Özgün Metin
Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün
Şol gedā kim dil-berini kendüye ġam-ḫᵛār ider
Yeg durur ol şāhdan kim yāri andan ‘ār ider
Her ne deñlü yolına ṣaçdum gözüm gevherlerin
Mā’il olmaz ṣanasın cān naḳdini iş‘ār ider
Çeşm-i zaḫmı baġrumı çāk eyledi ol kāfirüñ
Bir Müselmān yoḳ mı ‘ālemde baña tīmār ider
Zülfüñüñ zünnārına bil baġlamaz īmānı yoḳ
Zāhid anuñçün günāhın bilüp istiġfār ider
Şeş-der-i hicrāna düşdi Ka‘beteyn-i cān u dil
Nerd-i ġamze ol maḳāmı pīşe-i bīzār ider
Ẓulmet-i hicrüñde bilmez ‘adl ü ẓulmin ‘ālemüñ
Ol ḳadar kim ‘Adli'yi zülfüñ ġamı efkār ider
Günümüz Türkçesiyle
1. Sevgilisini kendine dert ortağı edinmiş bir dilenci, sevgilisi kendisinden utanan bir şahtan daha iyidir.
2. Yoluna gözümün incilerini (gözyaşlarımı) ne kadar saçtıysam da sevgili bana yönelmiyor; sanki karşılık olarak can parası istediğini bildiriyor.
3. O kâfirin gözünün açtığı yara bağrımı yırttı; dünyada bu yarayı sarıp bana bakacak bir Müslüman yok mu?
4. Zülfünün zünnarına bel bağlamayanın imanı yoktur; zahit de bu yüzden günahını bilip tövbe ediyor. (Zünnar, Hristiyan papazların beline bağladıkları ipten kuşaktır ve divan şiirinde sevgilinin saçına benzetilir.)
5. Can ile gönül, iki zar gibi ayrılığın şeşderine düştü; gamzenin oynadığı tavla o yeri bıkıp usanmışların işi hâline getiriyor. (Ka‘beteyn hem "iki zar" hem "iki Kâbe" anlamını çağrıştırır; şeşder, tavlada çıkış yolu kapanmış altı kapıdır. İkinci mısra nüshalarda çok farklı yazılmıştır ve anlamı kesin değildir.)
6. Senin ayrılığının karanlığında dünyanın adaletini zulmünden ayıramaz olur; zülfünün gamı Adlî'yi o kadar düşüncelere boğuyor.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Altı beyitlik bir gazeldir. Redif "ider" (eder), kafiye "-âr" sesidir: gam-hâr, ‘âr, iş‘âr, tîmâr, istiğfâr, bîzâr, efkâr. Vezin remel bahrinin "fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün" kalıbıdır. Gazel OR, T, M1 ve M2 nüshalarında bulunur, İBB'de yoktur. Nüshalardaki durumu karışıktır: Yavuz Bayram'ın dipnotlarına göre ilk dört beyit M1 ve M2'de yoktur; beşinci ve altıncı beyitler ise M2'de "kıt‘alar" başlığı altında yer alır. Gazelin altı beyitlik bütün biçimi OR ve T nüshalarına dayanır. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.
Beşinci beytin ikinci mısraı nüshalarda belirgin biçimde farklıdır. Neşirdeki metin "Nerd-i gamze ol makâmı pîşe-i bîzâr ider"dir; M1 ve T'de "Nerd-i gamda ol makâm-ı pîşe-bîni zâr ider", M2'de "Nerd-i gamda ol harâmî pîşe-bîni zâr ider" diye geçer. Bu son okuyuşlarda tavla, gamzenin yerine gamın tavlasıdır. Öteki farklar küçüktür: T'de ikinci beyitte "sanasın" yerine "gûyiyâ", altıncı beyitte "zulmin" yerine "zulmüñ"; M1'de son beyitte "efkâr" yerine "inkâr" yazılıdır.
Anlam ve Söz Sanatları
Matla, şah ile dilenci arasındaki karşıtlık üzerine kuruludur. Sevgilisinin dert ortağı olduğu bir dilenci, sevgilisi kendisinden utanan bir şahtan daha iyidir. Adlî'nin şiirlerinde sık görülen şah ve kul ilişkisi burada bir hüküm cümlesi hâline gelir: aşkta değeri belirleyen, sevgilinin yakınlığıdır. Bunu söyleyenin kendisi bir padişah olduğu için beyit ayrı bir anlam kazanır.
Üçüncü ve dördüncü beyitlerde din ile küfür arasındaki tezat işlenir. Sevgili "kâfir"dir, çünkü âşığa acımaz; âşık da kendisini sarıp tedavi edecek bir "Müselmân" arar. Bu beyitteki "tîmâr" kelimesi yaraya bakıp sarmak demektir; aynı kelime Osmanlı düzeninde sipahiye verilen dirliğin de adıdır. Dördüncü beyitte zünnar, yani papazların kuşağı, sevgilinin saçına benzetilir. Şair bilinen düzeni tersine çevirir: sevgilinin zünnarına bağlanmayanın imanı yoktur, bu yüzden zahit bile günahını anlayıp tövbe eder. "Bel bağlamak" deyimi hem kuşağı bele bağlamayı hem de bir şeye güvenmeyi anlatır.
Beşinci beyitte tavla (nerd) terimleri kullanılır. "Ka‘beteyn" iki zarı anlatır ve aynı zamanda "iki Kâbe" anlamını çağrıştırır; can ile gönül, âşığın kıblesi olan iki kutsal yerdir. "Şeş-der" tavlada çıkış yolu kapanmış altı kapıdır; can ile gönül ayrılığın şeşderine sıkışmıştır. Nerd, ka‘b ve şeş-der kelimeleri tenasüp oluşturur. İkinci mısraın anlamı nüsha farkları yüzünden kesinleşmez.
Son beyitte mahlasın anlamı söz oyununa katılır. "‘Adl ü zulm", yani adalet ile zulüm, "‘Adlî" mahlasıyla aynı beyitte yan yana gelir. Latîfî, Bayezid'in adalet konusunda Kisrâ gibi olduğu için "‘Adlî" mahlasını aldığını yazar. Beyitte ise ayrılığın karanlığına düşen âşık, adaleti zulümden ayıramaz hâle gelmiştir; adalet adını taşıyan şair, sevgilinin zülfünün gamıyla bu ayrımı yitirmiştir. "Zulmet" (karanlık) ile "zulm" (haksızlık) kelimelerinin aynı kökten gelmesi ve zülfün karanlığı da beytin iç bağlarını güçlendirir.
Kaynakça
- Yavuz Bayram (hzl.), Adlî Dîvânı (Dîvân-ı Sultân Bâyezîd-i Sânî), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018, s. 59, şiir no. 21 (nüsha farkları s. 59 dipnotlarında); giriş s. 11, dipnot 46 (Latîfî'nin "‘Adlî" mahlasına dair açıklaması). ekitap.ktb.gov.tr






