Özgün Metin
Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün
Ben ḳulına cevr iden ol ḫusrev-i ḫūbānimiş
Ẓann iderdüm ben anı kim āfet-i devrānimiş
N'ola cāndan ben anı artuḳ seversem dōstlar
Ol perī-peyker benüm cānum içinde cānimiş
Şād gördüm dil-beri cānum sevindi ol meger
Ġuṣṣa-i hicrānda aġladuġuma ḫandānimiş
Sen şeh-i milk-i cemāle ḳul olayın dirimiş
Gör bilür mi ḥaddini ‘Adlī ‘aceb ṣulṭānimiş
Her zamān ḳadrüm felekden yücedür dir öginür
Dil-berinüñ işiginde ol meger derbānimiş
Günümüz Türkçesiyle
1. Ben kuluna eziyet eden meğer güzellerin padişahıymış; ben onu zamanenin belası sanırdım.
2. Dostlar, onu candan daha çok seviyorsam buna şaşmak niye; o peri yüzlü meğer benim canımın içindeki canmış.
3. Gönül alan sevgiliyi sevinçli gördüm, canım sevindi; meğer ayrılık derdiyle ağlamama gülüyormuş. (T, M1 ve M2 "ayrılık derdinde" yerine "onun ayrılığının derdinde" okur.)
4. "Sen güzellik ülkesinin şahısın, sana kul olayım" diyormuş; bak, Adlî haddini biliyor mu, ne tuhaf sultanmış. (OR "güzellik ülkesinin şahı" yerine "güzellik ülkesinin ayı" okur.)
5. Her zaman "değerim felekten yücedir" deyip övünür; meğer o, gönül alan sevgilisinin eşiğinde kapıcıymış. (Beyit iki türlü okunabilir: övünen kişi şairin kendisi, yani Adlî olabileceği gibi, genel olarak âşık da olabilir.)
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Gazel beş beyittir ve remel bahrinin "fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "imiş", kafiye "-ân" sesidir: hûbân, devrân, cân, handân, sultân ve derbân. Neşirde beş nüshanın beşinde de bulunur (OR, T, M1, M2, İBB) ve divanın "şîn" harfiyle biten redifler bölümündedir. Bayram'ın aparatına göre T, M1 ve M2 üçüncü beyitte "hicrânda" yerine "hicrinde", OR dördüncü beyitte "şeh" yerine "meh" (ay) okur; beşinci beyitte İBB "yücedür dir" yerine "yüce diyü", OR "dir" yerine "diyü" yazar. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.
Anlam ve Söz Sanatları
Gazelin bütün beyitlerini "imiş" redifi taşır. Türkçede bu ek, sonradan farkına varılan ya da başkasından duyulan bir durumu anlatır; gazelde de her beyit bir şaşkınlıkla, "meğer" ile ulaşılan bir sonuçla biter. Matlada âşık kendisine eziyet edeni zamanenin belası sanırken onun güzellerin padişahı olduğunu anlar. İkinci beyitte sevgiliyi canından çok sevmesinin sebebini bulur: o, canın içindeki candır. Üçüncü beyitte sevinç ile acı yer değiştirir. Âşık sevgiliyi güler yüzlü görüp sevinir, sonra onun kendi ayrılık gözyaşlarına güldüğünü anlar. Ağlamak ile gülmek (handân) arasındaki karşıtlık tezattır.
Dördüncü beyit Adlî'nin şiirlerindeki şah ile kul ironisinin en açık örneklerinden biridir. Âşık sevgiliye "sen güzellik ülkesinin şahısın, sana kul olayım" der. Ardından gelen mısra, bu sözü bir başkasının ağzından anlatır gibidir: "Gör bilür mi haddini Adlî, aceb sultânımış." Haddini bilmek, sözlük anlamıyla kişinin kendi yerini, sınırını bilmesidir. Burada iki anlam iç içe geçer. Bir yandan sevgiliye kul olmak isteyen âşık, gerçekten de haddini bilen bir kişi olarak övülür; öte yandan bu sözü söyleyen Adlî'nin kendisi bir sultandır ve kul olmayı dileyen bir sultan "tuhaf bir sultan" diye anılır. "Aceb" kelimesi hem şaşılacak hem de garip anlamına geldiği için mısra bu iki okumayı birlikte taşır. Gazeli yazanın bir padişah olduğu bilindiğinde, sevgilinin "şah", şairin "kul" olduğu bu beyit ayrı bir anlam kazanır. OR'daki "meh" (ay) okuması ise sevgiliyi güzellik ülkesinin ayı yapar ve beyitteki şah ile sultan arasındaki bağı zayıflatır.
Makta bu ironiyi bir başka yönden sürdürür. Her zaman "değerim felekten yücedir" diye övünen kişi, meğer sevgilinin eşiğinde bir kapıcıymış. Kapıcılık (derbânlık) sözlük anlamıyla bir kapıyı bekleme işidir ve dünyevi ölçüde küçük bir hizmettir; ama sevgilinin kapısında bulunmak, âşık için felekten yüce bir mertebedir. Beyit, övünülen yüksekliğin bu kapıcılıktan geldiğini söyler. Övünen kişinin kim olduğu mısrada açıkça söylenmez; dördüncü beyitle birlikte okunduğunda bunun Adlî olduğu düşünülebilir. Felek ile kapı eşiği arasındaki yükseklik ve alçaklık karşıtlığı da tezattır.
Kaynakça
- Yavuz Bayram (hzl.), Adlî Dîvânı (Dîvân-ı Sultân Bâyezîd-i Sânî), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018, s. 77, şiir no. 39 (nüsha farkları s. 77 dipnotu). ekitap.ktb.gov.tr






