Özgün Metin
Vezin: mefā‘ilün fe‘ilātün mefā‘ilün fe‘ilün
Cüvānları seveliden bu pīr-i bī-tedbīr
Beni esirgeyüp aġlar eger cüvān ger pīr
Anuñ selāsil-i zülfine olalı şeydā
Ne bend żabṭ idebilür beni ne ḫod zencīr
Bugün ki naḳd ayaġuña cān nis̱ār iderem
Ḳabūl eyle hey āfet ki öldürür te’ḫīr
Bu şevḳ ile dilerem kīşüñe olam ḳurbān
Ki āhu-yı dile şīrāne urasın bir tīr
Benüm ḳuṣūrumı bulduñ vefāda anuñçün
Sen itmedüñ hele cevr eylemekde hīc taḳṣīr
Cinānda yürür idüm vāḳı‘amda dimişsin
Düşüñse ḫayr ola ṣūfī ki ‘aksidür ta‘bīr
Muḥaḳḳaḳ oldı ki ‘Adlī ḫaṭı ġamın yazmış
Ḳara yüzüñ gibi alnuñda kātib-i taḳdīr
Günümüz Türkçesiyle
1. Bu çaresiz ihtiyar (yani ben) gençleri sevmeye başladığından beri, genç de olsa yaşlı da olsa herkes bana acıyıp ağlıyor. (M1 ve M2'de "seveliden" yerine "söyileden", yani gençlerle konuşmaya başlayalı okunur.)
2. Onun zülfünün zincirlerine tutulup çıldırdığımdan beri ne bağ beni zapt edebilir ne de zincir. (Eskiden deliler zincire vurulurdu; zülfün zincirine tutulan âşığı ise hiçbir zincir tutamaz.)
3. Bugün nakit olarak canımı ayağına saçıyorum; ey belâ güzel, kabul et, çünkü geciktirmek öldürür.
4. Bu istekle senin okluğuna kurban olmak dilerim; gönlümün ceylanına aslanca bir ok atasın diye. (Kîş kelimesi burada okluk anlamında anlaşılmıştır; T nüshasındaki "işüñe" okuyuşuyla: senin işine kurban olayım.)
5. Vefa konusunda benim kusurumu buldun; bu yüzden olsa gerek, sen de eziyet etmekte hiç kusur etmedin.
6. Rüyamda cennette yürüyordum demişsin; ey sofu, rüyan hayır olsun, ama rüyanın yorumu tersidir. (Şair, rüyanın yorumunun tersine çıkacağını söyler; buna göre sofunun cennet rüyası da tersine yorulur.)
7. Kader kâtibinin, kara yüzün gibi alnına Adlî'nin hat gamını yazdığı kesinleşti. (Beyit iki türlü okunabilir: "Adlî" bir seslenme ise, kader kâtibi Adlî'nin alnına sevgilinin ayva tüyünden doğan gamı kapkara yazmıştır. Sevgiliye seslenme olarak okunursa, ayva tüyü bitip yüzü kararan sevgilinin alnına Adlî'nin gamı yazılmıştır. M1 ve M2'de "yüzüñ" yerine "yüzü" okunur.)
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Yedi beyitlik bir gazeldir. Müctess bahrinin "mefâ‘ilün fe‘ilâtün mefâ‘ilün fe‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redifi yoktur; kafiye "-îr" sesidir: tedbîr, pîr, zencîr, te'hîr, tîr, taksîr, ta‘bîr, takdîr. Gazel OR, T, M1 ve M2 nüshalarında bulunur, İBB'de yoktur. Neşrin dipnotlarında altı fark gösterilir; bunların en önemlileri birinci beyitteki "söyileden" (M1, M2), beşinci beyitteki "huzûrumı" (OR) ve son beyitteki "yüzü" (M1, M2) okuyuşlarıdır. Dördüncü beyit için dipnotta "k'işüge] işüge T" yazılıdır; dipnottaki kelime metindeki "kîşüñe" biçimiyle birebir tutmaz. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.
Anlam ve Söz Sanatları
Gazel, gençlere gönül vermiş yaşlı bir âşığın ağzından açılır. Birinci beyitte "cüvân" (genç) ile "pîr" (yaşlı) arasındaki tezat iki kez kurulur: önce sevilenler genç, seven yaşlıdır; sonra âşığa acıyanlar arasında hem genç hem yaşlı vardır. Kafiyedeki "pîr" kelimesinin aynı beytin içinde iki ayrı yerde geçmesi beyte bir tekrar ahengi verir. "Bî-tedbîr" (çaresiz) sıfatı, aklın ve tedbirin aşk karşısında işe yaramadığını anlatır. Gazelin şairin gerçek yaşıyla bir ilgisi olup olmadığı bilinmiyor; kaynaklarda bu konuda bir bilgi yoktur.
İkinci beyitte zülf bir zincirdir. Divaneler eskiden zincire vurulduğu için, zülfün zincirine tutulup "şeydâ" (çılgın) olan âşığı artık hiçbir bağ ve zincir tutamaz; tutabilecek tek zincir zülfün kendisidir. Üçüncü ve dördüncü beyitlerde âşık canını kurban olarak sunar. Can, ayağa saçılan bir "nakit"tir; sevgili "âfet", yani güzelliğiyle belâ getiren biridir. "Öldürür te'hîr" (gecikme öldürür) sözü hem bir öğüt gibi söylenir hem de âşığın sabırsızlığını gösterir. Dördüncü beyitte âşığın gönlü bir ceylan, sevgili de aslan gibi ok atan bir avcıdır; "âhû" (ceylan), "şîr" (aslan), "tîr" (ok) ve okluk anlamındaki "kîş" arasında bir av tenasübü vardır.
Beşinci beyitte "kusûr" ile "taksîr" aynı kökten gelir; bu iştikak sanatıdır. Âşık, kendi vefasında bir kusur bulunduğunu kabul eder gibi görünür, ama ardından sevgilinin eziyette hiç kusur etmediğini söyleyerek iğneli bir karşılık verir. Altıncı beyit gazelin havasını değiştirir ve sofuya seslenir. Sofu rüyasında cennette yürüdüğünü anlatmıştır; şair ona "hayır olsun" der, ama ekler: rüyanın yorumu tersidir. Divan şiirinde sık görülen zâhit ve sofu eleştirisi burada bir rüya tabiriyle yapılmıştır. Rüya ve tabir konusu divanda Gazel 137'nin matlaında da geçer; orada gönül uykuda cennetteki yerini görür ve bunu sevgilinin sokağında oturmak diye yorumlar.
Mahlas beyti "alın yazısı" deyimine dayanır. Kader kâtibi (kâtib-i takdîr) alna bir yazı yazmıştır ve bu yazı "hat gamı"dır. "Hat" kelimesi hem yazı hem de sevgilinin yüzündeki ayva tüyü demektir; bu tevriye beyti kurar. Yazının "kara yüz gibi" kara olması, hem mürekkebin rengine hem de "yüzü kara" deyimindeki utanca gönderme yapar. Beytin kime seslendiği kesin değildir. "Adlî" bir seslenme olarak okunursa şair kendi alnına yazılmış gamı anlatır; sevgiliye seslenme olarak okunursa, ayva tüyü bitince güzelliği kararan sevgilinin alnına Adlî'nin gamı yazılmış olur. M1 ve M2'deki "yüzü" okuyuşu da bu iki anlamdan birini kesinleştirmez.
Kaynakça
- Yavuz Bayram (hzl.), Adlî Dîvânı (Dîvân-ı Sultân Bâyezîd-i Sânî), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018, s. 65, şiir no. 27 (nüsha farkları s. 65 dipnotlarında; Gazel 137 için aynı neşir, s. 175). ekitap.ktb.gov.tr






