Özgün Metin
Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün
Sür‘at itme iy ecel cismümde ġam cāndur henüz
Ġamzeler zaḫmı göñül derdine dermāndur henüz
Bir dem eglen iy felek göñlüm sarāyın yıḳma kim
Ol perī-peyker ḫayāli anda mihmāndur henüz
Tīġ-i ġamzeñden ḳaçar çeşmüñle ceng itmez kişi
Gerçi dāġ-ı fürḳatüñ sīnemde ḳalḳandur henüz
Tīrüñüñ peykānıdur cismümde her mū iy ṣanem
Var ḳıyās it kim ne deñlü tende peykāndur henüz
Ḳanını peykānlaruñ yaşum dile irdükçe yur
Gel naẓar ḳıl yaşumuñ rengine kim ḳandur henüz
Bu sebebden dūd-ı āhumla gelür būy-ı kebāb
Āteş-i ġamla ciger cismümde biryāndur henüz
Dūr olaldan ol sanemden merdüm-i çeşmüñ senüñ
Ḳara geymiş mātem içre ‘Adli giryāndur henüz
Günümüz Türkçesiyle
1. Ey ölüm, acele etme; bedenimde can yerine hâlâ gam var (beni ayakta tutan hâlâ gamdır). Sevgilinin süzgün bakışlarının açtığı yara, hâlâ gönül derdinin ilacıdır.
2. Ey felek, biraz oyalan, gönlümün sarayını yıkma; çünkü o peri yüzlü sevgilinin hayali hâlâ orada misafirdir.
3. İnsan senin bakışının kılıcından kaçar, gözünle savaşa girmez; gerçi ayrılığının göğsümde bıraktığı yara izi hâlâ (bana) kalkandır. (Yuvarlak dağlama izi kalkana benzetilir; T'de "gözünle" yerine "bedeninle" okunur.)
4. Ey put gibi güzel, bedenimdeki her kıl senin okunun temrenidir; git, bir hesap et, tenimde hâlâ ne kadar temren var.
5. Gözyaşım "dile" ulaştıkça temrenlerin kanını yıkar; gel, gözyaşımın rengine bak, hâlâ kandır. (Beyit iki türlü okunabilir: "dil" gönül anlamında alınırsa yaş, temrenlerin saplandığı gönle kadar iner; dil anlamında alınırsa yüzden akıp ağza ulaşır.)
6. Bu sebeple ahımın dumanıyla birlikte kebap kokusu gelir: Ciğerim gam ateşiyle bedenimde hâlâ kızarmaktadır.
7. O put gibi güzelden uzak düştüğünden beri senin gözünün bebeği kara giymiştir; Adlî matem içinde hâlâ ağlamaktadır. (Şair burada kendine "sen" diye seslenir görünür; gözbebeğinin karası yas giysisine benzetilir.)
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Bu gazelin ikinci beytinin aidiyeti tartışmalıdır. Âşık Çelebi'nin Meşâirü'ş-şuarâ'sı ve Gelibolulu Âlî'nin Künhü'l-ahbâr'ı "Bir dem eglen iy felek göñlüm sarāyın yıḳma kim" beytini, Fatih'in veziriâzamı Mahmud Paşa'nın, yani Adnî mahlaslı şairin şiirleri arasında verir. Yavuz Bayram ise beytin Adlî Divanı'nın elindeki bütün nüshalarında bu gazelin hüsn-i matlaı (matladan sonra gelen, onun gibi kafiyeli ikinci beyit) olarak bulunduğunu, Mahmud Paşa'nın dört nüshaya dayanan divanında ise yer almadığını söyler. Bayram'a göre karışıklığın kaynağı, Mahmud Paşa'nın Adnî mahlasının Âşık Çelebi başta olmak üzere bazı tezkirelerde yanlışlıkla "Adlî" diye geçmesidir.
Gazel yedi beyittir ve remel bahrinin "fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "henüz" (hâlâ), kafiye "-ân" sesidir: cân, dermân, mihmân, kalkan, peykân, kan, biryân, giryân. İlk iki beyit kendi içinde kafiyelidir. Neşirde beş nüshanın beşinde de vardır (OR, T, M1, M2, İBB) ve divanın "zâ" harfiyle biten redifler bölümünde yer alır. Nüsha farkları birkaç yerde anlamı değiştirir: 4. beyitte OR ve İBB "peykânı(dur)" yerine "kalkanı(dur)", 5. beyitte T "peykânlarun yaşum" yerine "peykânun başum", M1 ile M2 "peykânlarun" yerine "peykânunun", son beyitte T ile M1 "çeşmün" yerine "cismün" okur. Gazel, TEİS'teki Adlî maddesinde de örnek şiir olarak tam metniyle verilir. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.
Anlam ve Söz Sanatları
Gazelin bütün beyitleri "henüz" redifiyle bir erteleme isteği etrafında toplanır. Matlada şair ecele, yani ölüme seslenir: bedeninde can yerine geçen gam hâlâ duruyor, bakışların açtığı yara hâlâ gönlün ilacıdır; acele etmeye gerek yoktur. İkinci beyitte aynı istek felekten, yani talihi döndüren gökten istenir. Gönül bir saraydır ve içinde sevgilinin hayali misafir olarak kalmaktadır; misafir gitmeden ev yıkılmamalıdır. Tartışmalı beyit gazelin en çok tanınan beytidir; teşhis (cansız varlığa canlı gibi seslenme) ve gönlü saray, hayali misafir sayan istiare onu akılda kalıcı yapar.
Üçüncü beyitten itibaren savaş aletleri sahneye girer. Sevgilinin bakışı (gamze) bir kılıçtır, gözüyle kimse savaşmaya cesaret edemez; âşığın elinde ise yalnız ayrılığın göğsünde bıraktığı dağ, yani dağlama izi vardır ve bu iz yuvarlaklığıyla kalkana benzetilir. Dördüncü beyitte bedendeki her kıl, sevgilinin okundan saplanıp kalmış bir temrendir (okun sivri demir ucu). Beşinci beyit bu görüntüyü sürdürür: gözyaşı temrenlerin kanını yıkadığı için kan rengindedir. Kılıç, kalkan, ok, temren ve kan kelimeleri tenasüp oluşturur.
Altıncı beyitte âşığın ciğeri gam ateşinde kebap olmaktadır; ahının dumanıyla kebap kokusunun gelmesi bundandır. Ah, duman, ateş, ciğer ve kebap da birbirini çağıran kelimelerdir. Maktada "merdüm-i çeşm" (gözbebeği) ile kurulan bir benzetme var. "Merdüm" sözlük anlamıyla hem "insan" hem "gözbebeği" demektir; gözbebeğinin siyahlığı, yas tutan birinin giydiği kara elbise gibi görülür. Gözbebeği sevgiliden uzak düştüğü için yas tutar ve şair matem içinde ağlamaya devam eder.
Tarihî Bağlam
Âşık Çelebi tartışmalı beyti iki ayrı yerde anar. Adnî maddesinde, Mahmud Paşa'nın şiirlerinden örnek olarak, bu neşirdeki gibi "anda mihmândur" biçimiyle verir. Cem Sultan maddesinde ise Cem'in "Aġlayup didüm ki zülfüñ keşf idüp göster ruḫuñ / Didi ki müşg açmaḳ olmaz şehr-i bārāndur henüz" beytini aktarır, ardından aynı vezin ve "-ândur henüz" redifiyle söylenmiş beyitleri sıralar: Musâhib Sa‘dî, Mahmud Paşa, Ahmed Paşa ve Me‘âlî. Mahmud Paşa adına verilen beyit bu gazelin ikinci beytidir, yalnız ikinci mısrada "anda" yerine "dilde" okunur. Âşık Çelebi bu beyitlerin hepsini Cem'in beytine söylenmiş nazireler olarak sunar. Gelibolulu Âlî de Adnî maddesinde beyti "dilde" okumasıyla Mahmud Paşa'ya verir; aynı maddede Paşa'nın cömertliği için de Âşık Çelebi'nin sözüne başvurur.
Bayram bu isnadı mahlas tartışması içinde değerlendirir. E. J. W. Gibb, Bayezid'in mahlasının "Adnî", Mahmud Paşa'nınkinin "Adlî" olduğunu düşünmüş ve 1891'de basılan Adlî divanındaki şiirlerin Mahmud Paşa'ya ait olabileceğini ileri sürmüştü. Karışıklık tezkire nüshalarında da izlenebilir: Âşık Çelebi'nin Filiz Kılıç neşrinde, Sultan Bayezid maddesindeki "Adlî" kelimesi P, S ve F nüshalarında "Adnî" diye yazılmıştır. Bayram, tezkirelerin ve nüsha serlevhalarının II. Bayezid'in mahlasını "Adlî" olarak verdiğini, Mahmud Paşa'nın divanında ise mahlasın her yerde açıkça "Adnî" geçtiğini hatırlatır ve tartışmalı beytin o divanda bulunmayışını Adlî lehine bir delil sayar. Kendi metninde, giriş bölümünde bu beyti aktarırken "dilde mihmândur" okumasını kullanması da ilginçtir; neşrin şiir metninde ise "anda" vardır. Kaynaklar böylece iki yöne ayrılır: tezkire geleneği beyti Mahmud Paşa'ya, Adlî Divanı'nın neşirde kullanılan bütün nüshaları ise II. Bayezid'e verir.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Yavuz Bayram (hzl.), Adlî Dîvânı (Dîvân-ı Sultân Bâyezîd-i Sânî), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018, s. 69, şiir no. 31 (nüsha farkları s. 69 dipnotu); aidiyet tartışması için giriş, s. 11-13. ekitap.ktb.gov.tr
- Âşık Çelebi, Meşâirü'ş-şuarâ, hzl. Filiz Kılıç, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018 (e-kitap), Cem Sultan maddesi (s. 215) ve Adnî (Mahmud Paşa) maddesi (s. 459). ekitap.ktb.gov.tr
- Gelibolulu Mustafa Âlî, Künhü'l-ahbâr'ın Tezkire Kısmı, hzl. Mustafa İsen, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2017 (e-kitap), Adnî maddesi. ekitap.ktb.gov.tr
Kitaplar
- Yavuz Bayram, "Adlî, Sultân Bâyezîd-i Velî bin Fâtih Sultân Mehmed", Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü (TEİS).
Çevrimiçi kaynaklar






