Özgün Metin
Vezin: fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün
Gözi derdiyle dil-i zārumı bīmār eyler
Ṣaçı fikriyle cihānı gözüme tār eyler
İrmese būy-ı vefā zülf ü ruḫuñdan cāna
Ne gül eyler anı ne nāfe-i Tātār eyler
Ṭāli‘üm kör baña zülfüñ yüzüñi göstermez
Kim ider anı ki bir baḫt-ı siyehkār eyler
‘Işḳ dellāli göñül şehrine seyr itdükçe
Ġam metā‘ına hemān cānı ḫarīdār eyler
‘Adli göz yaşın aḳıdup yine ṭolāb gibi
Gülsitān-ı ser-i kūyuñ ṭolanup zār eyler
Günümüz Türkçesiyle
1. Onun gözünün derdi inleyen gönlümü hasta eder; saçının düşüncesi dünyayı gözümde karartır. (Sevgilinin gözü eski şiirde baygın ve "hasta" bakışlıdır; bu hastalık âşığa geçer.)
2. Zülfünden ve yanağından cana vefa kokusu ulaşmasa, o kokuyu ne gül verebilir ne de Tatar ülkesinin misk kesesi. (Yanak güle, zülf miske karşılık gelir.)
3. Talihim kör; zülfün bana yüzünü göstermiyor. Kara işli bir bahtın yaptığını başka kim yapar? (Yüzü örten kara zülf, âşığın kara bahtı gibi davranır. M1 ve M2'deki "bu" okuyuşuyla zülf doğrudan "bu kara baht" olur.)
4. Aşk tellalı gönül şehrinde dolaştıkça, canı hemen gam malının alıcısı yapar.
5. Adlî yine dolap gibi gözyaşı akıtıp senin sokağının başındaki gül bahçesini dolaşarak inler. (Su dolabı dönerken su döker ve gıcırdar; âşık da sevgilinin sokağı çevresinde döner, ağlar ve inler.)
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Beş beyitlik bir gazeldir. Remel bahrinin "fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "eyler", kafiye "-âr" sesidir: bîmâr, târ, Tâtâr, siyehkâr, harîdâr, zâr. Gazel OR, T, M1 ve M2 nüshalarında bulunur, İBB'de yoktur. Neşrin dipnotlarında iki fark vardır: üçüncü beyitte M1 ve M2 "bir" yerine "bu" okur; ikinci beyit için verilen "ruhından] ruhuñdan M1" notunda ise dipnottaki kelime ile metindeki "ruhuñdan" birbirini tutmaz, bu yüzden farkın hangi yönde olduğu neşirden kesin anlaşılmaz. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.
Anlam ve Söz Sanatları
Gazelin imgeleri sevgilinin göz, saç, yanak ve zülfü çevresinde toplanır; ama asıl konu bu güzelliğin âşığa verdiği zarardır. Matla‘ iki paralel mısradan kurulur: göz gönlü hasta eder, saç dünyayı karartır. Eski şiirde sevgilinin gözü baygın bakışlı olduğu için "bîmâr" (hasta) diye anılır; burada gözün hastalığı âşığın gönlüne geçmiş gibidir. Karanlık saç ile kararan dünya arasındaki bağ da aynı sistemin parçasıdır.
İkinci beyitte leff ü neşr vardır: birinci mısradaki "zülf ü ruh" (zülf ve yanak), ikinci mısrada "gül" ile "nâfe-i Tâtâr" (Tatar misk kesesi) olarak karşılık bulur. Yanak gül, zülf misk kokusudur; ama şaire göre ikisi de sevgilinin kendisinden gelmeyen bir vefa kokusunu veremez. Vefa kokusu sözü, sevgilide bulunmayan sadakate ince bir gönderme taşır.
Üçüncü beyit kara zülf ile kara baht arasında bir benzerlik kurar. Zülf yüzü örtüp âşıktan sakladığı için, onun yaptığı iş kara talihin işidir. "Kör talih" ve "siyehkâr baht" (kara işli baht) deyimleri, gören gözün ve görülmeyen yüzün oyununu tamamlar. M1 ve M2 nüshalarındaki "bu baht-ı siyehkâr" okuyuşu bu benzetmeyi daha açık hâle getirir: zülfün kendisi bir kara bahttır.
Dördüncü beyit bir çarşı sahnesidir. Aşk bir tellal (dellâl) gibi gönül şehrinde dolaşır ve canı "gam metâ‘ı"nın, yani gam malının alıcısı yapar. Tellal, mal ve alıcı kelimeleri arasında tenasüp vardır; aşkın acısı alınıp satılan bir mal gibi düşünülmüştür.
Mahlas beytinde "tolâb" (su dolabı) ile "tolanup" (dolaşıp) kelimeleri arasında ses benzerliğine dayanan bir cinas vardır. Su dolabı dönerken su döker ve inler gibi ses çıkarır; Adlî de sevgilinin sokağı çevresinde dönerken gözyaşı döker ve inler. Su dolabı imgesi divanda Gazel 107'nin ilk mısraında da geçer. Sokağın başının "gülistan" diye anılması, ikinci beyitteki gülün ve kokunun gazelin sonunda yeniden çağrılmasıdır.
Kaynakça
- Yavuz Bayram (hzl.), Adlî Dîvânı (Dîvân-ı Sultân Bâyezîd-i Sânî), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018, s. 62, şiir no. 24 (nüsha farkları s. 62 dipnotlarında; Gazel 107 için aynı neşir). ekitap.ktb.gov.tr






