Özgün Metin
Vezin: mef‘ūlü mefā‘īlü mefā‘īlü fe‘ūlün
Şā‘irdür ki nigārın leb-i la‘l-i teri yoḳ
Şol ṭūṭiye benzer ki ġıdāya şekkeri yoḳ
Nāveklerin ol ḳaşı kemān aldı tenümden
Ol ṭā’ire döndüm ki anuñ bāl ü peri yoḳ
Ḫākister idüp virdi tenüm bād-ı fenāya
Kimdür ki diyen āhum odınuñ şereri yoḳ
Vā‘iẓ ki Ceḥīm'ün ẓulümātın ider evṣāf
Fürḳat şebidür var ise k'anuñ seḥeri yoḳ
‘Adlī ser-i zülfüñle ayaġuñ tozın ister
Kim salṭanatında daḫı tāc u kemeri yoḳ
Günümüz Türkçesiyle
1. Sevgilisinin taze lal dudağı olmayan şair, yiyecek şekeri olmayan papağana benzer. (Papağan şekerle beslenip konuşur; şairi söyleten de sevgilinin dudağıdır.)
2. O kaşı yay sevgili oklarını bedenimden geri aldı; kanadı da tüyü de olmayan o kuşa döndüm. (Bedene saplanan okların tüyleri âşığa kanat olmuştu; oklar çekilince kanatsız kaldı.)
3. Ahımın ateşi tenimi kül edip yokluk rüzgârına savurdu; ahımın ateşinin kıvılcımı yok diyen kim?
4. Vaizin anlattığı Cehennem karanlıkları, eğer sabahı olmayan bir gece varsa, ayrılık gecesidir.
5. Adlî senin zülfünün ucunu ve ayağının tozunu ister, çünkü saltanatında artık ne tacı ne kemeri vardır.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Gazel beş beyittir ve hezec bahrinin "mef‘ûlü mefâ‘îlü mefâ‘îlü fe‘ûlün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "yok", kafiye "-eri" sesidir: teri, şekkeri, peri, şereri, seheri, kemeri. Her beyit bir eksikliği sayar ve redif bu eksikliği beyit sonunda tekrarlar. Gazel neşirde beş nüshada da bulunur (OR, T, M1, M2, İBB) ve divanın "kâf" harfiyle biten redifler bölümünü açar. Matlaın başı neşirde "Şâ‘irdür ki" diye basılmıştır, ama dipnottaki ana okuyuş "şâ‘irde" kelimesini verir; OR, İBB ve M1 "şâ‘ir", M2 ise "bir şâ‘ire yârüñ ki" okur. Anlam her okuyuşta aşağı yukarı aynı kalır. Üçüncü beyitte OR "fenâya" yerine "hazâna" (güze) okur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.
Anlam ve Söz Sanatları
Matla şiir ile aşk arasındaki ilişki üzerine bir hükümdür. Sevgilinin dudağı olmayan şair, şekeri olmayan papağana benzer. Divan şiirinde papağan (tûtî) şekerle beslenen ve kendisine öğretilen sözü tekrarlayan kuştur; dudak da tatlılığıyla şekere benzetilir. Böylece şairin söz söyleyebilmesi sevgilinin dudağına bağlanır. Dudak, şeker ve papağan arasında tenasüp vardır ve bütün beyit bir teşbih üzerine kuruludur.
İkinci beyit okçuluk imgesini beklenmedik bir yöne çevirir. Sevgilinin kaşı yaydır ve attığı oklar âşığın bedenine saplanmıştır. Okların arkasındaki tüyler âşığa kanat gibi olmuştu; sevgili oklarını geri alınca âşık kanatsız, tüysüz bir kuşa döner. Beyit bu şekilde anlaşılabilir; sevgilinin attığı okun bile âşık için bir kazanç olduğu söylenmiş olur. Üçüncü beyitte ahın ateşi teni kül edip yokluk rüzgârına vermiştir; bu kadar şeyi yakan bir ateşin kıvılcımı olmadığını kimse söyleyemez. Ateş, kül, rüzgâr ve kıvılcım kelimeleri tenasüp içindedir. Dördüncü beyitte vaizin Cehennem için anlattığı karanlıklar ayrılık gecesiyle karşılaştırılır: sabahı olmayan bir gece varsa o, ayrılık gecesidir. Dinî bir kavram aşk diliyle yeniden yorumlanır ve vaiz, zahid gibi, aşkın ne olduğunu bilmeyen biri olarak dolaylı biçimde anılır.
Makta gazelin en anlamlı beytidir. Adlî sevgilinin zülfünün ucunu ve ayağının tozunu ister, çünkü "saltanatında" tacı ve kemeri yoktur. Beyit iki imgeyi iki eşyayla eşleştirir: ayağın tozu başa konunca taç, zülüf bele sarılınca kemer olur. Mısrada önce zülüf, sonra toz sayılır, karşılıkları ise önce taç, sonra kemer diye gelir; sıranın karıştığı bu dizilişe leff ü neşr-i müşevveş denir. Beyit bu şekilde anlaşılabilir. Adlî'nin şiirlerindeki ironi burada en açık hâlini alır: saltanatında tacı ve kemeri olmadığını söyleyen, gerçekte tacı ve kemeri olan bir şehzade ya da padişahtır. Gerçek taç ve kemer sevgilinin ayağının tozu ve zülfü karşısında değersiz sayılır. Bu sözün Amasya yıllarına mı saltanat yıllarına mı ait olduğunu gösteren bir bilgi yoktur.
Kaynakça
- Yavuz Bayram (hzl.), Adlî Dîvânı (Dîvân-ı Sultân Bâyezîd-i Sânî), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018, s. 87, şiir no. 49 (nüsha farkları s. 87 dipnotu). ekitap.ktb.gov.tr






