Özgün Metin
Vezin: mef‘ūlü mefā‘īlü mefā‘īlü fe‘ūlün
Her dilde ki dāġ-ı ġam-ı ‘ışḳuñ es̱eri var
Āh itse n'ola derd ile yanmış cigeri var
Ḳaşına gözi ġamz ider iy dil ḥaẕer it kim
Ol egriye bu fitnenüñ egri ḫaberi var
Sen mehde tamām olduġına āyet-i ḥüsnüñ
Ḥuccet ḫaṭuñı göster aña kim naẓarı var
Tā ṣubḥa degin yummasa göz ṭañ mı kevākib
Āhumla felek yana diyüben ḥaẕeri var
Feryādına nālān oluban idemedi ney
Bilinde niçe gerçi ki ġayret kemeri var
İy dil ḥaẕer it dām-ı ser-i zülfine düşme
Çoḳ başlu durur kim bile ne fitneleri var
Hicrinde göñül oldı yüzi nūrına nevmīd
Ġam gicesinüñ ṣanma ki āḫir seḥeri var
‘Adlī'ye teraḥḥum demidür eyleseñ iy dōst
Cān geldi lebe şimdi żarūrī seferi var
Günümüz Türkçesiyle
1. Hangi gönülde senin aşkının gamından kalmış bir yara izi varsa, o gönül ah etse şaşılır mı? Dertle yanmış bir ciğeri vardır.
2. Gözü kaşına göz kırpıp işaret ediyor; ey gönül, sakın. O eğri kaşın bu fitneden eğri bir haberi var. (Kaş ile göz âşığa karşı birlikte bir düzen kuruyor demektir. T, M1 ve M2'deki "uğrı" okuyuşunda: o eğrinin bu fitneden gizlice, hırsızca haberi var.)
3. Güzelliğinin ayetinin ayda tamamlandığına (yüzünün dolunay gibi kemale erdiğine), bakmasını bilen kişiye delil olarak yüzündeki ayva tüylerini göster. (Hat hem "yazı" hem "ayva tüyü" demektir; yazıyla delil gösterilir. "Mehd" "beşik" anlamına da geldiği için beyit "güzelliğinin ayeti daha beşikteyken tamamdı" diye de okunabilir.)
4. Yıldızlar sabaha kadar göz yummasa şaşılır mı? "Feleği âhıyla yakar" diye korkuları var.
5. Ney onun feryadına inleyerek eşlik etti ama ona yetişemedi; gerçi belinde nice gayret kuşağı var. (Neyin gövdesindeki boğumlar, bele bağlanmış kuşaklara benzetilir.)
6. Ey gönül, sakın, zülfünün ucundaki tuzağa düşme; o zülf çok başlıdır, kim bilir ne fitneleri var.
7. Ayrılığında gönül, yüzünün nurundan ümidini kesti; gam gecesinin sonunda bir sabahı olduğunu sanma.
8. Ey dost, Adlî'ye acımanın tam zamanıdır; canı dudağına geldi, artık kaçınılmaz bir yolculuğu var. (Can dudağa gelmek, ölmek üzere olmak demektir.)
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Neşirde sekiz beyitle yer alan bir gazeldir. Redif "var", kafiye "-eri" sesidir: eseri, cigeri, haberi, nazarı, hazeri, kemeri, fitneleri, seheri, seferi. Vezin, hezec bahrinin "mef‘ûlü mefâ‘îlü mefâ‘îlü fe‘ûlün" kalıbıdır. Gazel OR, T, M1 ve M2 nüshalarında bulunur, İBB'de yoktur; ama nüshalarda aynı uzunlukta değildir. Yavuz Bayram'ın dipnotlarına göre M1 ve M2'de yalnız ilk dört beyit vardır. T'de beşinci beyit yoktur, altıncı beyit de yedinci sıradadır. Sekiz beyitlik biçim yalnız OR nüshasında görülür, beşinci beyit de yalnız bu nüshada bulunur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.
İlk dört beyitte de nüsha farkları vardır. T'de ilk mısrada "dilde ki" yerine "dilde"; T, M1 ve M2'de ikinci beyitte "egri" yerine "uğrı" (hırsız) yazılıdır. Üçüncü beyitte farklar daha fazladır: T'de "sen mehde" yerine "hüsnüñde", "hüsnüñ" yerine "hûbı"; M1 ve M2'de "sen mehde" yerine "yüzüñde", "âyet-i" yerine "âyeti" geçer. Bu farklar, beytin anlamının nüshalara göre değiştiğini gösterir.
Anlam ve Söz Sanatları
Gazelin ana konusu aşk acısı ve sevgilinin güzelliğinden doğan tehlikedir. İkinci ve altıncı beyitlerde şair gönlüne iki kez "ey dil, hazer it", yani "ey gönül, sakın" diye seslenir. İkinci beyitte göz ile kaş birbiriyle anlaşmış iki hilekâr gibidir: göz kaşa işaret eder, eğri kaş da bu fitneden haberdardır. "Egri" kelimesinin aynı mısrada hem kaşın biçimini hem haberin doğru olmayışını anlatacak biçimde iki kez kullanılması dikkat çekicidir. Altıncı beyitte zülf "çok başlu"dur; saçın çok sayıda ucu, birçok fitne çıkarabilen bir varlığa dönüşür ve dâm (tuzak) ile birlikte avcı sevgili mazmununu tamamlar.
Üçüncü beyit dinî terimlerle kurulmuştur. Âyet, hüccet (delil) ve hat (yazı) kelimeleri, güzelliğin kitaptaki bir ayet gibi okunması fikrini taşır. "Hat" kelimesi hem yazı hem yüzdeki ayva tüyü anlamına geldiği için tevriye vardır: sevgili, güzelliğinin tamamlandığını, delil olarak "hattını" göstererek ispat eder. Beyit, metinde "mehde" kelimesinin "ayda" ya da "beşikte" diye okunabilmesi ve nüsha farkları yüzünden kesin bir anlama bağlanamaz.
Dördüncü beyitte hüsn-i ta‘lîl vardır: yıldızların bütün gece gözlerini kırpmadan parlaması, âşığın âhının göğü yakmasından korkmalarına bağlanır. Beşinci beyitte ney, âşığın feryadına eşlik etmeye çalışan bir yardımcıdır; neyin gövdesindeki boğumlar, belde bağlanmış "gayret kemeri" olarak düşünülür. Yedinci beyitte gece ile seher, karanlık ile yüzün nuru karşı karşıya konur ve âşık, gam gecesinin bir sabahı olmadığını söyler. Son beyitte "cân lebe geldi" deyimi ölümün yaklaştığını anlatır; "zarûrî sefer" de kaçınılmaz ölüm yolculuğudur. Adlî bu son anda dosttan merhamet bekler.
Kaynakça
- Yavuz Bayram (hzl.), Adlî Dîvânı (Dîvân-ı Sultân Bâyezîd-i Sânî), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018, s. 58, şiir no. 20 (nüsha farkları ve beyitlerin nüshalardaki dağılımı s. 58 dipnotlarında). ekitap.ktb.gov.tr






