Özgün Metin

Vezin: mefā‘ilün fe‘ilātün mefā‘ilün fe‘ilün

Ḳaçan ki göklere aġar bu āh-ı āteş-bār
Olur cihān gözüme ḳara zülfi gibi tār
Ḫadeng-i ġamzesi baġrumda başlar çıḳarup
Yaşumı ḳana boyadı benüm o lāle-‘iẕār
Şerār-ı āhum ile ra‘d u berḳe od bıraġup
Ḫacīl durur gözümüñ yaġmurından ebr-i bahār
Gözüm yaşını ṣular gördi kendüden gitdi
İşitdi nālemi zārılıġ eyledi kühsār
Gözüñ yaşıyle kenār ola mı senüñ ‘Adlī
Ziyāde ser-keş olupdur o serv-i ḫoş-reftār

Günümüz Türkçesiyle

1. Ateş yağdıran bu âh göklere ne zaman yükselse, dünya gözümde onun kara zülfü gibi kararır.

2. Bakışının oku bağrımda baş verip uçlarını dışarı çıkardı; o lale yanaklı sevgili gözyaşımı kana boyadı. (Bağırda sivrilen okların başları, topraktan baş veren laleleri, kanlı gözyaşı da lalenin kırmızısını hatırlatır.)

3. Âhımın kıvılcımlarıyla gök gürültüsüne ve şimşeğe ateş düşmüş; bahar bulutu, gözümden yağan yağmur karşısında utanıp kalmıştır.

4. Sular gözyaşımı görünce kendinden geçti; dağlar iniltimi duyunca ağlayıp inledi.

5. Ey Adlî, gözyaşınla senin yanına (kucağına) gelir mi? O güzel yürüyüşlü servi pek başına buyruk oldu. (Selvi su kıyısında biter; âşığın gözyaşı ırmak gibi aksa da bu selvi kıyıya gelmez. "Kenâr" hem kıyı hem kucak demektir. T nüshasındaki "güzâr" okuyuşuyla: gözyaşının yanından geçer mi?)

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Beş beyitlik kısa bir gazeldir. Müctess bahrinin "mefâ‘ilün fe‘ilâtün mefâ‘ilün fe‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redifi yoktur; kafiye "-âr" sesidir: bâr, târ, izâr, bahâr, kühsâr, reftâr. Gazel OR, T, M1 ve M2 nüshalarında vardır, İBB'de yoktur. Neşrin dipnotunda tek bir nüsha farkı gösterilir: son beyitte T'de "kenâr" yerine "güzâr" (geçit, geçiş) yazılıdır. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazelin konusu âşığın âhı ile gözyaşıdır; şair bu ikisini tabiatın büyük olaylarıyla yarıştırır. Mübalağa (abartma) bütün şiirin ana sanatıdır. İlk beyitte ateşli âh göğe yükselince dünya kararır; bu karanlık, sevgilinin kara zülfüne benzetilir ve âşığın acısı ile sevgilinin güzelliği tek bir imgede birleşir. "Âh-ı âteş-bâr" (ateş yağdıran âh) sözü, birinci beyitten üçüncü beyte kadar süren ateş ve yağmur karşıtlığının ilk halkasıdır.

İkinci beyitte sevgilinin bakışı (gamze) bir oktur. "Başlar çıkarup" ifadesi okların bağırdan uçlarını dışarı vermesini anlatır, ama aynı söz bir bitkinin topraktan baş vermesi için de kullanılır. Mısranın sonundaki "lâle-izâr" (lale yanaklı) bu ikinci anlamı destekler: bağırdan çıkan kanlı ok uçları birer lale gibidir, kanlı gözyaşı da lale rengindedir. Tenasüp burada okla yara, lale ile kan arasında kurulmuştur.

Üçüncü ve dördüncü beyitlerde abartma doruğa ulaşır. Âhın kıvılcımları gök gürültüsünü ve şimşeği tutuşturur, gözyaşı yağmuru karşısında bahar bulutu utanır. Ardından sular gözyaşını görünce kendinden geçer, dağlar inlemeyi duyunca ağlar. Bu beyitlerde hüsn-i ta‘lîl vardır: suların akıp gitmesi "kendinden geçme", dağlarda yankılanan seslerin ağlayış olarak açıklanır. "Kendüden gitmek" deyimi hem bayılmak hem de suyun akıp uzaklaşması anlamına çekilebildiği için beyte bir tevriye de katılır.

Mahlas beyti gazeli selvi imgesiyle bağlar. Eski şiirde selvi ırmak kıyısında biter; âşığın gözyaşı da bir ırmak gibidir. Şair kendine sorar: bu gözyaşıyla o selvi kıyına, yani kucağına gelir mi? "Kenâr" kelimesinin hem kıyı hem kucak anlamına gelmesi tevriyeyi kurar. Cevap ikinci mısradadır: o güzel yürüyüşlü servi fazlasıyla "ser-keş" olmuştur. Bu kelime hem başına buyruk, dikbaşlı anlamına gelir hem de başını yukarı kaldıran, uzun boylu selviye yakışır. Gazel böylece ateşten ve yağmurdan sonra umutsuz bir soruyla biter.

Kaynakça

  • Yavuz Bayram (hzl.), Adlî Dîvânı (Dîvân-ı Sultân Bâyezîd-i Sânî), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018, s. 61, şiir no. 23 (nüsha farkı s. 61 dipnotunda). ekitap.ktb.gov.tr