Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Ṭut dilüñi eyleme la‘l-i leb-i cānānı medḥ
Bendeye lāyıḳ degüldür eylemek sulṭānı medḥ
Mihr-i ‘ālem-tābı medḥ itmek düşer mi ẕerreye
Kevkebe lāyıḳ mıdur itmek meh-i tābānı medḥ
Cāna ne leẕẕet irişdügin ḫadeng-i yārdan
Yāremüñ aġzında dil olmış ider peykānı medḥ
Oḳlaruñı medḥ ider cismümde olan her ḳılum
Her çemen dildür ṣanasın kim ider bārānı medḥ
Medḥ-i ‘ālemden çü müstaġnī olupdur āftāb
‘Adliyā nice idersin ol gözi fettānı medḥ

Günümüz Türkçesiyle

1. Dilini tut, sevgilinin lal gibi kırmızı dudağını övmeye kalkma; sultanı övmek kula yakışmaz.

2. Dünyayı aydınlatan güneşi övmek zerreye düşer mi? Parlak ayı övmek yıldıza yaraşır mı?

3. Sevgilinin okundan cana öyle bir lezzet erişti ki yaramın ağzında bir dil belirdi, okun temrenini övüyor. (Yara bir ağza, yarada saplı kalan temren de o ağızdaki dile benzetilir.)

4. Bedenimdeki her kıl senin oklarını övüyor; sanki her çimen yaprağı, yağmuru öven bir dildir. (Âşığın vücuduna saplanan oklar, çimenin üstüne yağan yağmur damlalarına benzetilir.)

5. Güneş, dünyanın övgüsüne hiç ihtiyaç duymadığına göre, ey Adlî, o fitne kopartan gözü nasıl övebilirsin?

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir gazeldir. Gazel, ilk beytinin (matla) iki mısraı da kafiyeli olan, sonraki beyitlerde yalnız ikinci mısraların aynı sesle bittiği, aşkı ve güzeli konu alan kısa nazım şeklidir; son beyitte şair mahlasını anar. Burada redif "medh" (övgü), kafiye ise "-ânı" sesidir: cânânı, sultânı, tâbânı, peykânı, bârânı, fettânı. Vezin, aruzun remel bahrinden "fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün" kalıbıdır. Gazel, Yavuz Bayram'ın neşrinde divanın "hâ" harfiyle biten redifleri toplayan bölümünde yer alır ve OR, T, M1, M2 nüshalarında bulunur, İBB nüshasında yoktur. Nüshalar arasındaki tek fark, T'de dördüncü beyitteki "cismümde" (bedenimde) yerine "cismüñde" yazılmasıdır. Şiirin kime ve ne zaman yazıldığına dair bir bilgi bilinmiyor.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazelin konusu övgünün yetersizliğidir: şair, sevgiliyi övmenin kendi haddi olmadığını söyleyerek söze başlar, ama bütün şiir boyunca övmekten de geri durmaz. Redifin her beyitte "medh" olması bu çelişkiyi sürekli öne çıkarır. Matlaın ikinci mısraında sevgili "sultan", âşık ise "bende", yani kul olarak anılır. Adlî'nin şiirlerinde sık görülen bu düzen burada ayrıca dikkat çeker: "Kul sultanı övmeye layık değildir" diyen kişi, kendisi bir padişahtır. Divan şiirinin kalıbı, şiiri yazanın gerçek konumunu tersine çevirir.

İkinci beyit aynı düşünceyi gökten alınmış bir karşılaştırmayla tekrarlar. Güneş (mihr), güneş ışığında görünen toz zerresi, yıldız (kevkeb) ve ay (meh) aynı alandan seçilmiştir; bu bir tenasüptür. Küçük olanın büyüğü övmeye kalkışmasının gülünçlüğü iki ayrı örnekle anlatılır. Beşinci beyitte güneş yeniden ortaya çıkar: güneş dünyanın övgüsüne muhtaç değilse, sevgilinin gözü de Adlî'nin övgüsüne muhtaç değildir. Böylece gazelin başı ile sonu birbirine bağlanır.

Üçüncü ve dördüncü beyitler şiirin en canlı buluşlarını taşır. Divan şiirinde sevgilinin bakışları ve kirpikleri âşığa atılan oklardır. Adlî bu mazmunu bir adım öteye götürür: okun açtığı yara bir ağız, yarada kalan temren de o ağızdaki dil gibidir ve bu dil, kendisini yaralayan oku övmektedir. Dördüncü beyitte âşığın bedenindeki her kıl oku öven bir dile dönüşür; sonra bu görüntü bahçeye taşınır ve her çimen yaprağının yağmuru öven bir dil olduğu söylenir. Gerçekte birbirine benzemesi beklenmeyen şeyler arasında kurulan bu benzetmeler, âşığın acıdan bile zevk aldığını anlatır. Dil, ağız, medh kelimelerinin şiir boyunca tekrar tekrar kullanılması da yine tenasüp örneğidir.

Kaynakça

  • Yavuz Bayram (hzl.), Adlî Dîvânı (Dîvân-ı Sultân Bâyezîd-i Sânî), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018, s. 53, şiir no. 15 (nüsha farkları s. 53 dipnotu). ekitap.ktb.gov.tr