Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Her gice zülfüñ ġamından dil perīşāndur senüñ
Mihr-i ruḫsāruñla her gün şād u ḫandāndur senüñ
İy göñül Ferhād'a nisbet eyleme derdüm benüm
Kūh çāk itdiyse ol çāk itdügüñ cāndur senüñ
Ġamze-i ḫūn-rīz ü ḫūn-ḫᵛāruñ çi ger ḳattāldür
La‘l-i mey-gūnuñ velī ser-çeşme-i cāndur senüñ
Yūsuf-ı Mıṣrī'ye ḳıymet aġırı altunimiş
Ḫāk-i pāyuñ cevheri biñ cāna erzāndur senüñ
Genc-i ḥüsnüñ almaḳ ister düzd-i dil bilmez anı
Zülfüñüñ ejderleri aña nigeh-bāndur senüñ
Kātib-i Ḳudret berāt-ı ḥüsnüñ imlā ideli
Ḳaşlaruñ ṭuġrāsı ol menşūra ‘unvāndur senüñ
Sen bu ḥüsn ile cihān milkine ṣulṭān olalı
‘Adli ḳuluñ milket-i Rūm içre ṣulṭāndur senüñ

Günümüz Türkçesiyle

1. Sana ait olan gönül her gece zülfünün gamıyla perişan olur, her gün de yanağının güneşiyle sevinçli ve güleryüzlüdür. (Siyah zülüf geceye, parlak yanak güneşe ve gündüze benzetilir.)

2. Ey gönül, benim derdimi Ferhad'ınkiyle bir tutma; o dağı yardıysa, senin yardığın candır. (Ferhad, Şirin'e kavuşmak için dağı delen efsanevi âşıktır.)

3. Kan döken ve kan içen gamzen her ne kadar katil ise de, şarap renkli lal dudağın can pınarıdır. (Gamze öldürür, dudak can verir. T nüshası "ser-çeşme" yerine "bil-çeşme" okur.)

4. Mısırlı Yusuf'a ağırlığınca altın değer biçilmiş; senin ayağının toprağının cevherine ise bin can bile ucuzdur. (Yani o toprağın bedeli olarak bin can vermek az gelir.)

5. Gönül hırsızı güzellik hazineni almak ister, ama bilmez ki zülfünün ejderleri o hazinenin bekçisidir. (Divan şiirinde hazinenin başında yılan ya da ejderhanın beklediği düşünülür; kıvrım kıvrım zülüf bu ejderhalara benzetilir.)

6. Kudret kâtibi (Allah) güzelliğinin beratını yazdırdığından beri, kaşlarının tuğrası o fermanın başlığıdır. (Berat ve menşur, padişahın verdiği belgelerdir; tuğra, padişahın adını taşıyan ve belgenin başına çekilen işarettir. Kaş, kavisli biçimiyle tuğraya benzetilir.)

7. Sen bu güzellikle dünya mülkünün sultanı olalı, senin kulun Adlî de Rum ülkesinde sultandır.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Gazel yedi beyittir ve remel bahrinin "fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "-dur senüñ", kafiye "-ân" sesidir: perîşân, handân, cân, erzân, nigeh-bân, unvân ve sultân. "Cân" kelimesi ikinci ve üçüncü beyitlerde iki kez kafiye olur. Redifteki "senüñ" (senin) sözü her beyitte başka bir kelimeye bağlanır ve bütün gazeli sevgiliye yönelik bir sesleniş hâline getirir. Gazel neşirde beş nüshanın beşinde de bulunur (OR, T, M1, M2, İBB) ve divanın "kef" harfiyle biten redifler bölümündedir. Neşirde kaydedilen tek nüsha farkı, üçüncü beyitte T'nin "ser" yerine "bil" okumasıdır. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.

Anlam ve Söz Sanatları

Matla gece ile gündüzü karşı karşıya koyar. Âşığın gönlü geceleri zülfün gamıyla perişan, gündüzleri yanağın güneşiyle sevinçlidir. Zülüf siyahlığıyla geceye, yanak parlaklığıyla güneşe karşılık gelir. "Perîşân" kelimesi sözlük anlamıyla dağınık demektir ve zülfün dağınıklığını da düşündürür. Gece ile gün, perişan ile şad arasındaki tezat beytin iki mısraını birbirine denk kılar. İkinci beyitte Ferhad anılır. Ferhad Şirin için dağı yarmıştır, ama âşığın gönlünün yardığı şey kendi canıdır. Böylece efsanevi âşığın emeği, âşığın derdinden küçük gösterilir.

Üçüncü ve dördüncü beyitler sevgilinin değerini ölçer. Gamze kan döken bir katildir, dudak ise şarap renkli bir can pınarıdır; kan dökmek ile can vermek arasındaki tezat açıktır. Dördüncü beyitte Hz. Yusuf'a yapılan telmih vardır. Yusuf, güzelliğiyle bilinen peygamberdir ve Mısır'da satılmıştır; şiirde ona ağırlığınca altın değer biçildiği söylenir. Sevgilinin ayağının toprağı ise o kadar değerlidir ki bin can bile onun yanında ucuz kalır. "Erzân" sözlük anlamıyla ucuz demektir. Altın, cevher, kıymet ve ucuzluk kelimeleri bir alışveriş tenasübü kurar.

Beşinci beyitte güzellik bir hazineye, âşığın gönlü bir hırsıza benzetilir. Hırsız hazineyi almak ister, ama zülfün ejderleri onu bekler. Hazine başında yılan ya da ejderhanın beklediği düşüncesi divan şiirinde sık kullanılır; zülfün kıvrımları bu bekçilere benzetilmiştir. Altıncı beyit saray kâtipliğinin diliyle kurulmuştur. Allah, "Kudret kâtibi" olarak sevgilinin güzelliğine bir berat yazdırmıştır ve kaşlar bu fermanın başındaki tuğradır. Kâtib, berat, imlâ, tuğra, menşur ve unvan kelimeleri arasında güçlü bir tenasüp vardır. Bu kelimeler Osmanlı divan teşkilatının gündelik terimleridir; fermanlarının başına kendi tuğrası çekilen bir padişahın şiirinde bu benzetme ayrıca dikkat çeker.

Makta Adlî'nin şiirlerindeki ironinin en açık örneklerinden biridir. Sevgili güzelliğiyle bütün dünyanın sultanı olmuştur; Adlî ise onun kuludur ve bu kul "milket-i Rûm", yani Rum ülkesi içinde sultandır. "Rum" sözlük anlamıyla Anadolu ve Osmanlı topraklarını anlatır. Beyit kul ile sultanı aynı kişide birleştirir: şair sevgilinin kuludur, ama kendi ülkesinde sultandır. "Milk" ile "milket" arasındaki ses ve anlam yakınlığı, dünya mülkü ile Rum ülkesini karşı karşıya koyar. Bu ifadeden gazelin saltanat yıllarında yazıldığı sonucunu çıkarmak bir yorum olur; şiirin tarihine dair kaynaklarda bilgi yoktur.

Kaynakça

  • Yavuz Bayram (hzl.), Adlî Dîvânı (Dîvân-ı Sultân Bâyezîd-i Sânî), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018, s. 92, şiir no. 54 (nüsha farkları s. 92 dipnotu). ekitap.ktb.gov.tr