Özgün Metin
Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün
Görse bülbül nāleler eyler cemālini gülüñ
Gūş olupdur gül işitmege fiġānın bülbülüñ
Gül yüzüñ rengi ḥayādan ġarḳ-ı āb itdi güli
Pīç ü tāb-ı kākülüñ tābın giderdi sünbülüñ
Boynumı burdı benefşe ḫaṭṭuñuñ sevdāları
Göñlümi sevdāyile başdan çıḳardı kākülüñ
Murġzāruñ murġ-ı zārı olalıdan cān u dil
Ṣıḳlıġın diñdürdi feryādum çemende bülbülüñ
Eşk-i çeşmüñden gül-āb itseñ yeridür ‘Adliyā
Tāc-ı şāhīden baş aġrısı degül mi ḥāṣıluñ
Günümüz Türkçesiyle
1. Bülbül gülün güzelliğini görünce feryatlar eder; gül de bülbülün feryadını işitmek için kulak kesilmiştir.
2. Gül yüzünün rengi, utancından gülü sulara gark etti; kâkülünün kıvrımı ve parıltısı sümbülün parlaklığını giderdi. (Utanan kişi ter döker; gülün ıslaklığı bu utancın teri olarak düşünülmüştür. Beyit bu şekilde anlaşılabilir.)
3. Senin ayva tüylerinin sevdası menekşenin boynunu büktü; kâkülün de sevdayla gönlümü başımdan çıkardı. (Menekşe boynu bükük bir çiçek olarak anılır; yanaktaki ince tüyler, yani hat, koyu rengiyle menekşeye benzetilir.)
4. Gönül ve can senin kuşluğunun inleyen kuşu olalı beri, feryadım çimende bülbülün sık sık ötüşünü dindirdi. ("Sıklık" kelimesi burada bülbülün art arda, yoğun ötüşü olarak anlaşılmıştır. T nüshası "diñdürdi" yerine "giderdi" okur.)
5. Ey Adlî, gözünün yaşından gülsuyu yapsan yeridir; şahlık tacından eline geçen baş ağrısı değil midir? (M2 nüshasında bu beytin ikinci mısraı yoktur.)
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Gazel beş beyittir ve remel bahrinin "fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif ek hâlindeki "-üñ / -uñ" (senin, onun), kafiye "-ül" sesidir: gül, bülbül, sünbül, kâkül ve maktada hâsıl. "Bülbül" kelimesi matlada ve dördüncü beyitte iki kez kafiye olur. Gazel neşirde beş nüshanın beşinde de bulunur (OR, T, M1, M2, İBB) ve divanın "kef" harfiyle biten redifler bölümündedir. M2 nüshasında maktaın ikinci mısraı yoktur; öteki tek fark, dördüncü beyitte T'nin "dindirdi" yerine "giderdi" okumasıdır. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.
Anlam ve Söz Sanatları
Gazel divan şiirinin en bilinen çiftiyle, gül ile bülbülle açılır. Bülbül gülün güzelliğini görünce inler, gül de bülbülün feryadını işitmek için kulak kesilir. Bülbül âşığı, gül sevgiliyi anlatır; ama bu matlada gül de bülbüle ilgisiz değildir. Görmek ile işitmek, nâle ile figân arasında tenasüp kurulur. İkinci beyitte sevgilinin yüzü bahçenin çiçeklerini geride bırakır. Gül yüzün rengi karşısında gül utanıp terler; kâkülün kıvrımı ve parıltısı da sümbülün parlaklığını giderir. "Tâb" sözlük anlamıyla hem kıvrım hem parlaklık ve güç demektir; mısrada iki kez kullanılması bir cinas oluşturur. Sevgilinin çiçeklerden üstün tutulması bir teşbih-i tafdil, yani benzetilenin üstün gösterildiği bir benzetmedir.
Üçüncü beyit iki "sevdâ" kelimesiyle kurulur. Sevgilinin ayva tüyleri menekşenin boynunu bükmüştür; menekşe divan şiirinde boynu bükük, mahzun bir çiçek olarak anılır ve beyit bu görünüşü hayalî bir sebebe bağlar. Bu bir hüsn-i talil örneğidir. Kâkül de âşığın gönlünü sevdayla başından çıkarmıştır. "Sevdâ" sözlük anlamıyla hem aşk hem kara renk demektir ve koyu renkli tüylerle saçın yanında iki anlamı birden taşır. Boyun ile baş, menekşe ile kâkül arasında tenasüp vardır.
Dördüncü beyitte ses oyunu öne çıkar. "Murgzâr" sözlük anlamıyla kuşların bulunduğu yer, çayırdır; "murg-ı zâr" ise inleyen kuş demektir. İki söz arasındaki ses benzerliği bir cinas kurar. Âşığın gönlü ve canı sevgilinin bahçesinin inleyen kuşu olmuştur ve feryadı çimendeki bülbülü bile susturmuştur. Böylece matlada gülü ağlatan bülbül, dördüncü beyitte âşığın feryadı karşısında sesini keser.
Makta Adlî'nin şiirlerindeki ironinin en keskin örneklerinden biridir. Şair kendine seslenir: gözyaşından gülsuyu yapsa yeridir, çünkü şahlık tacından eline geçen yalnız baş ağrısıdır. Divan şiirinde gülsuyu baş ağrısına iyi gelen bir şey olarak anılır; beyit bu bağlantıyla anlaşılabilir. Gül-âb kelimesi gazelin başındaki gülü de son beyte taşır. Taç ile baş, baş ağrısı ile gülsuyu arasında tenasüp vardır. Tacın getirdiği tek şeyin baş ağrısı olduğunu söyleyen şair bir şehzade ya da padişahtır; bu yüzden beyit bir âşığın yakınmasından öte, tahtın yüküne dair bir söz olarak da okunabilir. Beytin Amasya yıllarına mı saltanat yıllarına mı ait olduğunu gösteren bir bilgi yoktur.
Kaynakça
- Yavuz Bayram (hzl.), Adlî Dîvânı (Dîvân-ı Sultân Bâyezîd-i Sânî), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018, s. 94, şiir no. 56 (nüsha farkları s. 94 dipnotu). ekitap.ktb.gov.tr






