Özgün Metin

Vezin: mefā‘īlün mefā‘īlün mefā‘īlün mefā‘īlün

Niçe bir ben ża‘īfe derd ü ġamda ḫaste-ḥāl olmaḳ
Gözüñ bīmārı gibi her zamānda bī-mecāl olmaḳ
Gehī ṭurrañ gibi başdan çıḳup şūrīde-ḥāl olmaḳ
Gehī zülfüñ gibi ayaġa düşüp pāy-māl olmaḳ
Behey kāfir Müselmānlıḳ yolında var mıdur bu kim
Ḥarāmī gözlerüñe ḳanumı içmek ḥelāl olmaḳ
Tereddüt çekmeye aġyār la‘lüñ iltifātına
Baña mı ḳaldı vaṣluñ istemek fikr-i muḥāl olmaḳ
Baña gelmiş durur ḳaşuñ ġamından çün hilāl olmaḳ
Saña lāyıḳdur iy meh āftāb-ı bī-zevāl olmaḳ
Behey ‘Adlī ḫam-ı zülfi gibi dāl olmasa ḳaddüñ
Nedür bu ḫalḳ arasında bu deñlü ḳīl ü ḳāl olmaḳ
Hevā-yı ‘ışḳı dil-dāruñ dimāġuñ eylese muḥtel
Esās-ı salṭanatda ṭañ degüldür iḫtilāl olmaḳ

Günümüz Türkçesiyle

1. Ben zavallı ne zamana kadar dert ve gam içinde hasta düşeceğim, senin hasta gözün gibi her an dermansız kalacağım? (Divan şiirinde sevgilinin baygın, süzgün gözü "hasta" diye anılır. T nüshası "gamda" yerine "gamdan" okur.)

2. Kâh perçemin gibi başımdan çıkıp perişan olmak, kâh zülfün gibi ayağa düşüp çiğnenmek. (Perçem başın üzerinden dağılır, zülüf ayaklara kadar uzanır; âşık da aklını yitirir ve ayaklar altında kalır.)

3. Hey kâfir, Müslümanlık yolunda böyle bir şey var mıdır ki senin haydut gözlerine benim kanımı içmek helal olsun? (Sevgili gönül çaldığı için kâfir diye anılır; "harâmî" haydut demektir ama içinde "haram" sesi duyulur.)

4. Rakipler senin lal dudağının iltifatına hiç bekletilmeden erişirken, kavuşmanı istemek ve imkânsız bir düşünceye kapılmak bana mı kaldı? (İlk mısra iki türlü okunabilir: "çekmeye" sözü "çekmesin" anlamında bir dilek ya da "gidip gelmeye" anlamında bir isim olarak anlaşılabilir. Her iki okuyuşta beytin sonucu aynıdır: ilgi rakiplere gider, âşığa yalnız imkânsız bir dilek kalır.)

5. Kaşının gamından hilal olmak (hilal gibi incelip eğilmek) bana düştüğüne göre, ey ay yüzlü, sana da hiç batmayan bir güneş olmak yakışır.

6. Hey Adlî, boyun onun zülfünün kıvrımı gibi "dal" harfine dönmeseydi, halk arasında bu kadar dedikodu ne diye olurdu? (Arap harflerindeki "dal" eğri biçimiyle iki büklüm olmuş boyu anlatır.)

7. Sevgilinin aşk hevesi aklını bozarsa, saltanatın temelinde karışıklık çıkması şaşılacak şey değildir. (OR nüshası "dimâġuñ" yerine "dimâġum", yani "beynimi" okur. M2'de bu beytin ikinci mısraı yoktur.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Gazel yedi beyittir ve hezec bahrinin dört "mefâ‘îlün"den oluşan uzun kalıbıyla yazılmıştır. Redif "olmak", kafiye "-âl" sesidir: haste-hâl, bî-mecâl, şûride-hâl, pây-mâl, helâl, muhâl, hilâl, bî-zevâl, kîl ü kâl ve ihtilâl. Matladan başka ikinci ve beşinci beyitlerin de iki mısraı kafiyelidir; bu yüzden gazelde "-âl olmak" sesi alışılandan sık duyulur. Gazel neşirde beş nüshanın beşinde de bulunur (OR, T, M1, M2, İBB) ve divanın "kâf" harfiyle biten redifler bölümündedir. Yapı bakımından dikkat çeken nokta, mahlasın son beyitte değil altıncı beyitte geçmesidir; yedinci beyit mahlas beytinden sonra gelir ve M2 nüshasında bu beytin ikinci mısraı eksiktir. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazel bir yakınmayla açılır. Âşık, sevgilinin "hasta" gözü gibi her an dermansızdır. Divan şiirinde sevgilinin baygın bakışlı gözü hasta sayılır; âşığın hastalığı bu gözden geçmiş gibidir ve iki hastalık arasında bir benzetme kurulur. İkinci beyitte saçın iki biçimi âşığın iki hâline karşılık olur. Perçem başın üzerinden dağıldığı gibi âşık da "başdan çıkar", yani aklını yitirip perişan olur; zülüf ayağa kadar uzandığı gibi âşık da ayaklar altında çiğnenir. "Kâh... kâh..." diye ilerleyen iki mısra birbirine denk kurulmuştur; baş ile ayak, perçem ile zülüf arasında hem tezat hem tenasüp vardır.

Üçüncü beyit din dilini aşk diline taşır. Sevgili gönül çaldığı için "kâfir" diye anılır. Gözleri âşığın kanını içer ve şair, Müslümanlık yolunda bunun helal olup olmadığını sorar. "Harâmî" sözlük anlamıyla haydut, yol kesen demektir; ama kelimede "haram" sesi duyulur ve mısra sonundaki "helâl" ile tezat kurar. Dördüncü beyitte rakipler sahneye girer: sevgilinin dudağının ilgisi onlara gider, âşığa ise imkânsız bir kavuşma düşüncesi kalır. "Tereddüd" kelimesi sözlük anlamıyla gidip gelme, kararsız kalma demektir; mısra iki türlü okunabildiği için çeviride iki anlam da gösterildi.

Beşinci beyitte gök cisimleri devreye girer. Âşık sevgilinin kaşının gamından hilal gibi incelmiş, eğilmiştir; kaş da biçimiyle hilale benzer. Sevgiliye ise "bî-zevâl", yani hiç batmayan bir güneş olmak yakışır. Hilal ile güneş, eksilen ile hiç eksilmeyen arasındaki karşıtlık beytin anlamını taşır. Altıncı beyit Arap harfleriyle kurulmuştur. Adlî'nin boyu sevgilinin zülfünün kıvrımı gibi "dal" harfine dönmüştür ve halkın dedikodusu bundandır. "Kîl ü kâl" sözlük anlamıyla dedikodu, laf demektir; kafiyede öteki "-âl" sesleriyle birleşir.

Yedinci beyit gazelin en ağır sözünü söyler. Aşk hevesi insanın aklını bozarsa, saltanatın temelinde ihtilal olması şaşılacak şey değildir. "Muhtel" sözlük anlamıyla bozulmuş, düzeni kaçmış demektir; aynı kökten gelen "ihtilâl" ise karışıklık, düzenin bozulmasıdır. İki kelime arasındaki bu kök ortaklığı beyte bir iç ahenk verir. "Hevâ" kelimesi de sözlük anlamıyla hem hava hem istek demektir ve "dimâğ" (beyin) ile birlikte düşünüldüğünde baş dönmesini andırır. Adlî'nin şiirlerinde sık görülen ironi burada vardır, ama ters yönden: aşkın bir saltanatı sarsabileceğini söyleyen, kendisi saltanat sahibi olan ya da olacak bir şairdir. Beytin şairin hayatındaki belli bir olayla ilgili olduğunu gösteren bir kaynak yoktur.

Kaynakça

  • Yavuz Bayram (hzl.), Adlî Dîvânı (Dîvân-ı Sultân Bâyezîd-i Sânî), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018, s. 89, şiir no. 51 (nüsha farkları s. 89 dipnotu). ekitap.ktb.gov.tr