Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Eyledi müşgīn ṣaçın ḳaṣduma ol ṣayyād bend
Ḥalḳa ḥalḳa ḳıldı gūyā ṣayd içün pīçān kemend
Öykünürmiş leblerüñe sükker iñen ṭatludur
Nāz ile güftāre gelseñ telḫ olur bāzār-ı ḳand
Benüm ile dōst olsañ cān virür ġamdan ‘adū
Nūş-ḫand itseñ baña eyler raḳībüñ zehr-ḫand
Zāhidā zühdüñ görüp rind olana ṭa‘n itme kim
Levḥa ṭarḥın böyle çekmiş ūstād-ı naḳş-bend
Saña ḳul olmaḳ benüm ḥaddüm degüldür dōstum
Sen şeh-i milk-i kerem ‘Adlī bir oñmaduḳ levend

Günümüz Türkçesiyle

1. O avcı, beni avlamak için misk kokulu saçını bir bağ yaptı; sanki av için halka halka, kıvrım kıvrım bir kement kurdu.

2. Şeker senin dudaklarına öykünürmüş, bu yüzden pek tatlıdır; sen nazla söze başlasan kand şekerinin pazarı acılaşır (şekerin değeri düşer).

3. Benimle dost olsan düşman gamdan can verir; bana tatlı tatlı gülümsesen rakibin zehir gibi acı acı güler.

4. Ey zahit, kendi zühdüne bakıp rinde dil uzatma; çünkü levhanın taslağını usta nakkaş böyle çizmiştir. (Herkesin yazgısı ezelde, büyük nakkaş olan Allah tarafından böyle çizilmiştir.)

5. Sana kul olmak benim haddim değil, dostum; sen kerem ülkesinin şahısın, Adlî ise hayırsız bir levent. (Levent burada kayıtsız, başıboş yaşayan delikanlı anlamındadır; "onmaduk" iflah olmamış demektir.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Beş beyitlik bir gazeldir. Redifi yoktur; kafiye, "-end" ve "-and" sesleriyle kurulur: bend, kemend, kand, zehr-hand, nakş-bend, levend. Eski yazıda bu kelimelerin sonu aynı harflerle yazıldığı için "kand" ve "hand" da "bend" ile kafiyeli sayılır. Vezin remel bahrinin "fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün" kalıbıdır. Gazel neşirde "dal" harfiyle biten kafiyelerin bölümündedir; OR, T, M1 ve M2 nüshalarında bulunur, İBB'de yoktur. Nüsha farkları küçüktür: T'de üçüncü beyitte "gamdan" yerine "gamda", dördüncü beyitte "görüp" yerine "turup"; OR'da üçüncü beyitte "zehr-hand" yerine "zehr-kand" yazılıdır. Gazelin kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.

Anlam ve Söz Sanatları

İlk beyit av sahnesiyle açılır. Sevgili "sayyâd", yani avcıdır; saçları bağ (bend) ve kement olur, âşık da avdır. Sayyâd, sayd (av), bend ve kemend kelimelerinin bir arada kullanılması tenasüp sanatıdır. Saçın "halka halka" oluşu, kıvırcık zülfü kementin halkalarına benzetir. "Müşgîn" (misk kokulu) sıfatı da saçın koyu rengini ve kokusunu birlikte anlatır.

İkinci ve üçüncü beyitlerde tatlı ile acı arasındaki tezat öne çıkar. Şekerin tatlılığına şairane bir sebep bulunur: şeker sevgilinin dudağını taklit ettiği için tatlıdır. Gerçek sebebin yerine böyle bir sebep gösterilmesi hüsn-i ta‘lîl sanatıdır. Sevgili konuşmaya başlayınca da şekerin pazarı "acılaşır"; kand şekeri onun sözlerinin tatlılığı yanında değerini kaybeder. Üçüncü beyitte "nûş-hand" (tatlı gülüş) ile "zehr-hand" (zehirli, acı gülüş) karşı karşıya konur; sevgilinin âşığa gülümsemesi rakibi zehir gibi bir acıyla güldürür.

Dördüncü beyit divan şiirinde sık görülen zahit ile rint çatışmasını işler. Zahit dış görünüşte dindar, kurallara bağlı kişidir; rint ise dünyaya ve şekle aldırmayan, gönlünü aşka vermiş kişidir. Şair zahide, rindi kınamamasını söyler, çünkü herkesin yazgısı ezelde "üstâd-ı nakş-bend", yani usta nakkaş tarafından çizilmiştir. Levha, nakış ve nakkaş kelimeleri yine birbirini tamamlar.

Gazelin en çarpıcı yeri son beyittir. Adlî kendisini "oñmaduk levend", yani iflah olmamış, başıboş bir delikanlı olarak anar ve sevgiliye kul olmayı bile kendi haddini aşan bir şey sayar; sevgili ise "şeh-i milk-i kerem", cömertlik ülkesinin şahıdır. Divan şiirinde âşığın kendini küçültmesi alışılmış bir tavırdır, ama bu sözleri yazanın bir padişah olması beyte ayrı bir ağırlık katar. Şah ile kul arasındaki bu ters çevrilmiş ilişki Adlî'nin gazellerinde sık görülür.

Kaynakça

  • Yavuz Bayram (hzl.), Adlî Dîvânı (Dîvân-ı Sultân Bâyezîd-i Sânî), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018, s. 56, şiir no. 18 (nüsha farkları s. 56 dipnotu). ekitap.ktb.gov.tr