Özgün Metin
Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün
Göñlümi dīvāne ḳılan zülf-i pür-sevdāsıdur
Cānumı pervāne iden şem‘-i bezm-ārāsıdur
Ḳabrüm üzre serv diküñ şem‘ yaḳuñ dōstlar
Çün beni ḫāk eyleyen şevḳ-ı ruḫ u bālāsıdur
Gül yüziyle ẕevḳ u şādīnüñ birin on eyleyen
Gülsitān-ı ḥüsn içinde ḳāmet-i ra‘nāsıdur
Zīnet olmaz gülsitān içinde gül açılmasa
Kūyına revnaḳ viren yārüñ ruḫ-ı zībāsıdur
Tāze ‘āşıḳ tāze dīvāne mes̱el meşhūrdur
Gitdi Ferhād ile Mecnūn ‘ışḳumuñ ġavġāsıdur
‘Adliyā ḥükmüñ anuñçün nāfiẕ oldı ‘āleme
Yazılan ‘unvānda yārüñ ḳaşı ṭuġrāsıdur
Günümüz Türkçesiyle
1. Gönlümü divane eden, onun sevda dolu zülfüdür; canımı pervane eden, meclisi süsleyen mumudur (mum gibi parlayan yüzüdür).
2. Dostlar, kabrimin üstüne bir servi dikin, bir mum yakın; çünkü beni toprak eden, onun yanağına ve boyuna duyduğum özlemdir. (Servi boyu, mum yanağı anar.)
3. Gül yüzüyle zevkin ve sevincin birini on eden, güzellik gül bahçesindeki o endamlı boyudur.
4. Gül bahçesinde gül açılmasa bahçenin süsü olmaz; sevgilinin mahallesine parlaklık veren de onun güzel yanağıdır.
5. "Yeni âşık, yeni divane" sözü bilinen bir meseldir. Ferhad da Mecnun da gitti; şimdi ortadaki kavga benim aşkımın kavgasıdır.
6. Ey Adlî, senin hükmünün bütün dünyada geçmesi bundandır: Yazılan (fermanın) başlığındaki tuğra, sevgilinin kaşıdır.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Gazel altı beyittir ve remel bahrinin "fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "-sıdur" ekidir (onun …sıdır), kafiye ise "-â" sesidir: sevdâ, ârâ, bâlâ, ra‘nâ, zîbâ, gavgâ, tugrâ. Neşirde OR, T, M1 ve M2 nüshalarına dayanır. İBB nüshası bu gazelin yalnız son beytiyle başlar, yani bu nüshada gazelin önceki kısmı eksiktir. Nüsha farkları matlada ve maktadadır: OR'da "bezm-ârâ" (meclisi süsleyen) yerine "bezm-âsâ"; maktada "hükmün" yerine OR'da "gelmeñ", İBB'de "kilemüñ" okunur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.
Anlam ve Söz Sanatları
Matla iki bilinen mazmunu yan yana koyar. Zülüf gönlü divane eder; "sevdâ" kelimesi sözlük anlamıyla hem tutkulu aşkı hem de karalığı, kara safrayı anlatır, siyah zülfe yakıştırılması bu yüzdendir. İkinci mısrada sevgilinin yüzü meclisi aydınlatan bir mumdur, âşığın canı da onun çevresinde dönüp yanan pervane. İkinci beyitte âşık kendi mezarını düşünür ve dostlarından mezarına servi dikip mum yakmalarını ister. Servi sevgilinin boyunu, mum yanağını hatırlatır; beytin ikinci mısraında aynı ikili ters sırayla, önce yanak sonra boy olarak gelir. Bir mısrada sayılan kelimelerin öbür mısrada karşılıklarının verilmesine leff ü neşr denir; burada sıra değiştiği için düzensiz (gayr-i müretteb) türdendir.
Üçüncü ve dördüncü beyitler gül bahçesi çevresinde kurulur. Sevgilinin gül yüzü sevinci on katına çıkarır, endamlı boyu da güzellik bahçesinin süsüdür. "Ra‘nâ" kelimesi sözlük anlamıyla "endamlı, güzel" demektir; aynı ad, yine sözlüklere göre, iki renkli bir gül türünün de adıdır, bu yüzden gül bahçesi içinde iki anlama birden açılır. Dördüncü beyit bir benzetmeyle ilerler: gül açmayan bahçe süssüz kalır, sevgilinin mahallesini parlatan da onun yanağıdır. Beşinci beyitte şair "tâze âşık, tâze dîvâne" meselini anar ve aşk hikâyelerinin bilinen iki kahramanını, Şirin'e âşık Ferhad'ı ve Leylâ'ya âşık Mecnun'u geride kalmış sayar. Artık dillerde dolaşan aşk kavgası onun aşkıdır.
Makta, Adlî'nin kul ile şah arasındaki ilişkiyi tersine çevirdiği beyitlerden biridir ve burada ironi gerçekten metnin içindedir. Şair kendine seslenerek hükmünün dünyaya geçmesinin sebebini söyler: yazılan unvanın başındaki tuğra sevgilinin kaşıdır. Tuğra, padişahın fermanların başına çekilen imzası; "unvan" da sözlük anlamıyla bir yazının başlığı, fermanın baş kısmıdır. Kavisli kaş ile kıvrımlı tuğra arasında biçim benzerliği kurulmuştur. Fermanları gerçekten tuğrasıyla yürüyen bir hükümdarın, hükmünün gücünü sevgilinin kaşına bağlaması, padişahlığı aşkın emrine veren bir nüktedir. Divanda şairin padişah kimliğine işaret eden kırktan fazla beyit bulunduğunu söyleyen Bayram, bu beyitlerin dökümünü e-kitapta basılmamış bir bölüme bırakmıştır; maktaın o listede olup olmadığı bu yüzden bilinmiyor.
Kaynakça
- Yavuz Bayram (hzl.), Adlî Dîvânı (Dîvân-ı Sultân Bâyezîd-i Sânî), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018, s. 68, şiir no. 30 (nüsha farkları s. 68 dipnotu); padişah kimliğine işaret eden beyitler için giriş, s. 13. ekitap.ktb.gov.tr






