Özgün Metin
Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün
Ḫançerüñden istemez ḳaṭ‘ā dil ü cān inḳıṭā‘
Tīġüñ üstine göñül cān virdügine ne nizā‘
Hem-dem olsa düşmen ile göñlüm ider el-firāḳ
Merḥabā itse raḳībe cānum eyler el-vedā‘
Çün niḳābın ref‘ ide ‘ışḳ ehline düşer ḫurūş
Ẕerreler ẓāhir olur gün nūrı bulsa irtifā‘
Dil-berüñ yolında ben resm eyledüm cān virmegi
‘Āşıḳa cevr ü cefā itmek sen itdüñ iḫtirā‘
Tā ebed tārīk ḳalmaz ẓulmet-i dünyā-yı dūn
‘Işḳ nūrı kim ṣala dil ḫānesi içre şu‘ā‘
Rūz-ı maḥşer nāle vü zāruñdan olmaz fā’ide
Eylemezseñ bunda ‘Adlī dād-ḫᵛāhı istimā‘
Māl-i ḳalbīdür hemān cem‘iyyetinden fā’ideñ
Tāc-ı şāhīden ne oldı ḫāṣıluñ ġayrı ṣudā‘
Günümüz Türkçesiyle
1. Gönül ve can senin hançerinden asla ayrılmak istemez; gönül kılıcının üstünde can verdiğine göre bunda çekişecek ne var?
2. Sevgili düşmanla yoldaşlık etse gönlüm "ayrılık" diye haykırır; rakibe merhaba dese canım veda eder.
3. Sevgili peçesini kaldırınca aşk ehli arasında feryat kopar; güneşin ışığı yükseldiğinde zerreler görünür hâle gelir. (Âşıklar güneş ışığında beliren toz zerrelerine, sevgilinin yüzü güneşe benzetilir.)
4. Sevgilinin yolunda can vermeyi ben âdet edindim; âşığa eziyet ve cefa etmeyi de sen icat ettin.
5. Aşkın nuru gönül evinin içine ışık saldıkça, bu alçak dünyanın karanlığı sonsuza dek karanlık kalmaz.
6. Ey Adlî, burada (bu dünyada) hak arayanın şikâyetini dinlemezsen, mahşer günü inleyip ağlamanın hiçbir faydası olmaz.
7. Beyit iki türlü okunabilir. Birinci okuyuşla: mal toplamaktan sana kalan fayda yalnızca kalp, yani değersiz bir maldır. İkinci okuyuşla: asıl faydan gönlün toplu ve huzurlu olmasından gelen gönül malıdır. İkinci mısra: şahlık tacından baş ağrısından başka ne elde ettin?
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Gazel yedi beyittir ve remel bahrinin "fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redifi yoktur; kafiye "-â‘" sesidir: inkıtâ‘, nizâ‘, el-vedâ‘, irtifâ‘, ihtirâ‘, şu‘â‘, istimâ‘, sudâ‘. Bu kafiye kelimelerinin çoğu Arapçadır ve gazele ağır, tumturaklı bir ses verir. Gazel neşirde beş nüshada da bulunur (OR, T, M1, M2, İBB) ve divanın "ayn" harfiyle biten redifler bölümünün tek şiiridir. İBB nüshasında son beytin ikinci mısraı yoktur. Altıncı beyitte "eylemezseñ bunda" ibaresi İBB'de "eylemez kevnde", OR'da "eylemezseñ günde" olarak geçer. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.
Anlam ve Söz Sanatları
İlk beş beyit âşık ile sevgili arasındaki bilinen ilişkiyi işler. Matlada "kat‘â" (asla, kesinlikle) ile "inkıtâ‘" (kesilme, ayrılma) aynı kökten gelir ve hançerin kesmesiyle tenasüp kurar; gönül kesen hançerden kesilmek istemez. İkinci beyit tezat üzerine kuruludur: sevgilinin düşmanla yoldaşlığı âşığa "el-firâk" (ayrılık) dedirtir, rakibe söylediği merhaba ise âşığın canına "el-vedâ‘" dedirtir. Merhaba ile veda, bir araya gelmek ile ayrılmak aynı beyitte karşı karşıya durur. Üçüncü beyitte sevgili güneştir; peçesini kaldırınca âşıklar, güneş yükselince havada görünür olan zerreler gibi ortaya çıkar. Zerre ile güneş arasındaki bu ilişki divan şiirinde âşığın küçüklüğünü ve sevgiliye bağlılığını anlatan bilinen bir imgedir. Dördüncü beyit "resm" (âdet) ile "ihtirâ‘" (icat) kelimelerini karşı karşıya getirir: can vermeyi âşık âdet edinmiştir, cefayı ise sevgili icat etmiştir. Beşinci beyitte aşkın nuru ile dünyanın karanlığı arasında tezat vardır.
Son iki beyitte gazelin sesi değişir. Altıncı beyitte şair mahlasıyla kendine seslenir ve hak arayanın sesini bu dünyada dinlemesini, aksi hâlde mahşer günü yapacağı feryadın işe yaramayacağını söyler. "Dâd-hᵛâh" sözlük anlamıyla "adalet isteyen, şikâyetçi" demektir. Mahlasın kendisi de "adaletle ilgili" anlamına gelir; Latîfî, Bayezid'in adalet kapısında İran'ın âdil hükümdarı Kisrâ gibi olduğu için "Adlî" mahlasını aldığını yazar. Bayram da giriş bölümünde Bayezid'in adalete önem verdiğini anlatır ve 41. gazelin 6. beytini buna örnek gösterir. Bu gazelin altıncı beyti aynı konuya değinir; bir hükümdarın ağzından okunduğunda şikâyet dinleme işi doğrudan saltanat görevine dönüşür.
Maktaın ikinci mısraında şah ile kul ilişkisi sevgili-âşık çerçevesinin dışına çıkar. "Tâc-ı şâhî", yani şahlık tacından elde edilen tek şeyin "sudâ‘" olduğu söylenir; bu kelime sözlük anlamıyla "baş ağrısı" demektir. Taç başa giyildiği için baş ağrısı ile taç arasında tenasüp vardır. İlk mısradaki "mâl-i kalbî" ifadesi iki yöne açıktır: "kalb" sözlük anlamıyla hem "gönül" hem "sahte, ayarı bozuk para" demektir, "cem‘iyyet" de hem "toplama" hem "gönül huzuru" anlamına gelir. Beyit, dünya malının ve saltanatın insana sağladığını sorgulayan bir öğüt olarak okunabilir. Âşık Çelebi'nin, Bayezid'in devlet işlerinden bunaldıkça şiire yöneldiğini söylemesi bu beyti akla getirir; ama beytin ne zaman ve hangi vesileyle yazıldığına dair bir bilgi yoktur.
Kaynakça
- Yavuz Bayram (hzl.), Adlî Dîvânı (Dîvân-ı Sultân Bâyezîd-i Sânî), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018, s. 83, şiir no. 45 (nüsha farkları s. 83 dipnotu); Latîfî'nin mahlas hakkındaki sözü için giriş, s. 10, dipnot 46; adalet vurgusu ve G.41-6 için giriş, s. 22-23. ekitap.ktb.gov.tr
- Yavuz Bayram, "Adlî (Sultan Bâyezîd-i Velî bin Fatih Sultan Mehmed)", Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü (TEİS), https://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/adli-sultan-bayezid-i-veli-bin-fatih-sultan-mehmed (Âşık Çelebi'nin değerlendirmesi).
Çevrimiçi kaynaklar






