Özgün Metin
Vezin: mef‘ūlü mefā‘īlü mefā‘īlü fe‘ūlün
Her ṣubḥ güneş gelse ḳapuña ‘aceb olmaz
Ma‘ẕūr ola iy şeh ki gedāda edeb olmaz
‘Uşşāḳa müjeñ tīrini her dem ne çekersin
İy rūḥ-ı revān çünki melekde ġażab olmaz
Cān āfeti çeşmüñ gibi ḫūn-rīz bulınmaz
Dil uġrısı ḫālüñ gibi düzd-i ‘Arab olmaz
Göñlüm evini yıḳalı ‘ālemde ṣafā yoḳ
Bir ḫāne ki vīrān ola ‘ayş u ṭarab olmaz
Sidre'yle boyuñ nisbetini ṣorana Cibrīl
Ḳaddüñ gibi dir ṭoġrısı ‘ālī-neseb olmaz
Rıḍvān lebüñi görse diye bāġ-ı cinānda
Bunuñ gibi şīrīn-ter ü rengīn ruṭab olmaz
Kūyından anuñ sür ki raḳībi göre ‘Adlī
Cennet'de eger itse mekān Bū-Leheb olmaz
Günümüz Türkçesiyle
1. Güneş her sabah kapına gelse buna şaşılmaz. Ey şah, mazur gör; dilencide edep olmaz. (Sabah ışığının kapıya vurması, dilencinin her sabah aynı kapıya gelmesine benzetilir.)
2. Ey canım, âşıklara kirpiğinin okunu her an niçin germektesin? Çünkü melekte öfke olmaz.
3. Can afeti olarak senin gözün gibi kan dökeni bulunmaz; gönül hırsızı olarak da senin benin gibi bir Arap hırsızı olmaz. (Siyah ben, rengi yüzünden "Arap" diye anılır.)
4. Gönlümün evini yıktığından beri dünyada safa kalmadı; yıkık bir evde eğlence ve sevinç olmaz. (M1 ve M2'de "dünyada" yerine "canımda" okunur; beyit T'de yoktur.)
5. Senin boyunun Sidre ile oranını Cebrail'e soran olsa, şöyle der: "Doğrusu, senin boyun gibi yüksek soylu bir şey olmaz."
6. Rıdvan senin dudağını görse, "Cennet bahçesinde bunun gibi daha tatlı, daha renkli bir taze hurma olmaz" der.
7. Ey Adlî, rakibi gördüğün yerde onu sevgilinin mahallesinden kov; çünkü Ebû Leheb Cennet'te yer tutsa olmaz. (T, M1 ve M2'de "göre" yerine "gide", "eger" yerine "‘ayān" okunur: "Ebû Leheb'in Cennet'te açıkça yer tutması olmaz.")
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Gazel yedi beyittir ve hezec bahrinin "mef‘ûlü mefâ‘îlü mefâ‘îlü fe‘ûlün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif, bir önceki gazelde olduğu gibi "olmaz"dır; kafiye "-eb" sesidir: ‘aceb, edeb, gazab, ‘Arab, tarab, neseb, rutab, Bû-Leheb. Neşirde beş nüshanın beşinde de bulunur (OR, T, M1, M2, İBB); T'de dördüncü beyit yoktur. Nüsha farkları dördüncü beyitte ("‘âlemde" yerine M1 ve M2'de "cânumda"), beşinci beyitte ("‘âlî" yerine M1'de "‘âleme"), altıncı beyitte ("cinânda" yerine OR'da "cinândan") ve maktadadır. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.
Anlam ve Söz Sanatları
Matla, şah ile dilenci arasındaki bilinen ilişki üzerine kuruludur. Sevgili "şeh", yani şahtır; güneş de onun kapısına her sabah gelen bir dilenci. Sabahın ilk ışığının kapıya vurması böylece bir dilencinin her gün aynı kapıyı çalmasına benzetilir ve şair, güneşin ısrarı için sevgiliden özür diler: dilencide edep aranmaz. Güneşi bile sevgilinin kapısında bir dilenci saymak, sevgilinin güzelliğini güneşin üstüne çıkaran bir abartmadır (mübalağa). Beyitte sevgiliye "şah" denmesi, şiiri yazanın gerçekten bir hükümdar olması bakımından Adlî'nin şiirlerinde sık görülen ironiyi taşır.
İkinci beyitte kirpikler oktur ve sevgili onları her an âşıklara doğru gerer. Âşık bunu sevgilinin yaratılışına aykırı bulur: sevgili bir melek gibidir, melekte ise öfke bulunmaz. Üçüncü beyitte iki benzer imge yan yana gelir. Göz, can afeti olarak kan dökücüdür; siyah ben ise gönül çalan bir hırsızdır. Ben, siyahlığı yüzünden "Arap" diye anılır; "düzd-i ‘Arab" sözlük anlamıyla "Arap hırsızı", yani yol kesen çöl eşkıyasıdır ve beyitte benin rengiyle hırsızlığını birleştirir. Dördüncü beyitte gönül bir evdir ve sevgili onu yıktığından beri dünyada safa kalmamıştır; yıkık evde sevinç olmaz.
Beşinci ve altıncı beyitler sevgilinin güzelliğini cennet ve gök kavramlarıyla ölçer. Sidre, sözlük anlamıyla Sidretü'l-müntehâ, yani göklerin en uç sınırında bulunduğu kabul edilen ağaçtır. Cebrail'e bu ağaçla sevgilinin boyu karşılaştırılsa, o bile sevgilinin boyunu üstün tutar. "Togrısı" kelimesi hem "doğrusu, gerçekten" hem "dosdoğru olanı" anlamına gelir ve düz, uzun boya işaret eden bir tevriye oluşturur; "‘âlî-neseb" (yüksek soylu) sözündeki "‘âlî" (yüksek) de boyun yüksekliğini hatırlatır. Altıncı beyitte cennetin bekçisi Rıdvan, sevgilinin dudağını cennet bahçesindeki hurmalarla karşılaştırır; "rutab" sözlük anlamıyla olgun, taze hurmadır.
Makta, rakibe karşı sert bir hükümle biter. Sevgilinin mahallesi cennettir; rakip ise Kur'an'da adı geçen ve İslam'a düşmanlığıyla bilinen Ebû Leheb'e benzetilir. Ebû Leheb'in cennette yeri olamayacağına göre rakibin de o mahalleden kovulması gerekir. Cennet, Rıdvan, Sidre ve Cebrail kelimeleriyle beşinci beyitten itibaren kurulan dinî çerçeve maktada da sürer ve gazelin son üç beytini birbirine bağlar.
Kaynakça
- Yavuz Bayram (hzl.), Adlî Dîvânı (Dîvân-ı Sultân Bâyezîd-i Sânî), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018, s. 71, şiir no. 33 (nüsha farkları s. 71 dipnotu). ekitap.ktb.gov.tr






