Özgün Metin

Vezin: mefā‘ilün fe‘ilātün mefā‘ilün fe‘ilün

Ḳaşı ḫayāli hilālüñ ḳadin kemān itmiş
Ne fā’ide ki bu fikrinden ol ziyān itmiş
Meger ki māh-ı münīr ayaġuña yüz sürmiş
Ki cebhesinde ayaġuñ tozı nişān itmiş
Çemende bülbül-i ḫoş-gūy ‘aczini bilüben
Gülüñ leṭāyifine ḫārı hem-zebān itmiş
Bu ṣūret ile feraḥ kesb idüp şeh-i gül anuñ
Öñinde her nesi var ise der-miyān itmiş
Şeh oldı zümre-i ‘uşşāḳa derd ile ‘Adlī
Bu nā-murādlıġ anı da kāmrān itmiş

Günümüz Türkçesiyle

1. Kaşının hayali hilalin boyunu yay gibi bükmüş; ne fayda, hilal bu düşünceden zarar görmüş. (Hilal sevgilinin kaşına benzemek isteyip eğilmiş, ama bu yüzden incelip erimiş, eksilmiştir. T "kadin" (boyunu) yerine "kadüñ" (senin boyunu) okur.)

2. Parlak ay galiba ayağına yüz sürmüş ki ayağının tozu alnında iz bırakmış. (Aydaki lekeler, sevgilinin ayağına yüz süren ayın alnında kalan toz izine yorulur. T "sürmüş" yerine "süreymiş", OR "alnında" yerine "alnına" okur.)

3. Çimenlikte güzel sesli bülbül, acizliğini bilerek gülün zarif sözlerine dikeni dil yoldaşı etmiş. (Beyit iki türlü okunabilir: gülün inceliklerine cevap veremeyen bülbül, sözü gülün yanındaki dikene bırakmıştır; ya da kendi diliyle diken arasında bir ortaklık kurmuştur. "Hem-zebân" sözlük anlamıyla aynı dili konuşan, sözü bir olan demektir.)

4. Gül şahı bu görünüşle sevinç bulup onun önüne neyi varsa ortaya dökmüş. (Açılan gül, bütün yapraklarını bülbülün önüne sermiş gibidir. T, M1 ve M2 "bu görünüşle" yerine "bu sesle" okur; o zaman gülü sevindiren bülbülün sesidir.)

5. Adlî, dertle âşıklar topluluğuna şah oldu; bu muratsızlık onu da muradına ermiş biri yapmış.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Gazel beş beyittir ve müctes bahrinin "mefâ‘ilün fe‘ilâtün mefâ‘ilün fe‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "itmiş", kafiye "-ân" sesidir: kemân, ziyân, nişân, hem-zebân, der-miyân ve kâmrân. Neşirde beş nüshanın beşinde de bulunur (OR, T, M1, M2, İBB) ve divanın "şîn" harfiyle biten redifler bölümündedir. Bayram'ın aparatı üçüncü beyit dışındaki bütün beyitler için nüsha farkı kaydeder; anlamı en çok etkileyen, dördüncü beyitte T, M1 ve M2'nin "sûretile" (bu görünüşle) yerine "savtıyile" (bu sesiyle) okumasıdır. M1, M2 ve İBB maktada "nâ-murâdlığ anı da" yerine "nâ-murâdlığı anı" okur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazel iki bölüm hâlinde okunabilir. İlk iki beyit sevgilinin güzelliğini ay hayaliyle anlatır, üçüncü ve dördüncü beyitler gül ile bülbül hikâyesine geçer, makta da bu hikâyeyi şairin kendisine bağlar.

Matlada hilal, sevgilinin kaşını düşünerek boyunu yay gibi bükmüştür. Kaşın yaya ve hilale benzetilmesi divan şiirinin bilinen benzetmelerindendir; Adlî bunu hilalin bir arzusu olarak anlatır. Hilal kaşa benzemek istemiş, ama bu düşünceden yalnız zarar görmüştür. "Ziyân" kelimesi sözlük anlamıyla zarar, kayıp demektir; hilalin incelip eksilmesini de akla getirir. Ayın gökteki hâllerine gerçek dışı bir sebep bulunması hüsn-i talil sanatıdır. İkinci beyit aynı sanatla aydaki lekeleri açıklar: parlak ay sevgilinin ayağına yüz sürmüş, ayağın tozu da alnında iz bırakmıştır. Gök cisimlerinin bile sevgilinin önünde eğildiği bu beyitlerde ay, sevgilinin karşısında küçülen bir âşık gibidir.

Üçüncü beyitte çimenlikteki güzel sesli bülbül, gülün zarafeti karşısında acizliğini bilir ve gülün yanındaki dikeni kendine "hem-zebân" yapar. Beytin tam anlamı açık olmadığından günümüz Türkçesi bölümünde iki okuma verildi. Gül ile diken, gül ile bülbül arasındaki bağlar beyitte tenasüp oluşturur. Dördüncü beyitte gül bir şah olarak anılır. Gül şahı sevinç bulup neyi varsa bülbülün önüne dökmüştür; açılan gülün yapraklarını saçması, bir hükümdarın hazinesini ortaya dökmesine benzetilir. Neşrin seçtiği "sûret" okumasında gülü sevindiren bülbülün görünüşü ya da bu durumdur; üç nüshadaki "savt" (ses) okumasında ise bülbülün ötüşüdür. İkinci okuma bülbül ile gül hikâyesine daha uygun düşer, ama neşir OR ile İBB'nin okumasını esas almıştır.

Makta, gülün önünde aciz kalan bülbülün yerine şairi koyar. Adlî dert sayesinde âşıklar topluluğunun şahı olmuştur. "Nâ-murâdlık" (muradına erememek) ile "kâmrân" (muradına ermiş, bahtiyar) kelimeleri arasındaki karşıtlık tezattır ve beyit bu karşıtlığı bir çözüme bağlar: muradına erememek, âşığı muradına ermiş biri yapar. Burada şahlık, beyitte gerçekten konu edilir. Bir padişahın kendini âşıklar arasında dert yüzünden şah sayması, şiirdeki şahlık ile hayattaki saltanat arasında bir yansıma kurar. Maktadaki "da" edatı, Adlî'nin de bu muratsızlığın kazandırdığı mutluluğa ortak olduğunu söyler.

Kaynakça

  • Yavuz Bayram (hzl.), Adlî Dîvânı (Dîvân-ı Sultân Bâyezîd-i Sânî), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018, s. 78, şiir no. 40 (nüsha farkları s. 78 dipnotu). ekitap.ktb.gov.tr