Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Dil dilendi derd ile derdā yine dil-dārsuz
Yārelendi yüregüm vā ḥasretā kim yārsuz
‘Aşḳınuñ bīmārıyam dārü'l-belā-i ġamda ḳor
Ol ṭabīb-i cān u dil ben ḥastei tīmārsuz
Ṭūṭi-i ḳudsem velī iy ḫᵛāce-i Hindūstān
Lāl olupdur nāṭıḳam ol la‘l-i şekker-bārsuz
Şīşe-i nāmūsumı ‘aşḳuñda çaldum ṭaşlara
Bu mes̱eldür dōstum ‘āşıḳ gerekdür ‘ārsuz
Eşk-i çeşmi ‘Adli'nüñ her dem revān olmaġiçün
Bir ḳadem ṣalınmaz ol serv-i revān aġyārsuz

Günümüz Türkçesiyle

1. Gönül dertle dilim dilim oldu, eyvah, yine sevgilisiz; yüreğim yaralandı, ne yazık ki yarsiz. (İlk kelime iki türlü okunabilir: "dilendi", "dilindi, kesildi" anlamında alınırsa ikinci mısradaki "yaralandı" ile denk düşer; "dilenmek" anlamında alınırsa "Gönül dertle dilenci oldu" demek olur.)

2. Ben senin aşkının hastasıyım; (aşk) beni gam belasının yurdunda bırakır. O, canın ve gönlün hekimidir; bense bakımsız bir hastayım. ("Dârü'l-belâ", hastane demek olan "dârü'ş-şifâ"yı hatırlatır.)

3. Ben kutsal âlemin papağanıyım; ama ey Hindistan efendisi, o şeker yağdıran lal dudak olmadan konuşan dilim tutuldu, dilsiz kaldım.

4. Senin aşkında namusumun şişesini taşlara çarptım; dostum, şu bilinen bir meseldir: Âşık arsız olmalı.

5. Adlî'nin gözyaşı her an akıp dursun diye, o salınarak yürüyen servi (sevgili) rakipler olmadan bir adım bile salınmaz.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Gazel beş beyittir ve remel bahrinin "fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "-suz" (-sız) ekidir, kafiye "-âr" sesidir: dil-dâr, yâr, tîmâr, şekker-bâr, ‘âr, agyâr. Beş beyit, gazelin alt sınırı sayılan sayıdır. Neşirde bu gazel yalnız T nüshasının 45a varağına dayanır; OR, İBB, M1 ve M2'de yoktur. Komşu gazeller T'de 10b-12a varakları arasında yer aldığı hâlde bu şiir nüshanın çok daha ileri bir varağındadır. Tek nüshaya dayandığı için karşılaştırılacak bir okuma yoktur; ikinci beyitteki "hastei" gibi alışılmamış yazımlar da neşirde olduğu gibi bırakılmıştır. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.

Anlam ve Söz Sanatları

Matla ses tekrarlarıyla örülmüştür. "Dil dilendi derd ile derdâ … dil-dâr" dizisinde d sesi, "yârelendi … yâr" ikilisinde de y sesi ve aynı kök tekrarlanır; bu, ses ve kelime tekrarına dayanan iştikak ve aliterasyon örneğidir. "Yârelendi" (yaralandı) ile "yâr" (sevgili) arasındaki yakınlık bir cinas oluşturur: yürek yarsız kaldığı için yaralanmıştır. İkinci beyitte âşık aşkın hastasıdır, sevgili ise can ve gönül hekimi. Ama hekim hastasıyla ilgilenmez; âşık "tîmârsuz", yani bakımsız kalır. "Dârü'l-belâ" (bela yurdu) tamlaması, hastane karşılığı olan "dârü'ş-şifâ"nın karşıtı gibi kurulmuştur; şifa yerine bela veren bir yurt.

Üçüncü beyit divan şiirinin papağan ile şeker ilişkisine dayanır. Papağan şekerle konuşturulur; divan şiirinde Hindistan da hem papağanın hem şekerin ülkesi olarak anılır. Âşık kendini "kutsal âlemin papağanı" diye niteler, yani konuşma yeteneği göklerden gelen bir varlık; ama şeker saçan dudak, yani sevgili yanında olmayınca dili tutulmuştur. "Lâl" (dilsiz) ile "la‘l" (kırmızı değerli taş, dudak) arasındaki ses benzerliği bir cinastır. "Ey Hindistan efendisi" hitabının sevgiliye yöneldiği anlaşılır; papağanın sahibi gibi düşünülmüştür.

Dördüncü beyitte "namus şişesini taşa çalmak" sözü, sözlük anlamıyla adını ve itibarını gözden çıkarmak, rezil olmayı göze almak demektir. Âşık bunu aşk uğruna yaptığını söyler ve bir meselle kendini savunur: âşık "‘ârsuz", yani utanmaz olmalıdır. Kınanmayı göze alan âşık tipi, melâmet anlayışını hatırlatır. Maktada "revân" kelimesi iki anlamıyla kullanılır: gözyaşının "revân" olması akması, servinin "revân" olması ise yürümesidir. Sevgili rakipleri olmadan bir adım bile atmaz; şair bunu, kendi gözyaşı hiç durmasın diye yapılmış bir şey gibi yorumlar. Bu, gerçek sebebi bir yana bırakıp olaya şairane bir sebep bulan hüsn-i ta‘lîl sanatıdır.

Kaynakça

  • Yavuz Bayram (hzl.), Adlî Dîvânı (Dîvân-ı Sultân Bâyezîd-i Sânî), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018, s. 72, şiir no. 34 (nüsha bilgisi s. 72 dipnotu). ekitap.ktb.gov.tr