Özgün Metin

Vezin: fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün

Dürc-i la‘lüñi senüñ ḥoḳḳa-i cān eylediler
Ḫaste dillere devā anda nihān eylediler
İy ḳamer-çehre melek-ṣūret-i insānda seni
Ḥüsn-i taṣvīr idüben rūḥ-ı revān eylediler
Ḥüsn ile Yūsuf eger old'ise sulṭān-ı Mıṣr
Bu güzellikle seni şāh-ı cihān eylediler
Her leṭāfet ki ezel ḳısmet idi ḫūblara
Cümlesin cem‘ idüben sende ‘ayān eylediler
Her ne ḳaṣd itdiyise ‘āşıḳa ḫışm ile gözüñ
Ġamze-i tīġi çeküp anı hemān eylediler
Ḥasret-i la‘lüñ içün gözlerümüñ ḳanlu yaşı
Dökilüp yiryüzini ṭopṭolı ḳan eylediler
Zülfüñi şem‘-i ruḫuñ üzre görenler didiler
‘Adli'nüñ dūd-ı dilin aña duḫān eylediler

Günümüz Türkçesiyle

1. Senin yakut dudağının mücevher kutusunu canın ilaç kutusu yaptılar; hasta gönüllerin dermanını onun içine gizlediler. (Dudak ve küçük ağız, içinde ilaç ya da merhem saklanan küçük bir kutuya benzetilir.)

2. Ey ay yüzlü, insan kılığındaki melek görünüşlü sevgili, seni güzelce resmedip akıp giden bir can yaptılar. (Resim cansızdır; sevgili ise resmedilmiş ama canlanmış bir güzelliktir. Bu "yapanlar" beyitte adı söylenmeyen yaratıcı kudret ya da kaderdir.)

3. Yusuf güzelliği sayesinde Mısır sultanı olduysa, seni de bu güzellikle bütün dünyanın padişahı yaptılar.

4. Ezelde güzellere pay olarak verilmiş ne kadar incelik ve zarafet varsa, hepsini bir araya toplayıp sende açıkça gösterdiler.

5. Gözün öfkeyle âşığa ne yapmaya niyet ettiyse, bakışın kılıcını çekip onu hemen yerine getirdiler.

6. Yakut dudağının hasretiyle gözlerimden akan kanlı yaşlar dökülüp yeryüzünü baştan başa kan ettiler. (T nüshasında "gözlerinin" okunur.)

7. Zülfünü yanağının mumu üzerinde görenler dediler ki: Adlî'nin gönlünden yükselen dumanı ona (o muma) is yaptılar. (Yanak yanan bir mum, üstüne düşen kara zülf de mumun dumanıdır; bu duman aslında âşığın yanan gönlünden çıkmaktadır.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Yedi beyitlik bir gazeldir. Remel bahrinin "fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "eylediler", kafiye "-ân" sesidir: cân, nihân, revân, cihân, ayân, hemân, kan, duhân. Gazel yalnız iki nüshada bulunur: OR ve T. İBB, M1 ve M2'de yoktur. Yavuz Bayram'ın dipnotlarına göre üçüncü beyit OR nüshasında yoktur, yani yedi beyitlik biçim T'ye dayanır; altıncı beyitte de T "gözlerümüñ" yerine "gözlerinüñ" okur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazel sevgilinin güzelliğini bir yaratılış hikâyesi gibi anlatır. Redifteki "eylediler" (yaptılar) fiilinin öznesi hiçbir beyitte söylenmez; sevgiliyi yaratan, ona güzellik bağışlayan kudret ya da kader bu belirsiz "onlar"la anılır. Bu söyleyiş, sevgilinin güzelliğini kendi elinde olmayan, ezelden verilmiş bir pay olarak gösterir. Dördüncü beyitteki "ezel kısmeti" sözü bu düşünceyi açıkça dile getirir: güzellere ezelde dağıtılmış bütün incelikler sevgilide toplanmıştır.

İlk beyitte dudak bir "dürc" (mücevher kutusu) ve "hokka"dır. Hokka küçük bir kutudur; içinde merhem ve ilaç da saklanır. Bu yüzden yakut dudak hem kırmızılığı ve değeriyle bir mücevher kutusu, hem de hasta gönüllere şifa saklayan bir ilaç kutusudur. Dürc, la‘l (yakut), hokka, deva (ilaç) ve haste (hasta) kelimeleri arasında tenasüp vardır. İkinci beyitte sevgili "melek suretli" ve "ay yüzlü"dür; onu "güzelce resmedip" can verdiklerini söylemek, resim sanatıyla yaratılış arasında bir bağ kurar.

Üçüncü beyit telmihe dayanır: güzelliğiyle Mısır'da yüksek mevkie çıkan Yusuf peygamberin hikâyesi. Yusuf güzelliğiyle Mısır'ın sultanı olduysa, sevgili bu güzellikle bütün dünyanın padişahı yapılmıştır. Bu beytin bir padişahın kaleminden çıkması dikkate değer: "şâh-ı cihân" unvanı şiirde şairin kendisine değil, sevgiliye verilmiştir. Bu beyit OR nüshasında yoktur.

Beşinci beyitte göz ile gamze (yan bakış) ayrı iki varlık gibi düşünülür: göz öfkeyle âşığa bir şey yapmayı niyet eder, gamze kılıcını çekip bunu hemen yerine getirir. Altıncı beyitte mübalağa vardır: âşığın kanlı gözyaşları yeryüzünü kana boğar. Mahlas beytinde yanak bir mum, üzerine düşen kara zülf de mumun dumanıdır. Şair bu dumanın, yanan gönlünden yükselen duman olduğunu söyler; "dûd" ile "duhân" (ikisi de duman) aynı anlamı taşıyan iki kelime olarak bir arada kullanılmıştır. Böylece sevgilinin güzelliğinin bir parçası, âşığın acısından doğmuş sayılır; bu bir hüsn-i ta‘lîldir.

Kaynakça

  • Yavuz Bayram (hzl.), Adlî Dîvânı (Dîvân-ı Sultân Bâyezîd-i Sânî), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018, s. 63, şiir no. 25 (nüsha farkları s. 63 dipnotlarında). ekitap.ktb.gov.tr