Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Şöyle efkār oldı cismüm k'aña pīrāhen dirīġ
Ten eger budur aña ḫākister-i külḫan dirīġ
Ḫālini göstermeyüben ṣaldı zülfi dāmına
Murġ-ı cāndan ḳıldı ol ṣayyād bir erzen dirīġ
Ḳanlu yaşumı ne dem kim isteseñ ḥāżır durur
La‘l-i nābı eylemez ṭāliblere ma‘den dirīġ
Şādi-i vaṣl olmaz ise ġuṣṣa-i hicrüñ büyür
Devr-i la‘lüñde gedādan ḳılma dür derdin dirīġ
Ol gözi cellād hicrinde ölürsem dōstlar
Bu ġarībüñ māteminde eylemeñ şīven dirīġ
Ḥāṣıl-ı ḥüsnüñde ḫālüñ men‘ ḳılma k'eylemez
Çün kerīm olan gedādan dāne-i erzen dirīġ
Ger beḳāda ister iseñ fetḥ-i bāb-ı maġfiret
‘Adliyā ehl-i fenāya eyleme maḥzen dirīġ

Günümüz Türkçesiyle

1. Bedenim öyle bir hâle geldi ki ona gömlek bile yazık; ten eğer buysa, ona hamam ocağının külü bile çok görülür. (Neşir "efkâr" okur; kelime "düşünceli, dertli" anlamıyla alınabilir, ama aynı yazılış "efgâr", yani "yaralı" diye de okunabilir.)

2. O avcı benini göstermeden zülfünün tuzağını kurdu; can kuşundan bir darı tanesini esirgedi. (Ben tuzaktaki yeme, zülüf tuzağa benzetilir; kuş yem görmeden tuzağa düşmüştür.)

3. Kanlı gözyaşımı ne zaman istersen hazırdır; maden de saf lalini isteyenlerden esirgemez. (Kanlı yaş kırmızı lale, göz de lal madenine benzetilir.)

4. Kavuşma sevinci olmazsa ayrılığın kederi büyür; lal dudağının hüküm sürdüğü çağda dilenciden inci dermeyi esirgeme. Mısraın sonu tam açık değildir: "dür derdin" sözü "inci toplamak" diye anlaşılabilir, burada dudaktan dökülen tatlı söz ya da dişler kastediliyor olabilir.

5. Dostlar, o gözü cellat sevgilinin ayrılığında ölürsem, bu garibin yasında feryat etmeyi esirgemeyin.

6. Güzelliğinin hasadında benini yasaklama, çünkü cömert olan dilenciden bir darı tanesini esirgemez. (T, M1 ve M2 "darı tanesi" yerine "harman tanesi" okur.)

7. Ey Adlî, ahirette bağışlanma kapısının açılmasını istersen, fena ehlinden (dünyadan el çekmiş yoksul dervişlerden) hazineni esirgeme.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Gazel yedi beyittir ve remel bahrinin "fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "dirîġ"dir; "dirîġ etmek" esirgemek, bir şeyi birine çok görmek demektir. Kafiye "-en" sesidir: pîrâhen, külhan, erzen, ma‘den, şîven, mahzen. Dördüncü beyitteki "derdin" bu sese tam uymaz; "erzen" kelimesi de ikinci ve altıncı beyitlerde iki kez kafiye olur. Neşirde ayrı bir harf başlığı taşımaz ve bir önceki gazelle birlikte "gayn" harfi bölümünde yer alır. Beş nüshanın beşinde de bulunur (OR, T, M1, M2, İBB); T'de üçüncü beyit yoktur ve aynı nüsha matlada "k'aña" yerine "aña", dördüncü beyitte "la‘lüñde" yerine "la‘lüñden" okur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.

Anlam ve Söz Sanatları

Redif bütün gazeli esirgemek ve vermek kavramları etrafında toplar. Matlada âşığın bedeni o kadar zayıflamış ve yıpranmıştır ki ona gömlek giydirmek bile israftır; hamam ocağının külü bile ona çok görülür. "Külhan" sözlük anlamıyla hamamın ateş yakılan ocağıdır. İkinci ve altıncı beyitler aynı imgeyi iki yönden işler. İkinci beyitte sevgili bir avcıdır: zülfünü tuzak olarak kurar, ama yem olarak benini göstermez; can kuşu bir darı tanesi bile görmeden tuzağa düşer. Altıncı beyitte ise âşık sevgiliden o tek taneyi ister. Güzellik bir tarladır, ben bu tarlanın ürünüdür ve cömert olan kişi dilenciden bir darı tanesini esirgemez. T, M1 ve M2'deki "harman" okuyuşu bu tenasübü güçlendirir: hasat, harman ve dane aynı tarla dünyasının kelimeleridir.

Üçüncü beyitte âşığın kanlı gözyaşları ile lal taşı arasında bir benzetme kurulur. Göz bir madendir ve oradan çıkan kırmızı yaşlar laldir; maden, isteyenden lalini esirgemez. Dördüncü beytin ikinci mısraı ise tam açık değildir. "Devr-i la‘l" hem dudağın hüküm sürdüğü çağ hem de kırmızı şarabın elden ele dolaştığı meclis anlamına gelebilir; "la‘l" sözlük anlamıyla hem kırmızı değerli taş hem dudak hem de kırmızı şaraptır. Beşinci beyitte sevgilinin gözü cellattır; âşık öldüğünde dostlarından yasında feryat etmeyi esirgememelerini ister. Redif bu beyitte esirgenmemesi gereken bir şeye, yas tutmaya bağlanır.

Makta gazelin sesini değiştirir. Şair mahlasıyla kendine seslenir ve ahirette bağışlanma kapısının açılmasını istiyorsa "ehl-i fenâ"dan hazinesini esirgememesini söyler. Fenâ ile bekâ, yani yok olmak ile kalıcılık, tasavvufta karşıt kavramlardır ve beyitte tezat oluşturur. "Mahzen" sözlük anlamıyla hazine, ambar demektir. Sevgiliden bir tane isteyen âşık, son beyitte hazinesi olan biri olarak konuşur. Bir padişahın kaleminden çıktığı düşünüldüğünde bu öğüt, hükümdarın cömertliğine ve dervişlere yapılan bağışlara da işaret eder gibi okunabilir. Tezkireler Bayezid'in şairlere ve âlimlere bağışlarından söz eder, ama bu gazelin belli bir vesileyle yazıldığına dair bilgi yoktur.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar