Özgün Metin
Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün
‘Ārıżuñ hicrinde çünkim eyleyem gül-geşt-i bāġ
Lālenüñ baġrında ḳoyam dāġınuñ üstine dāġ
Ẓulmet-i zülfüñde yüzüñ nūrın ister cān u dil
Cem‘ olur pervāneler her gice kim yansa çerāġ
Āstānuñda sifāl-i seglerüñle mey içüp
Cām-ı Cem'den taḫt-ı Keykāvūs'dan itdüm ferāġ
Bī-baṣardur nūr-ı ḥüsn-i yāri zāhid göremez
Būy-ı ‘ışḳı nice idrāk ide ḫuşk olan dimāġ
Ḫār-ı hicrān ile ḫūy eyle hemān kim ṭutdılar
Gülşen-i kūyın nigāruñ ‘Adliyā būm ile zāġ
Günümüz Türkçesiyle
1. Yanağından ayrı düştüğüm günlerde bağda gül seyrine çıktığımda, lalenin bağrındaki yara izinin üstüne bir yara daha koyarım. (Lalenin ortasındaki kara leke, ateşle dağlanmış bir yaraya benzetilir.)
2. Can ve gönül, zülfünün karanlığı içinde yüzünün nurunu ister; her gece bir kandil yandığında pervaneler onun çevresinde toplanır.
3. Eşiğinde köpeklerinin toprak kabıyla şarap içip Cem'in kadehinden de Keykâvus'un tahtından da vazgeçtim.
4. Zahid kördür, sevgilinin güzelliğinin nurunu göremez; beyni kuru olan aşkın kokusunu nasıl duyabilir?
5. Ey Adlî, ayrılık dikenine alış, çünkü sevgilinin mahallesinin gül bahçesini baykuş ile karga tuttu. (Uğursuz sayılan bu kuşlar rakipleri anlatır.)
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Gazel beş beyittir ve remel bahrinin "fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redifi yoktur; kafiye "-âġ" sesidir: bâġ, dâġ, çerâġ, ferâġ, dimâġ, zâġ. Matlada iki mısra da kafiyelidir ve "dâġ" kelimesi ikinci mısrada iki kez kullanılır. Gazel neşirde beş nüshada da bulunur (OR, T, M1, M2, İBB) ve divanın "gayn" harfiyle biten redifler bölümünü açar. M2 nüshasında üçüncü beyit yoktur; başka bir nüsha farkı kaydedilmemiştir. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.
Anlam ve Söz Sanatları
Gazel bahçe imgeleriyle açılır ve kapanır. Matlada âşık, sevgilinin yanağından ayrı düştüğü için gül bahçesine gider, ama orada teselli bulmaz; lalenin ortasındaki kara lekeyi görünce kendi yarasını hatırlar ve o lekenin üstüne bir yara daha koyar. "Dâġ" sözlük anlamıyla hem kızgın demirle açılan yara izi hem lekedir; lalenin bağrındaki siyahlık bu yüzden divan şiirinde yanık bir yürek gibi görülür. İkinci beyit gece ile ışık arasındaki tezata dayanır. Zülfün karanlığı gecedir, yüzün nuru o gecede yanan kandildir; can ve gönül de kandilin çevresinde dönen pervanelerdir. Pervane, ışığa doğru uçan ve sonunda onda yanan gece kelebeğidir; âşığın sevgili uğruna kendini yok etmesini anlatır.
Üçüncü beyit gazelin en dikkat çeken yeridir. Âşık sevgilinin eşiğinde, onun köpeklerinin içtiği toprak kapla şarap içer ve bunun karşılığında Cem'in kadehinden ve Keykâvus'un tahtından vazgeçer. Sözlüklere göre Cem, İran efsanelerinde dünyayı gösteren kadehin sahibi sayılan hükümdardır; Keykâvus da yine İran'ın efsanevi şahlarındandır. En değersiz kap ile en değerli kadeh, eşiğin toprağı ile hükümdar tahtı karşı karşıya konur; tezat beytin bütün anlamını taşır. Adlî'nin şiirlerinde sık görülen ironi burada açıkça vardır: tahttan vazgeçtiğini söyleyen âşık, gerçekte bir şehzade ya da padişahtır. Beyit bu yüzden hükümdarın kendi tahtına bakışı olarak da okunabilir, ama bunun belli bir döneme bağlandığına dair bilgi yoktur.
Dördüncü beyit divan şiirinin bilinen zahid tipini işler. Zahid, dış kurallara bağlı, aşka kapalı sofudur. Şair onu kör ve "kuru beyinli" olarak niteler. "Dimâġ" sözlük anlamıyla hem beyin hem koku alma duyusudur; bu yüzden "kuru beyin" ile "aşkın kokusu" aynı mısrada buluşur. Görme ile koklama, nur ile koku arasında tenasüp vardır. Makta gazeli bahçeye geri götürür: sevgilinin mahallesindeki gül bahçesini baykuş ile karga tutmuştur, yani orada bülbülün yerini rakipler almıştır. Şair kendine ayrılık dikenine alışmasını öğütler. Gül ile diken, bülbül ile baykuş ve karga arasındaki karşıtlık beyitte söylenmeden hissettirilir.
Kaynakça
- Yavuz Bayram (hzl.), Adlî Dîvânı (Dîvân-ı Sultân Bâyezîd-i Sânî), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018, s. 84, şiir no. 46 (nüsha farkları s. 84 dipnotu). ekitap.ktb.gov.tr






