Özgün Metin
Vezin: mef‘ūlü mefā‘īlü mefā‘īlü fe‘ūlün
La‘l-i leb-i cānāne ki şīrīn ruṭab olmış
Ehl-i dile acı sözi anuñ ‘aceb olmış
Ḳan itmege taḥrīk iden ġamzesiyimiş
‘Āşıḳları dār itmege zülfi sebeb olmış
Gerçi ṭaleb itmek ile cānān ele girmez
Cānāne yine irmege bā‘is̱ ṭaleb olmış
Aġyār nigār ile ṣafā bezmini eyler
‘Uşşāḳa ezel ḳısmeti renc ü ta‘ab olmış
Diş biler imiş ‘Adli leb-i la‘l-i nigāre
Miḳdārını bilmez ne ‘aceb bī-edeb olmış
Günümüz Türkçesiyle
1. Sevgilinin lal dudağı tatlı taze hurma olmuş; gönül ehline acı sözler söylemesi ne tuhaf. (Lal kırmızı bir değerli taştır; dudak rengi yüzünden lale, tadı yüzünden hurmaya benzetilir.)
2. Kan dökmeye kışkırtan meğer onun yan bakışıymış; âşıkları darağacına asmaya da zülfü sebep olmuş. (Gamze, sevgilinin süzgün ve öldürücü bakışıdır; uzun saç da âşığı asan ipe benzetilir.)
3. Gerçi aramakla sevgili ele geçmez, ama sevgiliye ermenin sebebi yine aramak olmuş. (OR ikinci mısrada "yine irmege" yerine "yanaram ki" okur.)
4. Rakip, resim gibi güzel sevgiliyle eğlence meclisi kurar; âşıklara ezelde düşen pay ise sıkıntı ve yorgunluk olmuş.
5. Adlî sevgilinin lal dudağına diş biliyormuş; haddini bilmiyor, ne tuhaf, edepsiz olmuş. ("Diş bilemek" sözlük anlamıyla bir şeyi ele geçirmek için fırsat kollamak demektir; dudak ve diş birlikte anıldığı için öpmeyi de akla getirir.)
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Gazel beş beyittir ve hezec bahrinin "mef‘ûlü mefâ‘îlü mefâ‘îlü fe‘ûlün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "olmış", kafiye "-eb" sesidir: rutab, aceb, sebeb, taleb, ta‘ab ve bî-edeb. Neşirde beş nüshanın beşinde de bulunur (OR, T, M1, M2, İBB) ve divanın "şîn" harfiyle biten redifler bölümündedir. Bayram'ın aparatı yalnız OR'daki iki farkı kaydeder: üçüncü beyitte "yine irmege" yerine "yanaram ki", dördüncü beyitte "kısmeti" yerine "kısmet". Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.
Bu gazelle ilgili bir numara karışıklığı da kaydedilmelidir. Bayram, neşrin girişinde (s. 23) II. Bayezid'in adalete verdiği önemi gösteren örnekler arasında "Zulm ile yakdı cânumı cevr ü cefâ-yı rûzgâr / ‘Adl itmegiçün ol şeh-i hûbâna sıhhat yaraşur" beytini anar ve buna "G.41-6" diye, yani 41 numaralı gazelin altıncı beyti diye atıf yapar. Oysa neşrin metninde 41 numaralı gazel beş beyittir, redifi "olmış"tır ve vezni de farklıdır; anılan beyit ne bu gazelde ne de neşrin metin bölümünün başka bir yerinde bulunabildi. Beyit, Tâcîzâde Câfer Çelebi'nin divanında 41 numaralı gazelin altıncı beyti olarak yer alır (Erünsal neşri); bu yüzden girişteki beyit bu yazıda Adlî'nin Gazel 41'ine bağlanmamıştır.
Anlam ve Söz Sanatları
Gazel, sevgilinin güzelliği ile âşığa verdiği acı arasındaki karşıtlığı işler. Matlada sevgilinin lal dudağı tatlı taze hurmaya (rutab) benzetilir, ama bu tatlı dudaktan gönül ehline acı sözler çıkar. Tatlı ile acının aynı dudağa bağlanması tezattır; şair bunun "aceb", yani tuhaf, şaşılacak bir şey olduğunu söyler. Lal, hurma ve dudak arasında hem renk hem tat bakımından bir bağ kurulmuştur.
İkinci beyit sevgilinin güzellik unsurlarını birer cellat gibi gösterir. Kan dökmeye kışkırtan onun gamzesi, âşıkları darağacına asan da zülfüdür. Gamzenin oka, hançere ya da kan dökücüye; uzun zülfün de ipe benzetilmesi divan şiirinin bilinen hayallerindendir. "Kan", "dâr" (darağacı) ve "asmak" kavramları arasında tenasüp vardır. "Gamzesiyimiş" sözündeki "imiş" eki, bu kışkırtıcının kim olduğunun sonradan anlaşıldığını gösterir.
Üçüncü beyit gazelin düşünce yükünü taşır. Sevgili aramakla ele geçmez; buna rağmen sevgiliye ermenin sebebi yine aramaktır. Beyit, çabanın sonucu doğrudan getirmediğini ama sonuca götüren yolun da çabadan geçtiğini söyler. "Taleb" kelimesinin iki mısrada tekrarlanması bu çelişkili görünen düşünceyi öne çıkarır. Dördüncü beyitte rakip ile âşıklar karşı karşıya konur: rakip sevgiliyle eğlence meclisi kurarken âşıkların ezelden payına düşen sıkıntı ve yorgunluktur. "Ezel kısmeti" ifadesi, bu durumun âşığın elinde olmayan, en baştan yazılmış bir pay olduğunu anlatır. Safa ile renc ü ta‘ab (sıkıntı ve yorgunluk) arasında tezat vardır.
Makta matladaki lal dudağa geri döner. Adlî, sevgilinin lal dudağına "diş bilemektedir"; yani onu ele geçirmek için fırsat kollamaktadır. Dudak ile diş arasındaki tenasüp, deyimi öpme isteğine de bağlar. Mısranın ikinci yarısı şairi kendi ağzından azarlar: haddini bilmiyor, ne tuhaf, edepsiz olmuş. Bu kendini küçümseyen dil, divanda iki şiir önce gelen 39 numaralı gazeldeki "Gör bilür mi haddini Adlî" mısraını hatırlatır. Haddini bilmemekle suçlanan kişinin bir padişah olması beyte ayrıca ince bir ironi katar, ama burada şah ile kul sözleri açıkça geçmez. Matlada tatlı dudaktan acı söz çıkmasına "aceb" diyen şair, maktada kendi cüretine de "aceb" der; gazel böylece aynı kelimeyle başlayıp aynı kelimeyle kapanır.
Kaynakça
- Yavuz Bayram (hzl.), Adlî Dîvânı (Dîvân-ı Sultân Bâyezîd-i Sânî), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018, s. 79, şiir no. 41 (nüsha farkları s. 79 dipnotu; girişteki "G.41-6" atfı s. 23). ekitap.ktb.gov.tr






