Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Da‘vi-i ḥüsn eyleyüp gün vechi yoḳ ger ura lāf
Çün yüzüñ āyinesi gibi degül mir‘ātı ṣāf
İt gibi bekler ‘ases ṭutmaḳ diler mey-ḫᵛāreyi
Yā ġıyās̱e'l-müstaġīsīn neccinā mimmā nehāf
Pertev-i nūr-ı cemālüñ görmege iy meh senüñ
Ka‘be-i kūyuñ melā’ik her dem iderler ṭavāf
Hep cihān iy meh-liḳā sen şāha olmışdur muṭī‘
Leşker-i ġamzeñ kimüñle ṣaf ṭutup eyler maṣāf
Serverā sırr-ı dehānuñda senüñ ḥayrān ḫıred
‘Āciz olmış ‘uḳde-i zülfüñde ‘aḳl-ı mū-şikāf
İy göñül saña müsellem ṣanma bu derd ü belā
Çeşm-i pür-ḫışmı nigāruñ kimse’i ḳılmaz mu‘āf
Ḫırḳa-i ṣabrı giyüp eyler ḳanā‘atden kemer
Künc-i ġamda ‘Adli çün bulmaz nihāyet i‘tikāf

Günümüz Türkçesiyle

1. Güneş güzellik davasına kalkıp övünse bunun yeri yoktur, çünkü onun aynası senin yüzün gibi saf ve parlak değildir. (Mısradaki "vech" kelimesi hem "yüz" hem "sebep, yol" demektir: güneşin övünmeye hakkı da, senin gibi bir yüzü de yoktur.)

2. Gece bekçisi köpek gibi bekler, şarap içeni yakalamak ister. "Ey yardım dileyenlerin yardımcısı, korktuğumuz şeyden bizi kurtar." (İkinci mısra Arapça bir duadır.)

3. Ey ay yüzlü, yüzünün güzelliğinden yayılan nurun parıltısını görmek için melekler her an mahallenin Kâbe'sini tavaf ederler.

4. Ey ay yüzlü, bütün dünya sana, şaha boyun eğmiştir; gamzenin ordusu artık kiminle saf tutup savaşa girsin?

5. Ey efendi, ağzının sırrı karşısında akıl şaşkındır; kılı kırk yaran akıl, zülfünün düğümünü çözmekte âciz kalmıştır.

6. Ey gönül, bu dert ve belanın yalnız sana verildiğini sanma; sevgilinin öfke dolu gözü kimseyi bağışlamaz.

7. Adlî sabır hırkasını giyip kanaatten kuşak kuşanır, çünkü gam köşesindeki inzivasının sonu gelmez.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Gazel yedi beyittir ve remel bahrinin "fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redifi yoktur; kafiye "-âf" sesidir: lâf, sâf, nehâf, tavâf, masâf, mû-şikâf, mu‘âf, i‘tikâf. Gazel neşirde beş nüshada da bulunur (OR, T, M1, M2, İBB) ve divanın "fâ" harfiyle biten redifler bölümünün tek şiiridir. Nüsha farkları çoğunlukla tek kelimelik ayrılıklardır. OR ve T matlada "gün" yerine "göz" okur; o zaman güzellik davasına kalkan güneş değil göz olur. T altıncı beyitte "çeşm-i pür-hışm" (öfkeli göz) yerine "nergis-i çeşm" (nergis göz) okur. İBB maktaın ilk mısraını "her dem kanâ‘atdür işi" biçiminde verir. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.

Anlam ve Söz Sanatları

Matla bir güzellik yarışmasıyla açılır. Güneş güzellik iddiasında bulunup övünse yeri yoktur, çünkü onun aynası sevgilinin yüzü gibi saf değildir. "Vech" kelimesi sözlük anlamıyla hem "yüz" hem "sebep, yol" demektir; mısradaki "gün vechi yok" sözü hem "güneşin buna hakkı yok" hem "güneşin böyle bir yüzü yok" diye anlaşılır. Bu, tevriyedir. Sevgilinin yüzünü güneşten üstün tutmak divan şiirinde sık görülen bir abartmadır; burada güneşin yenilgisi aynanın saflığına bağlanır.

İkinci beyit gazelin en sıra dışı yeridir. Şarap içeni yakalamak için köpek gibi bekleyen gece bekçisi (ases), divan şiirinde zahid ve muhtesip gibi meyhane karşıtı tiplerden biridir. İkinci mısra tümüyle Arapçadır ve bir dua cümlesi olarak söylenir: "Ey yardım dileyenlerin yardımcısı, korktuğumuz şeyden bizi kurtar." Türkçe bir mısranın yanına Arapça bir dua koymak, bekçiden korkan rindin hâlini hem ciddi hem latifeli bir sese bürür. Üçüncü beyitte sevgilinin mahallesi bir Kâbe'dir; melekler orada sevgilinin yüzünün nurunu görmek için tavaf eder. Kâbe, tavaf ve melek kelimeleri arasında tenasüp vardır.

Dördüncü beyitte sevgili şahtır ve bütün dünya ona boyun eğmiştir. Gamze bir ordudur, ama karşısında savaşacak kimse kalmamıştır. Leşker (ordu), saf ve masâf (savaş meydanı) kelimeleri tenasüp içindedir; "saf" ile "masâf" arasında da ses yakınlığı vardır. Adlî'nin şiirlerinde sık görülen ironi bu beyitte vardır: dünyanın boyun eğdiği şah olarak anılan sevgilidir, oysa şiiri yazan bir hükümdardır. Beşinci beyitte küçük ağız ve düğümlü zülüf mazmunları akılla karşılaştırılır. "Mû-şikâf" sözlük anlamıyla "kılı yaran", yani en ince ayrıntıyı seçebilen demektir; zülfün kılı ile "kıl yaran" akıl arasında tenasüp kurulur. Altıncı beyitte gönül, derdin yalnız kendine ait olduğunu sanmaması için uyarılır.

Makta zühd ve tasavvuf kelimeleriyle kurulmuştur. Hırka dervişin giysisi, kemer onun kuşağıdır; "i‘tikâf" sözlük anlamıyla ibadet için bir süre mescide çekilmektir. Adlî gam köşesine çekilmiş bir derviş gibi sabır hırkasını giyer ve kanaat kuşağını kuşanır, çünkü bu inzivanın sonu yoktur. Hırka, kemer, köşe ve itikâf kelimeleri arasında tenasüp vardır. Bayram'ın girişinde aktarılan kaynaklar Bayezid'in tasavvufa ilgisinden söz eder; ama bu beytin o ilgiyle doğrudan bağını gösteren bir bilgi yoktur.

Kaynakça

  • Yavuz Bayram (hzl.), Adlî Dîvânı (Dîvân-ı Sultân Bâyezîd-i Sânî), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018, s. 86, şiir no. 48 (nüsha farkları s. 86 dipnotu); Bayezid'in tasavvufa ilgisi için giriş, s. 22. ekitap.ktb.gov.tr