Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Ḳaşları yāyın ḳurup atduḳca müjgānı dürüst
Bir ḫaṭā itmez irer her cāna peykānı dürüst
Gerçi kim yāḳūt dirler yazdı çok meşḳ-ı mis̱āl
Yazmadı ḫaṭṭuñ gibi bir ḫaṭṭ-ı reyḥānı dürüst
Zāhidüñ yiri olursa yiridür nār-ı Ceḥīm
Küfr zülfüñ olmadı anuñçün īmānı dürüst
Çün gedādur ḳapuña geldükce iy şāh āftāb
Ḫᵛān-ı ḥüsnüñden nevāl alursa bir nānı dürüst
Va‘desine iy göñül dil-berlerüñ aldanma kim
Anlaruñ olmaz cihānda ‘ahd ü peymānı dürüst
Ol raḳīb-i seg dişin bilerdi yārüñ la‘line
Seng urup ḳomadılar aġzında dendānı dürüst
Gülşen-i naẓmuñda ‘Adlī gül koḫular dā’imā
Her nefes bülbül gibi kim oḳusa anı dürüst

Günümüz Türkçesiyle

1. O güzel kaşlarının yayını kurup kirpiklerini dosdoğru attıkça, oklarının temrenleri hiç şaşmaz, her cana tam isabetle ulaşır. (Kaş yaya, kirpik oka benzetilir.)

2. Gerçi Yâkût'un çok sayıda meşk örneği yazdığını söylerler; ama senin yanağındaki ayva tüyü gibi kusursuz bir reyhânî yazı yazamadı. (Yâkût ünlü bir hattattır, aynı zamanda kırmızı dudağı anlatan yakut taşıdır; "hat" hem yazı hem yanaktaki ince tüy, "reyhân" hem fesleğen hem bir yazı türünün adıdır.)

3. Zahidin yeri cehennem ateşi olursa yeridir; çünkü senin zülfünün küfrü yüzünden imanı düzgün olmadı. Beyit iki türlü okunabilir: "Zülfünün küfrüne inanmadığı için imanı tam olmadı" ya da "zülfünün küfrüne kapıldığı için imanı sağlam kalmadı".

4. Ey şah (sevgili), güneş senin kapına geldikçe bir dilencidir; senin güzellik sofrandan bir bağış alırsa, bu ancak bütün bir ekmek olur. (Güneşin yuvarlak ve parlak yüzü bir somuna benzetilir.)

5. Ey gönül, güzellerin vaadine aldanma; çünkü onların dünyada sözü de ahdi de sağlam olmaz.

6. O köpek tabiatlı rakip, sevgilinin lal dudağına dişini biliyordu; taş atıp ağzında sağlam diş bırakmadılar.

7. Ey Adlî, senin şiirinin gül bahçesinde, onu bülbül gibi doğru okuyan her kişi her nefeste daima gül koklar.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir yedi beyitlik bir gazeldir. Vezni aruzun remel bahrinden "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün" kalıbıdır. Redif "dürüst", kafiye ise "müjgānı, peykānı, reyḥānı, īmānı, nānı, peymānı, dendānı, anı" sözlerindeki "-ānı" sesidir. Mahlas son beyitte geçer. Gazel Bayram neşrinde 12 numaradadır; OR, T, M1 ve M2 nüshalarında bulunur, İBB'de yoktur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazelin bütün kurgusu redife dayanır. Bugün "dürüst" kelimesi daha çok ahlaki bir anlamda kullanılır; eski Türkçede ise "doğru, düzgün, sağlam, tam, eksiksiz" anlamlarına gelirdi. Adlî bu anlamların hepsini sırayla dener. İlk beyitte ok dosdoğru atılır ve hedefe tam isabet eder; ikincide yazı kusursuz yazılır; üçüncüde iman sağlam olur; dördüncüde ekmek bütün kalır; beşincide söz ve ahit sağlam tutulur; altıncıda dişler yerinde kalır; son beyitte şiir doğru okunur. Redifin her beyitte başka bir anlama bürünmesi gazele bir oyun havası verir.

İlk beyit sevgilinin bakışını okçuluk diliyle anlatır: kaş yay, kirpik ok, kirpiğin ucu da okun demir temrenidir (peykân). "Ḫaṭā" kelimesi burada hem "hata" hem okun hedefi şaşırması anlamındadır. M1 ve M2 nüshalarında "bir ḫaṭā" yerine "hīç ḫaṭā" okunur.

İkinci beyit gazelin en dikkat çekici beytidir. "Yāḳūt" kelimesi iki anlama gelir. Birincisi, 13. yüzyılda yaşamış ünlü hattat Yâkût el-Müsta‘sımî'dir (ö. 1299). Yâkût, "aklâm-ı sitte" denen altı klasik yazı türünün ölçülerini belirlemiş, özellikle muhakkak ve reyhânî yazıyı mükemmel biçimine ulaştırmıştır. İkinci anlamı kırmızı yakut taşıdır ve divan şiirinde sevgilinin dudağını anlatır. Aynı beyitteki "ḫaṭṭ" kelimesi de hem yazı hem sevgilinin yanağında beliren ince tüy (ayva tüyü) demektir; "reyḥān" ise hem fesleğen bitkisini hem reyhânî yazıyı anlatır. Böylece beyit iki düzeyde okunur: en usta hattat bile çok sayıda "meşk", yani öğrenciye örnek olarak yazılan yazı yazmış, ama sevgilinin yanağındaki tüy gibi kusursuz bir reyhânî yazamamıştır. Beyitte birden çok kelimenin iki anlamlı kullanılması tevriyenin yoğun bir örneğidir; hat, meşk, misal, yazmak ve reyhânî kelimeleri arasında da bir tenasüp vardır. Neşrin metninde "meşḳ-ı mis̱āl" yazılıdır; dipnotta ise asıl okuyuş "meşḳ u mis̱āl", "meşḳ-ı mis̱āl" de OR nüshasının farkı olarak gösterilir.

Bu beyit, şairin hat sanatıyla olan bağı düşünüldüğünde ayrıca anlam kazanır. Bayram'ın neşrindeki girişe göre II. Bayezid, Amasya'da sancakbeyiyken ünlü hattat Şeyh Hamdullah'tan hat dersleri almış, tahta çıktıktan sonra da hocasını İstanbul'a çağırıp sarayda ağırlamış ve ona tımar vermiştir. Yâkût el-Müsta‘sımî üzerine yazılan ansiklopedi maddesine göre Osmanlı hat ekolü, II. Bayezid'in hazineden çıkarıp Şeyh Hamdullah'a verdiği yedi Yâkût kıtası üzerinde yapılan uzun bir çalışmanın sonucunda doğmuştur. Gazelin ne zaman yazıldığı bilinmediği için beyti bu olaylardan birine bağlamak mümkün değildir; ama Yâkût'un adını ve yazı terimlerini bu kadar ustaca bir araya getiren şairin, hattı bizzat öğrenmiş bir hükümdar olduğu bilinmektedir.

Üçüncü beyitte zahit, yani dış görünüşe önem veren sofu, cehenneme layık görülür. "Küfr zülfüñ" ifadesinde izafet işareti yoktur ve mısra iki türlü anlaşılabilir: zahit sevgilinin kâfir zülfüne inanmadığı için aşk dininde imanı eksik kalmıştır, ya da o zülfün küfrüne kapıldığı için imanı sağlam kalmamıştır. Her iki okuyuşta da iman ile küfür, cennet umudu ile cehennem ateşi arasında bir tezat kurulur.

Dördüncü beyitte sevgili "şāh", güneş ise onun kapısında bekleyen bir dilencidir. Güneşin yuvarlak ve parlak yüzü, sevgilinin güzellik sofrasından alınmış bütün bir ekmeğe benzetilir. Şah ile gedanın karşı karşıya konması divan şiirinde sık görülür; burada gökteki en büyük ışık bile sevgilinin sadakasıyla yaşar. T nüshasında "gedādur" yerine "gedā", OR'da "ḫᵛān-ı" (sofra) yerine "ḫūn-ı" (kan), M2'de "nevāl" (bağış) yerine "ne var" okunur.

Beşinci ve altıncı beyitler sevgilinin vefasızlığını ve rakibi anlatır. Güzellerin sözü ve ahdi sağlam olmaz. Rakip ise köpeğe benzetilir; sevgilinin lal dudağına "diş bilemiştir", yani onu ele geçirmek için fırsat kollamıştır. Deyimin gerçek anlamıyla mecaz anlamı burada birlikte çalışır: dişini bileyen köpeğin ağzına taş atılır ve sağlam diş kalmaz. Köpeğe taş atmak gündelik hayattan alınmış bir görüntüdür ve rakibe duyulan öfkeyi sert bir mizahla anlatır.

Son beyit şairin kendi şiirini övdüğü bir fahriyedir. Adlî'nin şiiri bir gül bahçesidir; onu bülbül gibi doğru okuyan kişi her nefeste gül koklar. Eski Türkçede "koḫulamak" fiili "koklamak" anlamındadır. "Gülşen", "gül" ve "bülbül" arasında tenasüp vardır. Redif bu beyitte şiirin "doğru okunması" anlamına gelir; önceki beyitlerdeki çok anlamlı kelimeler düşünüldüğünde bu şart yerinde bir uyarıdır.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Yavuz Bayram (hzl.), Adlî Dîvânı (Dîvân-ı Sultân Bâyezîd-i Sânî), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018, s. 50, şiir no. 12; nüsha farkları aynı sayfanın dipnotlarında; giriş s. 7, 16 ve 26-27 (II. Bayezid ve Şeyh Hamdullah). ekitap.ktb.gov.tr

Akademik çalışmalar

Çevrimiçi kaynaklar