Özgün Metin
Vezin: fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün
Gözlerüm yaşı lebüñ yādına mercān oldı
Göz ile göñlüm arasında yine ḳan oldı
Şol ki ‘ār eyledi dāmān u yaḳa çākinden
Ḥāline perde girībānla dāmān oldı
Zaḫm-ı tīrüñle ki cān çıḳmaġa ‘azm itmiş idi
Ḍarb-ı tīġüñ irişüp derdüme dermān oldı
Defter-i ‘ışḳuma ḫaṭṭuñ ġamıdur ser-nāme
Nāme-i derdüme zülfüñ ḫamı ‘unvān oldı
Müteḥayyir oluban bulmadı nuṭḳa mecāl
Mest-i ‘ışḳum beni kim görd'ise ḥayrān oldı
Bir gedāyidi cihān içre gezer bī-ser ü pā
‘Adli ḳul oldı saña ‘āleme sulṭān oldı
Günümüz Türkçesiyle
1. Dudağını andıkça gözyaşlarım mercana döndü; göz ile gönlüm arasında yine kan çıktı. (Gözyaşı, sevgilinin kırmızı dudağını hatırlayınca kanlı akar ve mercan rengini alır. "Arada kan olmak" kan davası, düşmanlık demektir: göz sevgiliyi görüp gönlü yakmış, gönül de gözden kanlı yaş akıtmıştır.)
2. Eteğini ve yakasını yırtmayı kendine ar sayan kişinin hâlini yakası ile eteği örttü. (Aşkından çılgına dönen âşık yakasını, eteğini yırtar; bunu yapmayan, giysisini bütün tutarak aşkını gizlemiş olur. Beyit, aşkını saklayan âşığın hâlinin dışarıdan görünmediği biçiminde anlaşılabilir.)
3. Okunun açtığı yarayla canım çıkmaya niyet etmişken kılıcının darbesi yetişti ve derdime derman oldu. (Sevgilinin elinden ölmek, âşığın acısını sona erdiren bir çaredir.)
4. Aşkımın defterinin başlığı ayva tüylerinin derdidir; dert mektubuma da zülfünün kıvrımı unvan oldu. ("Hat" hem yazı hem de sevgilinin yüzündeki ince tüylerdir.)
5. Aşkımla sarhoş olmuş hâlimi kim gördüyse şaşırıp kaldı, hayretten konuşacak takati bulamadı.
6. Dünyada başı ayağı olmayan, başıboş dolaşan bir dilenciydi; Adlî sana kul oldu, dünyaya sultan oldu.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Gazel altı beyittir ve remel bahrinin "fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "oldı" kelimesidir, kafiye "-ân" sesine dayanır: mercân, kan, dâmân, dermân, ‘unvân, hayrân, sultân. Matladaki "kan" kafiyeye kısa ünlüyle katılır. Mahlas son beyitte geçer. Bayram neşrinde 142 numarayla, divanın yâ harfiyle biten gazelleri arasında yer alır. Neşrin dipnotuna göre OR (31b-32a), T (40b-41a), M2 (35a) ve İBB (22a-22b) nüshalarında vardır, M1'de yoktur. M2'de ikinci, beşinci ve altıncı beyitler bulunmaz; bu nüshada gazel üç beyitten ibarettir ve mahlas beyti de eksiktir. Öteki farklar şunlardır: T üçüncü beyitte "tīġüñ" yerine "tīġin", M2 "derdüme" yerine "derdine" okur; OR ve İBB beşinci beyitte "nuṭḳa" (konuşmaya) yerine "nuḳta" der. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.
Anlam ve Söz Sanatları
Gazelin konusu aşkın âşıkta bıraktığı izlerdir: kanlı gözyaşı, yırtılan ya da yırtılmayan yaka, ok ve kılıç yarası, hayretten tutulan dil. Matlada gözyaşı sevgilinin dudağını hatırlayınca mercana döner; dudak burada kırmızılığıyla mercana bağlanır, âşığın kanlı yaşı da bu renge bürünür. İkinci mısradaki "kan olmak" bir tevriye taşır. Göz ile gönül arasında hem gerçek anlamda kan akmıştır hem de kan davası çıkmıştır. Beyit, gözün sevgiliyi görüp gönlü yaktığı, gönlün de buna karşılık gözü kanlı yaşlarla ağlattığı düşüncesine dayanır.
İkinci beyit, yaka ve etek yırtma mazmununu tersinden kullanır. Mecnun gibi çılgına dönen âşık giysisini parçalar ve hâlini herkese gösterir. Bunu yapmayı ar sayan kişinin ise yakası ve eteği onun hâlini örten bir perde olur. "Dâmân", "yaka", "çâk" ve "girîbân" kelimeleri arasında tenasüp vardır; "yaka" ile "girîbân" aynı şeyi Türkçe ve Farsça olarak iki kez söyler. Üçüncü beyitte ok ile kılıç arasında bir karşıtlık kurulur. Okun açtığı yara canı yavaş yavaş çıkarırken kılıç darbesi işi bir anda bitirir. Sevgilinin elinden ölmek âşık için bir kurtuluştur ve kılıç "derde derman" olur; "dert" ile "derman" arasında tezat vardır.
Dördüncü beyit yazı ve kâtiplik dünyasından alınmıştır: defter, hat, sernâme (başlık), nâme (mektup) ve unvan bir tenasüp oluşturur. Hat sözlük anlamıyla hem yazı hem de sevgilinin yüzündeki ince tüydür; bu iki anlam beytin tevriyesini kurar. Âşığın aşk defteri sevgilinin ayva tüyleriyle, dert mektubu da kıvrık zülfüyle başlar. Beşinci beyitte âşık aşkla sarhoş bir hâldedir ve onu görenler hayretten dil tutulmasına uğrar; "müteḥayyir" ile "ḥayrân" aynı kökten gelir.
Son beyit Adlî'nin şiirlerinde sık görülen ironiyi açıkça işler. Şair, sevgiliye kul olmadan önce dünyada başı ayağı olmayan bir dilenci gibi dolaştığını söyler; sevgiliye kul olunca dünyaya sultan olmuştur. "Gedâ" ile "sultân", "kul" ile "sultân" arasında tezat vardır. Bu sözleri söyleyen gerçekte Osmanlı tahtında oturan bir hükümdardır; beyit, saltanatın kaynağını sevgiliye kulluğa bağlayarak padişahın kendi unvanını aşk diline çevirir. "Bî-ser ü pâ" (başsız ayaksız) sözü de sözlük anlamıyla hem yoksul, kimsesiz hem de başıboş, yönsüz demektir ve dilencinin hâlini iki yönden tamamlar.
Kaynakça
- Yavuz Bayram (hzl.), Adlî Dîvânı (Dîvân-ı Sultân Bâyezîd-i Sânî), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018, s. 180, şiir no. 142 (nüsha bilgisi aynı sayfanın dipnotunda). ekitap.ktb.gov.tr






