Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Var iken tende benüm rūḥ-ı revānumdan es̱er
Ḥamdülillāh bir daḫı ḳıldum cemālüñe naẓar
Ḫākümüñ her ẕerresi raḳṣ ura yārüñ mihrile
Ger ide zülfi nesīmi ḳabrüm üstine güẕer
Öykünürse zülfüñe sünbül siyeh rūlıḳ idüp
Beñzerem dirse lebüñe kellelik eyler şeker
Seyr iderken ḥüsn ilin çeşminden iy dil ki ṣaḳın
Eylemek lāzım durur çünkim ḥarāmīden ḥaẕer
Āteş-i āhum yaḳar her gice şem‘i ṣubḥa dek
Bülbüli nālān ider feryād u āhum her seḥer
Eyledüm dilde ḫayāl-i çeşmüñe baġrum kebāb
Dōstum ma‘ẕūr ola ḫayrü'ṭ-ṭa‘ām-ı mā-ḥażar
Gözlerinden ‘Adli-i dil-ḫastenüñ şevḳ-i lebüñ
Dāġ-ı ḥasretle döker yaş yirine ḫūn-ı ciger

Günümüz Türkçesiyle

1. Bedenimde akıp giden canımdan henüz bir iz varken, Allah'a hamdolsun, güzelliğine bir kez daha baktım.

2. Sevgilinin zülfünden esen rüzgâr mezarımın üstünden geçecek olsa, toprağımın her zerresi yârin sevgisiyle (güneşiyle) dans eder. (Mihr hem "sevgi" hem "güneş" demektir; güneş ışığında oynaşan toz zerreleri düşünülmüştür.)

3. Sümbül zülfüne özenip onu taklit ederse kendini kara yüzlü (rezil) eder; şeker "dudağına benziyorum" derse kafa tutmuş, haddini aşmış olur. (Sümbülün koyu rengi "siyeh-rû" sözüne, kalıp şekere verilen "kelle" adı da "kellelik" sözüne bağlanır.)

4. Ey gönül, güzellik ülkesinde gezinirken onun gözünden sakın; çünkü yol kesen haramiden sakınmak gerekir.

5. Âhımın ateşi her gece sabaha kadar mumu yakar; feryadım ve âhım her seher vakti bülbülü inletir.

6. Gözünün hayaliyle gönlümde ciğerimi kebap ettim; dostum, beni mazur gör, yemeğin hayırlısı hazır olanıdır. (Âşık, hayal olarak gelen misafire elinde ne varsa onu, yani yanmış ciğerini ikram eder.)

7. Gönlü hasta Adlî'nin gözlerinden, dudağına duyduğu özlem, hasret yarasıyla, gözyaşı yerine ciğer kanı döker.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Yedi beyitlik bir gazeldir. Remel bahrinin "fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redifi yoktur; kafiye "-er/-ar" sesleri üzerine kurulur: eser, nazar, güzer, şeker, hazer, seher, hazar, ciger. Gazel OR, T, M1 ve M2 nüshalarında bulunur, İBB'de yoktur. Yavuz Bayram'ın dipnotlarında yalnız üçüncü beyitte iki fark gösterilir: M1'de "rûlık" yerine "revnak" (parlaklık, gösteriş), M1 ve M2'de "idüp" yerine "ider" yazılıdır. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazel, ölüme yaklaşmış bir âşığın sevgiliyi son bir kez görmesinin şükrüyle açılır. İlk beyitteki "hamdülillâh" sözü bu şükrü düz bir dua diliyle verir ve gazelin geri kalanındaki ölüm, mezar ve yanmış ciğer imgelerine zemin hazırlar. İkinci beyitte âşık artık mezardadır; ama zülfün rüzgârı üstünden geçecek olsa toprağının zerreleri dans edecektir. "Zerre" ile "mihr" arasında tenasüp vardır: güneş ışığında dönüp duran toz zerreleri, eski şiirde güneşe âşık zerreler olarak düşünülür. "Mihr" kelimesinin hem güneş hem sevgi anlamına gelmesi beyte bir tevriye katar.

Üçüncü beyit iki teşbihi tersinden kurar. Sümbül zülfe, şeker dudağa benzetilmek isteseler de bu benzerlik onları ancak gülünç eder; sevgilinin güzelliği karşılaştırma kabul etmez. Burada iki kelime oyunu dikkat çeker. "Siyeh-rû", hem kara renkli hem de yüzü kara, rezil anlamına gelir ve sümbülün koyu rengine uygun düşer. "Kellelik" ise kafa tutma, haddini bilmeme demektir, ama kalıp hâlindeki şekere "kelle" denmesi sözü şekerle bağlar.

Dördüncü beyitte güzellik bir ülke, sevgilinin gözü bu ülkede yol kesen bir haramidir; gönül bu yolda gezgin olarak uyarılır. Beşinci beyitte âşığın âhı mumu, feryadı bülbülü etkiler: mum gece boyu yanar, bülbül seherde öter. Âşık, kendi acısını bu iki geleneksel âşık figürünün davranışına sebep olarak gösterir; bu bir hüsn-i ta‘lîldir. Altıncı beyit gazelin en dikkat çekici yeridir. İkinci mısradaki "hayrü't-ta‘âmı mâ hazar", "yemeğin hayırlısı hazır olanıdır" anlamındaki Arapça bir sözdür. Âşık, hayal olarak gelen sevgili gözünü misafir eder ve ona ciğer kebabı sunar; özür dileyerek söylenen bu söz, ev sahibinin mütevazı ikramını anlatır. Böylece aşk acısının en bilinen imgesi olan "bağrı kebap olmak" bir sofra sahnesine çevrilmiştir. Mahlas beytinde ise gözyaşının yerini ciğer kanı alır; "dâğ-ı hasret" (hasret yarası) ve "hûn-ı ciger" (ciğer kanı) gazelin baştan beri süren yanık ciğer imgesini kapatır.

Kaynakça

  • Yavuz Bayram (hzl.), Adlî Dîvânı (Dîvân-ı Sultân Bâyezîd-i Sânî), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018, s. 60, şiir no. 22 (nüsha farkları s. 60 dipnotunda). ekitap.ktb.gov.tr