Özgün Metin

Vezin: mefā‘īlün mefā‘īlün mefā‘īlün mefā‘īlün

Senüñ zencīr-i zülfüñden dil-i dīvāne bend ister
Uṣandı hicr ile cāndan aṣılmaġa kemend ister
N'ola meyl eylese ḫaṭṭuñ ġıdā-yı la‘l-i nābuña
Çü ṭūṭī ḳande olursa ġıdā yirine ḳand ister
Mey-i la‘lin içüp vā‘iẓ ḫumār-ı çeşm-i yār olduḳ
Aña di va‘ẓ u tefsīri ki senden nuṣḥ u pend ister
Cihānuñ ‘izzet ü cāhını terk itdi levend-i dil
Çü cümle şimdi dil-berler yaḳasuz bir levend ister
Lebüñ dārü'ş-şifāsından umar dil derdine dermān
Ṭabīb-i ḫaste-dillersin devāsın derdmend ister
Göñül künc-i ḳanā‘atde otur giy ḫırḳa-i ḥüzni
Çü ol şeh ḳulların dā’im faḳīr ü müstemend ister
Ḫayāl-i sīm-ber itmeñ aña beñzer senüñ ‘Adlī
Gedā ḫāk üzre yaturken gümişden taḫta-bend ister

Günümüz Türkçesiyle

1. Deli gönül senin zülfünün zincirinden bir bağ ister; ayrılıktan candan usandı, kendini asmak için bir kement ister. (Eskiden deliler zincire vurulurdu; zülfün zincir, gönlün deli olması bu yüzdendir.)

2. Yüzündeki ayva tüyleri, lal gibi dudağını kendine gıda edinmeye yönelse buna şaşılır mı? Papağan nerede olursa olsun yiyecek olarak şeker ister. (Yeşilimsi ayva tüyleri papağana, dudak şekere benzetilir; tüyler dudağın kenarına doğru iner.)

3. Ey vaiz, yârin dudağının kırmızı şarabını içip onun gözünün mahmurluğuna tutulduk; vaazını ve tefsirini, senden öğüt ve nasihat isteyene söyle.

4. Gönül, o levent, dünyanın şerefini ve makamını bıraktı; çünkü artık bütün güzeller yakasız bir levent ister. (Yakasız, süse ve bağa aldırmayan kişiyi anlatıyor görünür; M1 ve M2'de "bütün güzeller" yerine "ay yüzlüler" denir.)

5. Gönül, derdine çareyi dudağının şifahanesinden umar; sen gönlü hastaların hekimisin, dertli olan da devasını senden ister.

6. Ey gönül, kanaat köşesine otur, hüzün hırkasını giy; çünkü o şah kullarını daima yoksul ve muhtaç ister.

7. Ey Adlî, gümüş tenli sevgiliyi hayal etmen şuna benzer: Dilenci toprağın üstünde yatarken gümüşten bir tahtabent (tahta döşeme) ister.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Bu gazelin aidiyeti tartışmalıdır. Yavuz Bayram'ın neşrinde dört nüshaya (OR, T, M1, M2) dayanarak Adlî'nin şiiri olarak yer alır; ancak Latîfî tezkiresinde matla beyti, II. Bayezid'in babası Fatih Sultan Mehmed'in (Avnî) maddesinde onun şiiri olarak, "Velehu" (yine onundur) başlığıyla verilir. Muhammed Nur Doğan'ın hazırladığı Avnî Divanı'nda bu matla bulunmamaktadır.

Gazel yedi beyittir. Redif "ister", kafiye "-end/-and" sesidir: bend, kemend, kand, pend, levend, derdmend, müstemend, tahta-bend. Vezin, aruzun hezec bahrinden "mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün" kalıbıdır. Neşirde "râ" harfiyle biten redifler bölümünde yer alır; İBB nüshasında yoktur. Nüsha farkları birkaç yerde anlamı etkiler: OR'da ikinci beyitte "gıdâ-yı" yerine "‘izârı" (yanağı); T, M1 ve M2'de üçüncü beyitte "humâr-ı" (mahmurluğu) yerine "harâb-ı" (harabı, perişanı); M1 ve M2'de dördüncü beyitte "dil-berler" yerine "meh-rûlar" yazılıdır. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.

Anlam ve Söz Sanatları

Matla, divan şiirinin en bilinen mazmunlarından birine dayanır. Sevgilinin uzun, kıvrım kıvrım zülfü zincire benzetilir; âşığın gönlü de "dîvâne", yani delidir. Eskiden delilerin zincire vurulması, bu iki görüntüyü birbirine bağlar: deli gönül, kendisini bağlayacak zinciri sevgilinin zülfünde arar. İkinci mısrada zincir kemende dönüşür; ayrılıktan bıkan âşık, aynı zülfü kendini asacağı ip olarak düşünür. Zincir, bend ve kemend tenasüp oluşturur.

İkinci beyitte sevgilinin yüzündeki ince tüyler (hat), rengi yüzünden papağana, dudak da şekere benzetilir; papağanın şeker sevmesi beytin dayanağıdır. Üçüncü ve dördüncü beyitler, vaiz ile âşık arasındaki bilinen çatışmayı işler. Vaiz öğüt verir, âşık ise yârin dudağının şarabıyla sarhoştur ve öğüdünü, kendisinden öğüt isteyene saklamasını söyler. Dördüncü beyitte gönül dünyanın şan ve makamını bırakmış bir levent olarak görülür. Beşinci beyitte sevgili bir hekimdir, dudağı da şifahane (dârü'ş-şifâ); dert, derman, deva, tabip ve derdmend kelimeleri aynı alandan seçilmiştir.

Altıncı beyitte Adlî'nin şiirlerinde sık rastlanan şah ve kul ilişkisi görülür. Sevgili "o şah"tır ve kullarını hep yoksul ve muhtaç görmek ister; gönül de buna uyarak kanaat köşesine çekilir, hüzün hırkasını giyer. Hırka ve kanaat köşesi derviş hayatından alınmış sözlerdir. Son beyitte, gümüş tenli (sîm-ber) sevgiliyi hayal etmek, toprakta yatan bir dilencinin gümüşten döşek istemesine benzetilir. "Sîm" ve "gümiş" aynı şeyi iki dilde söyler; dilenci ile toprak, gümüş ile tahtabent de birbirine karşılık gelir. Beyit, âşığın kendi ulaşamazlığını açıkça kabul ettiği bir teşbih-i temsîl, yani bir durumu başka bir durumla anlatan benzetmedir.

Tarihî Bağlam

Latîfî, Fatih Sultan Mehmed maddesinde onun şiire meylettiğini, Avnî mahlasıyla zaman zaman müfred ve gazel söylediğini anlatır ve "bu iki matla onun şiirlerindendir" diyerek iki matla aktarır. İkincisi bu gazelin matlaıdır; yalnız Latîfî'nin metninde ikinci mısra "Usandı hicr ile" yerine "Usandı derd ile" diye geçer. Bu tanıklık, matlaın Fatih'e de isnat edildiğini gösterir. Öte yandan bu gazel, Bayram'ın Adlî Divanı'nı kurarken kullandığı beş nüshadan dördünde Adlî'nin şiiri olarak yer alır, Doğan'ın Avnî Divanı neşrinde ise bulunmaz. Kaynaklar böyle ikiye ayrıldığı için matlaın gerçekte hangi padişaha ait olduğu kesin olarak söylenemez; neşir onu Adlî'nin divanında tutmuştur.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Yavuz Bayram (hzl.), Adlî Dîvânı (Dîvân-ı Sultân Bâyezîd-i Sânî), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018, s. 57, şiir no. 19 (nüsha farkları s. 57 dipnotu). ekitap.ktb.gov.tr
  • Latîfî, Tezkiretü'ş-Şuarâ ve Tabsıratü'n-Nuzamâ, hzl. Rıdvan Canım, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018 (e-kitap), s. 99 (Fatih Sultan Mehmed maddesi). ekitap.ktb.gov.tr
  • Muhammed Nur Doğan (hzl.), Avnî (Fatih) Dîvânı, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., Kültür Eserleri 425 (e-kitap). ekitap.ktb.gov.tr