Özgün Metin

Vezin: mef‘ūlü fā‘ilātün mef‘ūlü fā‘ilātün

Dīdāre ṭālib olan olmaz cināne muḥtāc
Cānāne iḥtiyāc it gel olma cāne muḥtāc
Ḳaşuñla kirpügüñden ḳatlüme ġamze besdür
Şemşīrzenler olmaz tīr ü kemāne muḥtāc
Ol āftābuñ itsem ḫāk-i derinde mesken
Bir ẕerre olmaz idüm ḳaṣr-ı cināne muḥtāc
Çün mā-cerā bilindi başuñdan itme taḳrīr
Ol nesne kim ‘ayāndur olmaz beyāne muḥtāc
‘Adlī nigāre ḥālüñ ‘arż it niyāz birle
Dervīş olanlar olur şāh-ı cihāne muḥtāc

Günümüz Türkçesiyle

1. Sevgilinin yüzünü görmeyi dileyen kişi cennetlere muhtaç olmaz; gel, sevgiliye muhtaç ol, cana (kendi canına, hayata) muhtaç olma.

2. Beni öldürmek için kaşına ve kirpiğine gerek yok, bakışın (gamzen) yeter; kılıç kullananlar ok ile yaya muhtaç olmaz. (Kaş yaya, kirpik oka, süzgün bakış kılıca benzetilir.)

3. O güneş yüzlü güzelin kapısının toprağını kendime yurt edinsem, ben bir zerre olarak cennet köşküne zerre kadar muhtaç olmazdım. ("Bir ẕerre" hem güneş ışığında uçuşan toz zerresi olan âşığı hem "hiç, zerre kadar" anlamını verir.)

4. Başından geçenler zaten anlaşıldığına göre onları ayrıca anlatma; apaçık olan bir şey açıklamaya muhtaç olmaz.

5. Adlî, hâlini sevgiliye yalvararak arz et; derviş olanlar cihan padişahına muhtaç olur.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir gazeldir. Vezni aruzun "mef‘ūlü fā‘ilātün mef‘ūlü fā‘ilātün" kalıbıdır; kalıp kendini tekrar ettiği için mısra ortadan iki eşit parçaya bölünür. Redif "muḥtāc", kafiye ise "cināne, cāne, kemāne, beyāne, cihāne" sözlerindeki "-āne" sesidir; "cināne" kafiyesi birinci ve üçüncü beyitte iki kez kullanılmıştır. Mahlas son beyitte geçer. Gazel Bayram neşrinde 14 numaradadır; OR, T, M1 ve M2 nüshalarında bulunur, İBB'de yoktur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazel, kimin neye muhtaç olduğu, kimin neye muhtaç olmadığı üzerine kurulmuştur. Her beyitte redif bir ihtiyaç ilişkisini tartar ve çoğunda bir şeyin gereksiz olduğunu söyler. Son beyitte ise ihtiyaç kabul edilir ve gazel bir yakarışla kapanır.

İlk beyit ses oyunlarıyla örülüdür. "Cinān" (cennetler), "cān" (can) ve "cānān" (sevgili) kelimeleri birbirine çok yakın sesler taşır; bu yakınlık beytin düşüncesini de taşır. Sevgilinin yüzünü görmek isteyen, cennete muhtaç değildir; dolayısıyla âşık cana, yani kendi hayatına bağlanmamalı, yalnız sevgiliye muhtaç olmalıdır. "Dīdār" kelimesi yüz, yüzünü görme demektir ve dinî dilde Allah'ın cemalini görmeyi de anlatır; beyit bu yüzden hem beşerî bir aşk sözü hem cennetten çok Allah'ı görmeyi dileyen sufinin sözü olarak okunabilir.

İkinci beyitte sevgilinin güzellik unsurları birer silahtır. Kaş yay, kirpik ok, gamze ise kılıçtır. Âşığı öldürmek için kaş ve kirpiğe gerek yoktur, gamze yeter; çünkü kılıç kullanan, ok ve yaya muhtaç olmaz. İlk mısrada kaş ve kirpik sırasıyla anılır, ikinci mısrada bunların karşılığı olan ok ve yay ters sırayla gelir (kirpik-ok, kaş-yay). Bir mısrada sayılan şeylerin ötekinde karşılıklarıyla anılmasına divan şiirinde leff ü neşr denir. İkinci mısra, birinci mısradaki hükmü herkesin kabul edeceği bir gerçekle destekler.

Üçüncü beyit güneş ile zerre arasındaki ilişkiye dayanır. Sevgili güneştir; âşık ise güneş ışığında uçuşan bir toz zerresi gibi onun kapısının toprağında yaşar. "Bir ẕerre olmaz idüm" ifadesi iki anlam taşır: "bir zerre olan ben muhtaç olmazdım" ve "zerre kadar muhtaç olmazdım". Kelimenin bu iki yönü tevriye oluşturur; güneş, zerre ve toprak arasında da tenasüp vardır. Sevgilinin kapısının toprağı, cennet köşkünden üstün tutulur ve ilk beytin düşüncesi yeni bir görüntüyle tekrarlanır.

Dördüncü beyit bir atasözü söyleyişine yakındır: "Ol nesne kim ‘ayāndur olmaz beyāne muḥtāc", yani apaçık olan şey açıklamaya muhtaç değildir. "‘Ayān" (açık, görünür) ile "beyān" (açıklama) kelimeleri yan yana gelir. Âşığın başından geçenler zaten bilinmektedir, anlatmaya gerek yoktur. T nüshasında "başuñdan" yerine "yaşuñdan" okunur; bu okuyuşla âşığın hikâyesi gözyaşından anlaşılır ve beyit daha somut bir görüntü kazanır. M1 ve M2 nüshalarında ise "itme" yerine "oldı" okunur ve mısra bir yasaklama yerine bir tespit olur.

Son beyitte şair kendine seslenir: hâlini sevgiliye yalvararak arz etmelidir, çünkü dervişler cihan padişahına muhtaçtır. Burada sevgili "şāh-ı cihān", âşık ise derviştir. Âşığın kendini derviş, sevgiliyi padişah olarak anması divan şiirinde yaygındır; bu beyitte ise kendini padişaha muhtaç bir derviş olarak anan şair, gerçekte bir cihan padişahıdır. Gazelin ilk beytinde ihtiyaç duyulmayan cennet, son beyitte yerini sevgiliye duyulan ihtiyaca bırakır. İlk beyitteki "olma" T nüshasında "itme", üçüncü beyitteki "derinde" M1 nüshasında "derdinde" biçimindedir.

Kaynakça

  • Yavuz Bayram (hzl.), Adlî Dîvânı (Dîvân-ı Sultân Bâyezîd-i Sânî), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018, s. 52, şiir no. 14; nüsha farkları aynı sayfanın dipnotlarında. ekitap.ktb.gov.tr