Özgün Metin

Vezin: fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün

Göreli ol ṣanemüñ ḳaşlarını yāy gözüm
Ḳıldı cevr oḳlarına sīne siper vāy gözüm
Dimedüm mi saña ben baḳma aña hāy gözüm
Gözüm eyvāy gözüm vay gözüm eyvāy gözüm
Tīr-i ġamzeñ ṣanemā gözlerüme olalı ṭūş
Gözlerüm yaş aḳıdup baḥr oluban eyledi cūş
Seyl-i eşküm dökilüp gözlerümi eyledi boş
Gözüm eyvāy gözüm vay gözüm eyvāy gözüm
Tūtiyā olmayalı gözlerüme gerd-i rehüñ
Görmedi iki gözüm pertevini mihr ü mehüñ
İy gözüm bunca belā derd ile neyki günehüñ
Gözüm eyvāy gözüm vay gözüm eyvāy gözüm
Yaşlarum sen gideli seyl olup iy cān dökilür
Dürr ü yāḳūt çıḳar la‘l ile mercān dökilür
Ġamzeler zaḫmıyile gözlerüme ḳan dökilür
Gözüm eyvāy gözüm vay gözüm eyvāy gözüm
Dā’imā cevr ḳılur ben ḳulına şāh n'idem
Şeb-i hicrinde ṭulū‘ eylemez ol māh n'idem
Gözlerüm görmez ise gün yüzini āh n'idem
Gözüm eyvāy gözüm vay gözüm eyvāy gözüm
Elüm irmez nideyin ḥasret ile yāre dirīġ
Dil düşüp zülfi ḫamıyla yürür āvāre dirīġ
Gözlerüm derdine olmaz bilürem çāre dirīġ
Gözüm eyvāy gözüm vay gözüm eyvāy gözüm
Bir perī-zāde vü meh-rū ṣanem ü tāze cüvān
İdeli gün yüzini perde-i zülfinde nihān
‘Adli'nüñ gözlerine oldı ḳarañu dü cihān
Gözüm eyvāy gözüm vay gözüm eyvāy gözüm

Günümüz Türkçesiyle

1. Gözüm, o putun kaşlarını yay olarak gördüğünden beri göğsümü cefa oklarına siper etti, vay gözüm. Ben sana "ona bakma" demedim mi, hey gözüm. Gözüm, eyvah gözüm, vay gözüm, eyvah gözüm. (Sanem sözlük anlamıyla put demektir; divan şiirinde puta tapılır gibi sevilen güzel sevgiliyi anlatır. Kavisli kaş yaya, bakışlar oka benzetilir.)

2. Ey güzel, bakışının oku gözlerime değeli beri gözlerim yaş akıtıp deniz olmuş, coşmuştur. Gözyaşı selim boşanıp gözlerimi boşalttı. Gözüm, eyvah gözüm, vay gözüm, eyvah gözüm. ("Gözlerimi boşalttı" iki türlü okunabilir: gözlerimde akacak yaş bırakmadı ya da gözlerimi görmez etti.)

3. Yolunun tozu gözlerime sürme olmayalı beri iki gözüm ne güneşin ne ayın ışığını gördü. Ey gözüm, bunca bela ve dertle cezalandırılmana yol açan suçun ne? Gözüm, eyvah gözüm, vay gözüm, eyvah gözüm. (Tûtiyâ sözlük anlamıyla göze çekilen ve göze şifa sayılan sürmedir; âşık sevgilinin ayağının bastığı yolun tozunu gözüne sürme yapmayı ister.)

4. Ey can, sen gideli gözyaşlarım sel olup dökülüyor; gözümden inci ve yakut çıkıyor, lal ile mercan dökülüyor. Bakışlarının açtığı yaradan gözlerime kan dökülüyor. Gözüm, eyvah gözüm, vay gözüm, eyvah gözüm. (Beyaz gözyaşı inciye, kanlı gözyaşı yakuta, lal taşına ve mercana benzetilir.)

5. Şah, ben kuluna her zaman cefa ediyor, ne yapayım. Ayrılık gecesinde o ay doğmuyor, ne yapayım. Gözlerim onun güneş gibi yüzünü göremezse, ah, ne yapayım. Gözüm, eyvah gözüm, vay gözüm, eyvah gözüm.

6. Elim sevgiliye erişmiyor, hasretle ne yapayım, yazık. Gönül onun zülfünün kıvrımına düşüp avare dolaşıyor, yazık. Bilirim, gözlerimin derdine çare bulunmaz, yazık. Gözüm, eyvah gözüm, vay gözüm, eyvah gözüm.

7. Peri soylu, ay yüzlü, put gibi güzel o taze genç, güneş gibi yüzünü zülfünün perdesinde gizleyeli beri Adlî'nin gözlerine iki dünya karanlık oldu. Gözüm, eyvah gözüm, vay gözüm, eyvah gözüm.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Adlî'nin divanındaki tek murabba‘dır. Murabba‘, dörder mısralık bentlerden kurulan bir musammat türüdür; bu şiir yedi bentten oluşur ve remel bahrinin "fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Her bendin ilk üç mısraı kendi arasında kafiyelidir, dördüncü mısra ise bütün bentlerde değişmeden tekrarlanan "Gözüm eyvây gözüm vay gözüm eyvây gözüm" nakaratıdır. İlk bentte nakarat da öteki mısralarla kafiyelenir (yây gözüm, vây gözüm, hây gözüm, eyvây gözüm); sonraki bentlerin kafiyeleri değişir: tûş, cûş, boş; rehüñ, mehüñ, günehüñ; "dökilür", "n'idem" ve "dirîġ" redifleriyle cân-mercân-kan, şâh-mâh-âh, yâre-âvâre-çâre; son bentte cüvân, nihân, cihân. Bentlerin sonunda aynı mısraın tekrarlandığı bu düzene TDV İslâm Ansiklopedisi'nin musammat maddesi "mütekerrir" der. Aynı maddeye göre murabba‘larda en çok bu kalıp ile "fâ‘ilâtün" kalıbı tercih edilmiş, Türk şiirinde murabba‘ yazmak XVI. yüzyılda yaygınlaşmıştır; şairin 1512'deki ölümü düşünülürse Adlî'nin murabba‘ı bu yaygınlaşmanın başında ya da öncesinde yazılmıştır. Mahlas son bentte geçer.

Bayram neşrinde 145 numarayla gazellerden sonra "Murabba‘" başlığı altında yer alır. Neşrin dipnotuna göre beş nüshanın hepsinde vardır (OR 20b-21a, T 27b-28a, M1 28a-28b, M2 22a-22b, İBB 14a-14b); Bayram'ın nüsha tanıtımlarında her nüsha için "1 murabba" sayılması da bunu doğrular. Dipnot neşirde yanlışlıkla "140" numarasıyla basılmıştır. Nüsha farkları küçüktür: T nüshasında nakaratın son kelimesi "vây"dır; ikinci bentte M1 ve M2 "yaş akıdup" yerine "yaşı akup" okur; üçüncü bentte OR'da "belâ" kelimesi yoktur; T nüshasında beşinci bendin üçüncü mısraı yerine dördüncü bendin üçüncü mısraı tekrar edilmiştir; son bentte OR, M1 ve M2 "meh-rû" (ay yüzlü) yerine "mihr ü" okur. Bayram, TEİS'teki Adlî maddesinin örnekler bölümünde bu murabba‘ı bütün bentleriyle verir. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.

Anlam ve Söz Sanatları

Şiirin bütünü göze yöneltilmiş bir sitemdir. Âşık, başına gelenlerin sorumlusu olarak kendi gözünü görür: ilk bentte "Ben sana ona bakma demedim mi" diye onu azarlar, üçüncü bentte "bunca bela ile suçun ne" diye ona acır. Göz bir yandan suçlu, bir yandan da en çok acı çeken organdır; ağlayan, kan dökülen, ışığı göremeyen de odur. Nakaratta "gözüm" kelimesinin dört kez tekrarlanması bu sitemi bir ağıt havasına sokar. Tekrir sanatının bu kadar yoğun kullanılması, musammatın şarkıya yakın yapısıyla da uyumludur.

İlk iki bent savaş imgeleriyle kurulmuştur. Kaş yaydır, bakış (gamze) oktur, göğüs ise bu oklara siper edilmiştir; yay, ok, siper ve tîr kelimeleri arasında tenasüp vardır. İkinci ve dördüncü bentlerde gözyaşı mübalağalı biçimde denize ve sele dönüşür. Dördüncü bentte inci, yakut, lal ve mercan bir arada anılır; beyaz yaşlar inciye, kanlı yaşlar kırmızı taşlara benzetilir. Üçüncü bentte sevgilinin yolunun tozunu göze sürme yapma isteği, divan şiirinin bilinen bir mazmunudur; bu toz göze sürülmeyince göz ne güneşi ne ayı görebilir.

Beşinci bentte sevgili "şah", âşık "kul" olarak anılır: "Dâ'imâ cevr kılur ben kulına şâh". Divan şiirinde sık görülen bu düzen, şiiri yazan bir padişah olunca ayrıca dikkat çeker; şahın kuluna cefa etmesinden yakınan ses, gerçekte bir şehzadenin ya da sultanın sesidir. Aynı bentte ay ve güneş imgeleri de belirir: sevgili ayrılık gecesinde doğmayan bir aydır, yüzü güneştir. Son bentte bu güneş zülfün perdesi arkasına gizlenir ve Adlî'nin gözünde iki dünya kararır. Güneş-gece, aydınlık-karanlık karşıtlığı (tezat) şiirin göz ve ışık temasını kapatır. Altıncı bentteki "dirîġ" (yazık) redifi ile beşinci bentteki "n'idem" (ne yapayım) redifi, çaresizliği tekrarlarla pekiştirir.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Yavuz Bayram (hzl.), Adlî Dîvânı (Dîvân-ı Sultân Bâyezîd-i Sânî), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018, s. 183, şiir no. 145 (nüsha bilgisi aynı sayfanın dipnotunda; nüsha tanıtımları s. 30-32). ekitap.ktb.gov.tr

Akademik çalışmalar

Kitaplar

Çevrimiçi kaynaklar