Özgün Metin

Vezin: mefā‘ilün fe‘ilātün mefā‘ilün fe‘ilün

Bu ḳaş mıdur ya ḳażā naḳş-ı bend pergārı
Ki naḳş ḳıldı yüzüñ şemsesiyle gülzārı
Cihānda yüz ṣuyını ḥāṣıl itdi içeliden
Ṣu gibi ḳanumı bir demde tīġ-i ḫūn-bārı
Elin ṭutup ayaġ altından anı almazdı
Nesīm zülfüñüñ olmasa ger hevādārı
Daḫı tezelzül-i dehr itmez idi hīç gezend
Göñül ḫarābesinüñ yār olaydı mi‘mārı
Ümīd-i dergeh-i mey-āşam olsalar rindān
Unutmayalar o dem ‘Adli-i günehkārı

Günümüz Türkçesiyle

1. Bu bir kaş mıdır, yoksa kaderin nakış çizen pergeli mi ki yüzünün şemsesiyle gül bahçesini resmetti? (Kavisli kaş pergele benzetilir; şemse, süsleme sanatında güneş biçimli yuvarlak motiftir ve burada sevgilinin güneş gibi yuvarlak yüzünü karşılar.)

2. O kan yağdıran kılıç kanımı bir anda su gibi içtiğinden beri dünyada itibar kazandı. ("Yüz suyu" itibar, şeref demektir; kılıcın suyu da çeliğinin parlaklığıdır. Kılıç âşığın kanını içerek hem parlamış hem de ün kazanmıştır.)

3. Seher yeli zülfüne hevesli olmasaydı onun elinden tutup ayak altından kaldırmazdı. (Sevgilinin uzun saçı yere değecek kadar uzundur; rüzgâr onu kaldırır. "Hevâdâr" hem âşık, hevesli hem de hava ile ilgili olanı çağrıştırır.)

4. Gönül yıkıntısının mimarı sevgili olsaydı, felek depremi ona artık hiçbir zarar veremezdi.

5. Rintler şarap içilen dergâhın kapısına umutla varırlarsa o an günahkâr Adlî'yi unutmasınlar.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Gazel beş beyittir ve müctes bahrinin "mefâ‘ilün fe‘ilâtün mefâ‘ilün fe‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Ayrı bir redif kelimesi yoktur; kafiye "-âr" sesine ve ardından gelen "-ı" ekine dayanır: pergârı, gülzârı, hûn-bârı, hevâdârı, mi‘mârı, günehkârı. Mahlas son beyitte geçer. Bayram neşrinde 144 numarayla, divanın yâ harfiyle biten gazelleri arasında yer alır; neşirde bu gazelden sonra murabba‘ ve kısa şiirler gelir. Neşrin dipnotuna göre OR (32a-32b), T (41a-41b) ve İBB (22b) nüshalarında vardır, M1 ve M2'de yoktur. Tek nüsha farkı ikinci beyittedir: İBB "bir demde" (bir anda) yerine "yudmada" (yudumlarken) okur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.

Anlam ve Söz Sanatları

Matla süsleme ve kitap sanatlarının diliyle kurulmuştur. Nakş, nakşbend (nakış işleyen), pergâr ve şemse kelimeleri bir tenasüp oluşturur. Şemse sözlük anlamıyla güneş biçimli yuvarlak süs motifidir; cilt kapaklarında ve tezhipte kullanılır. Şair sevgilinin kaşını, kaderin elindeki bir pergele benzetir ve bu pergelin yüzün yuvarlak şemsesiyle gül bahçesini çizdiğini söyler. Beytin soru biçimi, kaşı pergelden ayıramıyormuş gibi yapan bir tecâhül-i ârif örneği olarak okunabilir. Kaşın kavsi ile pergelin açısı, yüzün yuvarlaklığı ile şemsenin dairesi birbirine karşılık gelir; gül bahçesi de yanağın kırmızılığını ve tazeliğini anlatır.

İkinci beyitte "su" kelimesi üç yönden çalışır. "Yüz suyu" sözlük anlamıyla itibar, şeref demektir; "su gibi" kanın kolayca, bir yudumda içildiğini anlatır; kılıcın suyu da sözlük anlamıyla çeliğin parlaklığı, cevheridir. Kan yağdıran kılıç âşığın kanını su gibi içmiş ve bu yüzden dünyada ün kazanmıştır. Kılıcın sahibi beyitte açıkça söylenmez; gazelin bütünü sevgiliye yöneldiği için kılıç, sevgilinin kılıcı olarak anlaşılabilir.

Üçüncü beyitte seher yeli bir âşık gibi davranır. Sevgilinin uzun saçı yere değer; rüzgâr onu elinden tutup ayak altından kaldırır. Şair bunu rüzgârın zülfe olan hevesine bağlar; doğal bir olaya şiirsel bir sebep gösterildiği için bu bir hüsn-i ta‘lîldir. "Hevâdâr" sözlük anlamıyla taraftar, âşık demektir; ama "hevâ" aynı zamanda hava anlamına geldiğinden rüzgâr için seçilmiş bu kelimede bir tevriye vardır.

Dördüncü beyitte gönül bir yıkıntıya, dünyanın sarsıntıları bir depreme benzetilir. Yıkıntının mimarı sevgili olsaydı deprem ona zarar veremezdi. "Tezelzül", "harâbe" ve "mi‘mâr" kelimeleri arasında tenasüp vardır. Gezend sözlük anlamıyla zarar, ziyan demektir. Son beyit rintler, şarap ve meyhane dergâhı çevresinde dolaşan alışılmış bir dua ile biter: şarap içilen kapıya umutla varan rintler günahkâr Adlî'yi unutmamalıdır. "Dergâh" sözlük anlamıyla hem kapı, eşik hem de tekke demektir; burada şarap içilen yerin kapısına verilmiştir. Şairin kendini "günahkâr" diye anması, öteki gazellerde rastlanan "şeh" sıfatının yerine alçakgönüllü bir kimliği koyar.

Kaynakça

  • Yavuz Bayram (hzl.), Adlî Dîvânı (Dîvân-ı Sultân Bâyezîd-i Sânî), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018, s. 182, şiir no. 144 (nüsha bilgisi aynı sayfanın dipnotunda). ekitap.ktb.gov.tr