beyitte kafiye olarak yeniden kullanılır. Mahlas son beyitte geçer. Bayram neşrinde 140 numarayla yer alır; neşre göre divanın "Harfü'l-yâ" bölümündedir. Neşrin dipnotuna göre beş nüshanın hepsinde bulunur (OR 34a, T 43a-43b, M1 44a, M2 34b, İBB 23b-24a), ama son beyit OR ve İBB'de yoktur. Neşrin girişindeki tablolar bu konuda tutarsızdır: bir tablo gazeli bütün nüshalarda ortak şiirler arasında sayarken, öteki OR'da bulunmayan şiirler arasında gösterir. Başlıca nüsha farkları şunlardır: T, M1 ve M2 ilk beyitte "bî-çâreler" yerine "bî-çâre dil" okur; İBB ikinci beyitte "müşk-i Çîn" yerine "müşg-i Hoten", OR "misk-i Hoten" der; İBB beşinci beyitte "hâl-i" (ben) yerine "hâk-i" (toprak), T, M1 ve M2 aynı beyitte "idüp" yerine "ider" okur; T altıncı beyitte "gün" yerine "ger", OR, T, M1 ve M2 "şehriyâruñ" yerine "şehriyâre" okur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.
Anlam ve Söz Sanatları
Gazelin bütününde sevgilinin güzelliği, doğadaki güzel ve değerli şeylerin üstüne çıkarılır. Matla gül ile bülbül mazmununu doğrudan kurar: sevgilinin yanağı gül, onu gören çaresiz âşıklar bülbüldür. "Gibi" redifi her beyitte yeni bir benzetme getirir ve gazel bir teşbihler zincirine dönüşür.
İkinci, üçüncü ve beşinci beyitler kara renk üzerine kurulmuştur. Misk ve sümbül saça benzetilir; ikinci beyitte Çin miskine, saça benzediğini iddia ederse sümbül gibi "yüz karası" kazanacağı söylenir. "Yüz karası" deyimi burada düz anlamıyla da çalışır, çünkü misk zaten karadır. Üçüncü beyit bir hüsn-i ta‘lîldir: ay sevgilinin güzelliğine öykünmek için dolunay olur ve yüzüne kâkül gibi kara bir halka asar. Beşinci beyitte Çin miski, sevgilinin misk kokulu beni uğruna yurdunu bırakıp karabiber gibi Rûm'a gelir. Fülfül sözlük anlamıyla karabiberdir. "Sevdâ" kelimesinde bir tevriye vardır: sözlük anlamıyla hem aşk, tutku hem de eski tıpta kara safra demektir ve karalığı çağrıştırır. Misk, hâl (ben), sevdâ ve fülfül kara renkte birleşerek bir tenasüp oluşturur. Çin ile Rûm'un karşılaştırılması, uzak doğunun değerli maddesinin sevgilinin ülkesine göç ettiğini söyler. Beyitteki "Rûm" adından şiirin yazıldığı döneme dair bir sonuç çıkarılamaz.
Dördüncü beyitte sevgilinin gözü bir saldırgan gibidir. Öfkeyle hançer çeker, gönül sarayına girer ve kanı şarap gibi içer. "Hûn-rîz" (kan döken), "kan" ve "mül" (şarap) kelimeleri arasında tenasüp vardır; kan ile şarabın renk birliği beytin dayanağıdır.
Altıncı beyit Adlî'nin şiirlerinde sık görülen ironiyi taşır. Sevgili güzellik ülkesinin şahı, "şehriyâr"dır; ay ile güneş, gece ile gündüz onun izine kul gibi yüz sürer. "Ay ile gün" ve "leyl ü nehâr" (gece ve gündüz) ifadeleri sıralı bir leff ü neşr kurar: ay geceye, güneş gündüze karşılık gelir. Gerçek bir hükümdarın kaleminden çıkan bu beyitte padişahlık sıfatı sevgiliye verilir, kulluk ise gökteki en büyük ışıklara bırakılır. Son beyitte cefakâr sevgilinin "lütfu", gonca gibi ağzını açıp gül gibi gülümsemesidir. Gonca ile gülün açılması, sevgilinin kapalı ağzından gülümsemeye geçişini anlatır; matladaki gül, gazelin sonunda gülümseyen bir yüz olarak geri döner.
Kaynakça
- Yavuz Bayram (hzl.), Adlî Dîvânı (Dîvân-ı Sultân Bâyezîd-i Sânî), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018, s. 178, şiir no. 140 (nüsha bilgisi aynı sayfanın dipnotunda; nüsha tabloları için giriş, Tablo 3 ve Tablo 4). ekitap.ktb.gov.tr






